Önceki yazıyla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam edelim…
Önceki yazımızın en sonunda, “Konu çok önemli bir merhaleye geldi; kaldığımız yerden devam edeceğiz” demiştik; kaldığımız yerden devam ediyoruz…
Günümüze bakıldığında, Allah için çalışan kimseler ümitlerini kesmiş haldedirler. ‘Niçin başarılı olamıyoruz, kimse bize katılmıyor, kimse bizi anlamıyor’ demektedirler.
Tüm dünya Kur’an’ı mehcur edinmiş (yani kelime anlamıyla bırakmış, terk etmiş, unutulmuş, ayrı düşmüş olarak), cahiliye döneminin zirvesindedir. İnsanlar onlarla alay etmekte, onları küçük görmekteler. Ruhban sınıfı zirveye çıkmış, Allah’ın kitabının yorumunu beğenmediklerine yasaklar koyma yetkisini ellerine almışlar. Bu yetkiyi onlara Allah mı vermiş yoksa başkası mı? Veren hangi vasıfla vermiş? Allah’ın dini/düzeni/nizamı tamamen terk edilmiş ama insanlar kendilerini Allah’ın dininde/düzeninde/nizamında sanıyorlar. Tüm kavramlar bozulmuş, başka şekillerde anlamlandırılıp dejenerasyon zirveye ulaşmış. Allah’ın dinini/düzeni/nizamı sadece namaz kılan liderlerini iktidara taşımakla getireceklerini sanıyorlar. Ellerinde Kur’an’ın rehberliği olmadan kendi akılları ile doğruyu bulacaklarını sanıyorlar. Küfür ve şirk en güçlü dönemindeyken sadece namaz kılanlar kendilerinin küfür ve şirkte olmadığını garanti ediyorlar ve Allah’ın kullarını küçümsüyorlar. Yapılan pek çok şey sadece şeytanın istedikleri ama bunu Allah’ın istediğini iddia ediyorlar. Bozuk ve batıl düzen/sistem içinde para kazanıp arada sadaka vererek Allah’ın dinini getirdiklerini sanıyorlar.
Nizamı/sistemi/düzeni düzeltme ve örnek verme çabasında olan Allah’ın kulları ümitlerini kesmiş haldeler. İnsanların düzelmeyeceğini, başarının artık gelmeyeceğini düşünmeye başlamışlar. Bir anda Allah onlara bir itici güç gönderiyor (rüzgârlar). Rüzgârlar onlara doğru esiyor. O itici güç başkaları için imkânları dağıtıyor (yayılmış bulutlar). Allah’ın kullarından istedikleri için ise bir araya getirip yoğun parçalar haline getiriyor (yoğunlaşmış bulutlar). Yoğunlaşan bu imkânlardan ürünler, başarılar (yağmur) Allah’ın kullarının üzerine indiriliyor. İner inmez birbirlerinden müjde istemeye başlıyorlar. Oysa onlar üzerlerine bu ürünlerin indirilmeden öncesinde, ondan öncesinde ümit kesmiş haldeler. “Müfacee” edatı da bu durumun beklenmedik bir durum olduğunu gösteriyor. Ümit kesmiş halde oldukları “muhaffef inne” ile tek te’kîdle anlatılmaktadır. İndirilmeden önce ümit kesmiş oldukları da min gabli” ifadesinin tekrarı ile te’kîdle anlatılmaktadır. “Allah’ın kulları” yani Allah için çalışanlar hiç ümit keser mi şeklindeki düşünceyi kırmak için bu te’kîdler getirilmiştir.
Evet, ümitlerini keserler, başarısız olacaklarını düşünmeye başlarlar. Bunun da bir amacı vardır. İçlerinde başarıya odaklanan, menfaat peşinde olanlar onlardan ayrılırlar ve bu da bir ayıklama mekanizmasıdır. Bu nedenle Allah bu metodu kullanır.
Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta “sehaben” kelimesi cins isim olmasına rağmen nekre gelmiştir, bir tür bulut anlamındadır. Bu nedenle “imkânlar” da nekredir. Her dönemde Allah’ın kullarına isabet ettirdiği imkânlar farklı farklı olacaktır. “El-Riyah” ise marifedir, bilinen güçlerdir. Başka yöne esen mevcut güçler yönünü değiştirmiş, Allah’ın kullarına doğru esmeye başlamışlardır. Yepyeni güçler ortaya çıkmamıştır. “El-Vedqa” da sıradan bir yağmur değildir. Arapçada normal yağmur “matar” kelimesidir, kökü yaklaşma ifade eden bir köktür. Rüzgârları gönderen Allah yardımıyla onlara bir nevi yaklaşmaktadır.
Bu ayetler müthiş bir metaforla Allah yolunda çalışanların yani Allah’ın kullarının ümit kesmiş olsalar bile çalışmalarına devam etmeleri gerektiğini anlatıyor. Hiçbir zaman vazgeçmeden sayıları ve imkânları ne kadar az olursa olsun yollarından şaşmadan, Allah’ın istemediği yollara girmeden çabalarına devam etmeleri gerektiğini, sonunda Allah’ın bu kullarından istediklerine doğru esen rüzgârları göndereceğini, onlara imkânlar sağlayıp başarının geleceğini anlatmaktadır. Kullarından Allah’ın rüzgâr estirmeyi istemediklerine dahil olanlara ise bu imkânlar gelmeyecektir. Bu durumda bulundukları topluluğu çok büyük bir felaket yerle bir edecek, sadece bu kulları Allah tarafından kurtarılacaktır. Nitekim biz yıllardan beri “sosyal tufan var” diyoruz ve Nuh kavmi ile Nuh’un gemisi de bunun örneğidir.