Muhterem Müslümanlar!

Hepimiz iman ediyoruz ki, Rabbimiz Allah’tır (c.c.). Peygamberimiz, Efendimiz Hz. Muhammed’dir (s.a.v.). Kitabımız Kur’an-ı Kerim’ dir.

Her mahlûku Allah (c.c.) yarattı. İnsanları yaratan da O’ dur. Bizi yarattı, Hz. Muhammed’i görevlendirip insanlara hak yolu tanıttı. Kur’an-ı Kerim’i vahyedip hükümlerini bildirdi.

Şunu demek istiyorum: İslâm Allah’ın nizamıdır. Bu nizamın tebliğcisi Hz. Muhammed (s.a.v.), anayasası da Kur’an-ı Kerim’dir. Dünyada yaşanması gereken tek nizam İslâm’dır. Bu nizam yaşanmadıkça dünyaya huzur gelmeyecektir. Her Müslümanın böyle iman etmesi gerekir.

Muhterem Müslümanlar!

Kur’an vahyedilirken o günün kâfirleri Kur’an’ı inkâr ediyorlardı, yalanlıyorlardı, yok böyle bir şey diyorlardı. “Kur’an-ı tanımayız” diyorlar ve açıkça küfürlerini ilan ediyorlardı.

Zamanımızda herkes Müslümanım diyor. Allah’ın kitabı olduğunu söylemeyen yok. Ancak bir kısım insanlar “Kur’an Allah’ın kitabıdır bunu kabul ediyoruz; fakat bu kitap bu zamanda uygulanamaz o eskiden idi, şimdi zaman değişti” iddiasında bulunuyorlar. Bu iddialarıyla birlikte Müslümanız da diyorlar. Bu iddia sahiplerinin tamamı kâfirlerdir.

Muhterem Müslümanlar!

Dikkat edilirse bugün, Kur’an-ı Kerim Allah’ın vahyettiği-vahyetmediği açısından inkâr edilmiyor. Bugün inkârı “Kuran yetersiz” veya “Uygulanamaz” ithamlarıyla inkâr edilmektedir. Günümüzün hadisesi budur!

Bu tür kâfirleri çok iyi tanımak zorundayız. Bu Allah düşmanları tanınmazsa Ümmet-i Muhammed helâk olur. Toplumumuzu ifsat eden (bozan) işte bu zalimlerdir. Paramızın değer kaybetmesine, evlatlarımızın mürüvvetini göremeyişimize, evimizin ve ülkemizin dirliğinin bozulmasına asıl sebep bunlardır. Bunların aldatıcı sözlerine ve tavırlarına uyanlar helâk olmuşlardır.

Muhterem Müslümanlar!

Peygamberimiz Efendimiz:

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, Kur’an bir vadide, onlar başka bir vadide olurlar”

Bunun izahı şudur:

Hadiste iki hayat tarzına işâret ediliyor. Biri Kur’an nizamı, diğeri Kur’an dışındaki nizamlar. Bir zatın da dediği gibi: “Oluklar çift, birinden Nûr akar, birinden kir…” Müslüman hayatının hangi vadide akıp gittiğini bilmelidir.

Bir başka hadis-i şerifin meali de şudur:

“Sizden hiç biriniz gönlü benim getirdiğime uymadıkça gerçekten iman etmiş olamaz” buyurulmaktadır.

Muhterem Müslümanlar!

Kur’an’ı bilmeyen topluluklar ne dostlarını ne de düşmanlarını tanırlar. Yeryüzü Müslümanlarının düşmanlarını tanıyamamış olmalarının yegâne sebebi Kur’an’ı tanıyamamış olmalarındandır. İşin temelinde Kur’an-ı Kerim’i anlamak veya anlamamak vardır. Kur’an-ı Kerim gelmeseydi yeryüzünde hiçbir hakikat tecelli etmeyecekti. Bunun için Kur’an’ı yürürlükten kaldırdığınızda hiçbir şeyin kıymeti ve şerefi kalmaz. Şimdi neyin şerefi ve kıymeti kalmıştır muhterem Müslümanlar?

Tarihi bir vakıa ile hutbemi bitiriyorum:

“İlk Milli Eğitim Bakanlarından Necati Bey, Konya’ya gelmiş ve Latin harflerinin üstünlüğünü (!) anlatmak üzere bir konferans düzenlemişti. Şehrin her tarafına yapıştırılan ilanlarda:

“Eski harflerle birlikte Kur’an’ı da tarihe gömdük” yazıyor ve konferansın ertesi gün saat 10’da verileceği belirtiliyordu. Akşam yemekten sonra Bay Necati, ani bir apandisit krizine yakalandı. Hemen hastaneye kaldırılıp ameliyat edildi. Bay Necati kurtulmuştu. Fakat ne çare ki haddini aşarak Kur’an’a dil uzatmıştı. Gece yarısı, imkânsız denecek bir olay oldu ve bay Necati’nin yatağının somyası yan demirinden kırıldı. Hasta yere düştü. Ameliyat yeri patladı. Ertesi gün saat 10’da, yani konferansın yapılacağı bildirilen saate öldü.”

Kur’an-ı Kerim’i tarihe gömmek isteyenlerin kendileri tarihe kokuşarak gömüldüler.

Hâsılı, Kur’an vahyeden Allah’ tır. O’nu koruyacak olan da O’dur. Bize düşen de O’nu hayat nizamı olarak yaşamaktır.

O’nun düşmanları da kahrolmaya mahkûmdur.