Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, İslam’ı bir hayat nizam olarak gönderen, hesap gününün hâkimi, Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.
İnsan, Sünnetullahtan bağımsız hareket edebilir mi İslam’ın itikat esaslarına baktığımızda insanın, onu yoktan var eden, Allah’ın iradesini aşarak bir şeyi ortaya koyması imkânsızdır.
Allah, kullarının iman, küfür, isyan, ibadet ve itaat olan bütün fiillerinin yaratıcısıdır. Materyalistlerin dediği gibi kul, fiil ve hareketlerinin yaratıcısı değildir. Zira insan, fiillerinin neticesini bütün detaylarıyla bilemez. Bilmediği bir fiilin yaratıcısı da olamaz. Zümer 62: “Allah, her şeyi yaratandır...” Kul fiilini seçen ve işleyen, Allah ise yaratandır. Kulun işlediği ihtiyari fi¬iller, Allah’ın iyi gördüğü şeylerden ise, kul sevap alır; kötü gördüğü şeylerden ise kul cezalandırılır. Kulların yaptığı iyi ve güzel olan fiillere Allah’ın rızası vardır. Şer olan fiillere ise, gazabı vardır. Hak ile Batıl, Hayır ile Şer, Helal ile Haram, kulun önüne konulmuştur. Bunlara uyup uymamak kulun seçimine bırakılmıştır.
İNSAN VE NİZAM
İnsan, yaratılmışların en şereflisidir. Onu varlıkların en şereflisi kılan, Allah(c.c)’ın diğer varlıklardan farklı olarak, ona verdiği nimetlerdir. Bu nimetler: 1- AKIL VE İMAN NİMETİ: İnsan akılla Allah’ı bilir, tanır ve iman eder. Peygamberimiz (s.a.v) aklı şöyle tanımlamıştır: “Akıl, hak ile batılı birbirinden ayıran kalp içinde bir nurdur.” 2- DÜŞÜNCE VE MUHAKEME NİMETİ: İnsan bununla doğruyu yanlıştan ayırır. İLİM bunun sonucudur. 3- HİS VE SEVGİ NİMETİ: Bununla insan iyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayırır. DİN VE AHLAK bunun sonucudur. 4- İRADE VE İSTEK NİMETİ: Bununla insan faydalıyı zararlıdan ayırır. EKONOMİ, TİCARET ve İKTİSAT bunun sonucudur. 5- ÜNSİYET NİMETİ: Bununla insan adaleti zulümden ayırır. SİYASET, ADALET ve HUKUK bunun sonucudur. 6- CÜZİ İRADA NİMETİ: İnsan hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, faydalıyı zararlıdan, adaleti zulümden, hayrı şerden ayırdıktan sonra bunlardan birisini cüzi iradesiyle seçer. 7- İSLAM NİMETİ: İnsan kendisini saadete götürecek hak ve adalet ölçülerini yukarıda sayılan altı nimetle bulamaz. Çünkü bu nimetler yeterli değildir. Allah (c.c), Rahman ve Rahim sıfatı gereği bizlere KİTAP ve PEYGAMBER göndermiş, saadetimizi sağlayacak hak ve adalet ölçülerini bizzat kendisi bildirmiştir. Bu hak ve adalet ölçülerine dayanan nizam İSLAM dinidir. Allah insana verdiği nimetlerini İSLAM ile tamamlamıştır. “…Bugün size dininizi ikmal ettim, (böylelikle) size olan nimetimi tamamladım ve sizin için razı olduğum din olarak İslam’ı seçtim…” (Maide: 3) İnsanlar İslam’dan başka bir düzen ile saadet bulmazlar. Bu mümkün olsaydı Allah (c.c) İSLAM dinini göndermezdi. “Kim, İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” (Ali İmran: 85)
Bu nimetler dünya imtihanımızın sebebidir. “Gerçek şu ki, biz insanı katışık bir nutfeden yarattık; onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık. Şüphesiz biz ona yolu (İslam’ı) gösterdik. İster şükreden, ister inkârcı nankör bir kul olsun.” (İnsan: 2 -3)
İnsanın tercih edip yöneleceği bir HAK var, birde BATIL var.
