Fethullah Gülen, Ortodoks Yahudilerin “sağlıklı ve sağlam nesil” (DorYeshorim) projelerinden hareketle oluşturmaya çalıştığı “altın nesil” projesi çerçevesinde kendine has retorik (belâgat) ile ana merkezine aldığı kapsayıcı bir “ulus ötesi proje” ile neyi amaçladığı hâlâ çok kişi tarafından tefhim olmamış olması düşündürücüdür.
Fethullah Gülen’in yakınında uzun yıllar hizmette bulunmuş kişilerin işi teatral bir anlatımla basitleştirmeye çalışmaları, asıl konunun küresel boyutunun vahametini hâlâ kavrayamamış olmalarını ortaya koymaktadır.
ABD’nin eski Başkanı Jimmy Carter’ın ulusal güvenlik danışmanı ZbigniewBrzezinsi; “gelecekte jeopolitiğin önemini kaybedeceğini, ulus devlet sınırları yerine, kişilerin sınırlarının çizilmeye başlanacağını” iddialı sözlerle ifade ederken, belli ki Gülenist gibi küresel hareketlere işaret ettiği gayet aşikardır.
Bilindiği üzere ABD tarafından, “ılımlı İslam” projesi çerçevesinde “ılımlı İslam hareketleri” oluşturulmasına her zaman büyük katkılar sağladığı bilinen bir gerçektir. Bu projenin gerçekleşebilmesi için; NED (Ulusal Demokrasi Vakfı), NDI (Uluslararası Cumhuriyetçi Enstitüsü), CSID (İslam ve Demokrasi Çalışma Merkezi) gibi NGO kuruluşlar ABD tarafından büyük destek görmektedir. Bu kuruluşların Gülenist ve benzeri hareketlerle her zaman için dirsek teması içerisinde olması kuvvetle muhtemeldir.
ABD ulusal güvenlik danışmanı ZbignievBrzezinsi’nin yıllar önceden vurguladığı belli amaçlara matuf hizmet hareketinde bulunan kişilerin küresel sınırlarına baktığımızda bu ve benzeri projelerin gerçek amacını anlamak mümkün olmaktadır.
Şöyle ki, “Hizmet Hareketi” mimarı Fethullah Gülen, “Minhaçül Kur’an” hareketini başlatan Pakistanlı Muhammed Tahir ül Kadri ve Mısır El Ezher Üniversitesi Baş İmamı Şeyh Ahmet Muhammed el Tayip’in “Dinlerarası ve Kültürlerarası Diyalog” kapsamında küresel boyutta faaliyet göstermeleri ve özellikle bu üç saç ayaklı hareketlerin ilk iki ayağını oluşturan Türkiye ve Pakistan cenahlarının küresel boyutta eğitim kurumları kurmaları dikkat çekicidir.
15 Temmuz darbe kalkışmasından sonra, Almanya’da düzenlenen “Demokrasi Mitingi” ne Türkiye’den canlı yayınla bağlanmak isteyen Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayip Erdoğan’a izin verilmezken, El Ezher Üniversitesi Baş İmamı, Şeyh Ahmet Muhammed el Tayip’in, Mayıs’ta Almanya’ya yaptığı ziyaret sırasında, Almanya Federal Parlamentosu’nda konuşma yapmak üzere kürsüye çıkarken, “dinlerarası diyalogu teşvik eden barış elçisi” olarak takdim edilmesi ZbignievBrzezinsi’nin tezini doğrular niteliktedir.
Büyük umutlarla Anglo-Amerikan politikalar gereği küresel boyutlara taşınan bu hizmet hareketleri, ne yazık ki bütün İslami dokuları zedeleyerek sırf Batı’nın çıkarlarına hizmet eder duruma dönüştürülmüşlerdir.
Geçmişte CIA tarafından oluşturulan, Opus DEI ve MOON teşkilatları ile bu hareketlerin faaliyetlerinin örtüşüyor olması çok büyük önem arz etmektedir. 1934 yılında JpsemariaEscriva tarafından kurulan Opus DEI’nin 3 milyar dolarlık serveti, 15 üniversitesi, 97 teknik okulu ve 36 ilköğretim okulu olup, teşkilatlanma bakımından Gülenist hareketle tıpa tıp benzerlik oluşturmaktadır. Opus DEI’ye bağlı birincil grup olarak adlandırılan “Numerarid” üyeler, Opus Dei evlerinde yaşamlarını sürdürmekte ve Gülen’in “abi ve abla” faaliyetlerini çağrıştıran çalışmalar yapmaktadırlar.
Türkiye’de siyasi, askeri ve bürokrasinin kılcal damarlarına kadar nüfus eden ve yıllarca karabasan politikalarla Türkiye’nin gelişmesine gem vuran Gülenist hareket, Erbakan döneminde oluşturulan D-8 projesi başta olmak üzere, İran ve diğer Müslüman ülkelerle başlatılan yakınlaşma politikalarını engellemek adına büyük gayret sarf etmiştir.
Refah-Yol Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın İran ile başlattığı ve doları bypass etmeyi amaçlayan TL-Riyal ile iki ülke arasındaki yeni ticaret şeklinin, bugün Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayip Erdoğan tarafından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e iki ülke ticaretinde TL- Ruble kullanımını önermesi geçmiş hatalardan geri dönülmesi babında üzerinde düşünülmesi gereken yeni bir yaklaşım olsa gerek.