HAK İslam’dır. Hiç bir şart altında değişmeyen gerçektir. Islah yoludur. Marufu, adaleti, iyiliği emreder. Münkeri, zulmü, kötülüğü yasaklar. Bu yolu tarih boyunca peygamberler ve onların yolundan yürüyen takva sahibi şuurlu Müslüman topluluklar temsil etmişlerdir. İnsanlık ne zaman bu yolda yürümüşse saadet bulmuştur. Günümüzde hakkı üstün tutmayı MİLLİ GÖRÜŞ=SAADET PARTİSİ ve MİLKO’lar temsil etmektedir.
BATIL Materyalizm’dir. Her şart altında yanlış olan şeydir. İfsat yoludur. Münkeri, zulmü, kötülüğü emreder. Marufu, adaleti, iyiliği yasaklar. Bu yolu tarih boyunca Şeytan’ın hilelerine aldanarak nefislerini ilah edinenler, Nemrutlar, Firavunlar, Ebu cehiller temsil etmişlerdir. İnsanlık ne zaman bu fasit yolda yürümüşse, bunalıma düşmüş ve helak olmuştur. Günümüzde kuvveti üstün tutan bu batıl yolu, ırkçı emperyalizm, işbirlikçi partiler, medya ve sermaye temsil etmektedir.
Milli Görüşün savunduğu ve telkin ettiği düzen ADİL DÜZEN’dir. IRKÇI EMPERYALİZM’in savunduğu ve telkin ettiği düzen ise vahşi, zalim FAİZCİ KAPİTALİZM düzenidir.
HAK ANLAYIŞLARI
Hakka ve batıla dayanan düzenlerin birbirinden farklı hak anlayışları vardır.
Milli Görüşe göre hak dört şeyden doğar. Bunlar: 1- Doğuştan insanlara verilen haklar, Temel insan hakları; a. Yaşama hakkı, b. Mülkiyet hakkı, c. İnanç Hürriyeti (4 unsuru ile birlikte: ifade hürriyeti, öğrenim hürriyeti, örgütlenme hürriyeti, inandığı gibi yaşayabilme ve ibadet hürriyeti) d. Neslin muhafazası hakkı, e. Aklın muhafazası hakkı, f. Bilinen diğer temel insan hakları hürriyetleri (seyahat, iş tutabilme, meslek seçebilme gibi), 2- Emek. 3- Rıza ile yapılan anlaşma ve mukaveleler. 4- Adalet gereği doğan haklardır. Toplumun din ve ahlakta, ilimde, talim ve terbiyede, iktisat ve ekonomide, siyaset, adalet ve hukukta saadet bulabilmesi için uyacağı esaslar bir düzen olarak, bu doğru hak anlayışına dayanmalıdır. SAADET PARTİSİ’NİN savunduğu ve kurmaya çalıştığı ADİL DÜZEN bu hak anlayışına dayanır.
Irkçı Emperyalizm itikadına mensup insanlar, dünya hâkimiyetlerini kurmak ve bütün insanları kendilerine köle yapmak için, inanışlarına uygun olarak kendi hak anlayışlarını tanzim etmişlerdir. Bu inanışa göre de hak dört şeyden doğar. Bunlar: 1- Kuvvet, 2- Çokluk, 3- İmtiyaz, 4- Menfaat esaslarıdır. Temeldeki bu sakatlıktan dolayı, yanlış hak anlayışına dayanan bir düzen insanlara saadet getiremez. Ülkemizde ve dünyada çekilen sıkıntıların temelinde, bu sakat ve yanlış hak anlayışına dayanan HİLE REJİMİ ve KÖLE DÜZENİ bulunmaktadır. Bu düzen değişmeden, hiçbir şey değişmez.
İKTİDAR ÇEŞİTLERİ
Mutlak iktidar Allah’ındır. Çünkü Allah mülkün tek sahibidir. “O, öyle Allah’tır ki, kendisinden başka hiçbir ilah yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selamet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir.” (Haşr: 23) Allah, mülkünde tek tasarruf sahibidir. Kullarından dilediğine iktidar verir, dilediğinden iktidarı geri alır. İktidarı veren de, alan da Irkçı Emperyalizm veya ABD değil, Allah’tır. İnanan veya inanmayan topluluklara imtihan için iktidar veren Allah’tır. “De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Gerçekten sen her şeye kadirsin.” (Ali İmran: 26)
İnsanların iktidarı ise mutlak olmayıp izafidir ve geçicidir. Gerçekte muktedir olan insanın kendisi değil, Allah’tır. Onun için iktidar gücünü elinde emaneten bulunduran kimselerin İslam’dan koparak Allah’ı unutmamaları gerekir. Unutan helak olur.
Kâfir ve müşrikler, Allahın kendisine verdiği iktidar gücünü, Allah’a bir başkaldırı olarak kullanırlar ve kendi ilahlıklarını ilan ederler. “Allah kendisine mülk (iktidar) verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrut’u) görmedin mi! İşte o zaman İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti. O da: Hayat veren ve öldüren benim, demişti. İbrahim: Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir, dedi. Bunun üzerine kâfir apışıp kaldı. Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez.” (Bakara: 258)
Münafıklar ise iktidarlar nimetini ıslah için değil, ifsat için kullanırlar. “İnsanlardan öyleleri vardır ki, dünya hayatı hakkında söyledikleri senin hoşuna gider. Hatta böylesi kalbinde olana (samimi olduğuna) Allah’ı şahit tutar. Hâlbuki o, düşmanların en yamanıdır. O, iktidar olduğu zaman yeryüzünde ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.” (Bakara: 204-205)
Müminler ise iktidarlarını ıslah için kullanırlar. “Onlar (o müminler) ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekâtı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten nehyederler. İşlerin sonu Allah’a varır.” (Hac: 41)
Müminler, kâfir ve münafıklara boyun eğmezler. “Ey Peygamber! Allah’tan kork, kâfirlere ve münafıklara boyun eğme. Elbette Allah her şeyi bilmekte ve yerli yerince yapmaktadır.” (Ahzap: 1) Peygamberimiz bizi uyarıyor. Muaz (r.a) anlatıyor: “Sizden sonra fitneler olacaktır. O zaman mal çoğalacak, Kur’an açılacak, mümin, mü¬nafık, erkek, kadın, köle, hür, küçük, büyük herkesin elinde Kur’an olacak. İçlerinden biri şöyle diyecek: ‘Neden ba¬na onlar tabi olmuyorlar Ben Kur’an okuyo¬rum, yine de kimse bana uymadı. Ben onlara Kur’an’dan başka bir şey uydurmadıkça bana uymayacaklar.’ Böyle bir kişinin uydurdukla¬rına tabi olmaktan sakının! Zira onun ortaya attıkları dalâlet ve sapıklıktır. Ben sizi bilgili kimselerin ayaklarının sürçmesine karşı uyarıyorum. Çünkü şeytan, ilim sahiplerinin dili ile dalalet ve sapıklığa davet edecektir. Münafık da bazen doğru söz söyleyebilir.’ Yine dedi ki: “Sen bilgili kişinin o şöhret kazanmış sözlerinden kaçın ki, o sözler seni kaydırıp yanıltmasın. Kim bi¬lir belki o bilgili kişi bu sözlerinden döner. Sen, hak ne ise onu kabul et, onun üzerinde ol, çünkü hakkın üzerinde nur vardır.” (Ebu Davud) Bunun için Milli Görüş ve Saadet Partisi demek zorundayız. Muradın en doğrusunu Allah bilir vesselam.