Kur’an ayına hazır mıyız?

Abone Ol

Bismillâhirrahmanirrahîm!

İNSANLIĞI batıldan hakka çıkaran Kur’an-ı Kerim’in yeryüzünü aydınlatmaya başladığı, manevi hazine değerindeki Ramazan ayının başlamasına 10 gün kaldı. İnsanın manevi yönünü besleyen bu mübarek ayı en güzel şekilde değerlendirmeye hazır mıyız? Bunu, halkımıza İslâmî bilgileri öğretme görevini üstlenmiş olan Diyanet İşleri Başkanlığı ve aziz milletimiz için söylüyorum.

Mademki Kur’an’ın yeryüzünü aydınlattığı bir aya giriyoruz; millet olarak Kur’an’ın mesajı karşısındaki durumumuzu ölçmek ve bu ölçülere göre hayat tarzımızı şekillendirmek için önümüzde çok güzel bir fırsat var. Biz, tek ümmetiz. Kardeşler topluluğuyuz. Hocası, cemaati ve birlikte yaşadığımız diğer insanlarla İslâm’ı öğrenme, anlama ve yaşama seferberliğine girişmemiz ne kadar güzel olur!

Diyanet mensupları bu ayda halkımıza daha güzel hizmeti nasıl verebiliriz, konusunu sorgulamaları gerektiğini düşünüyorum. Çünkü işin manevi yönü bakımından çok hassas ve sorumluluğu yüksek bir konumda bulunuyorlar. Bunu düşünerek samimiyet ve fedakârlığımızı artırmalıyız. Aciz bir kul olarak, kendimi Diyanet mensubu kardeşlerimden farklı görmüyorum.

Tüm hocalarımız “din görevlisi” olarak çalışıyorsa, biz de Müslüman milletin birer mensubu olarak “din gönüllüsü” olarak çalışmalıyız. Bu ayda, “ölmeden önce kendimizi hesaba çekme” ölçüsünü tefekkür etmek daha anlamlı olmaz mı? Bu durumda “günahlardan arınma” ve “cehennemden azat olma” sonucuna ulaşmak çok daha kolay olur. Hz. Peygamber’in, “Din nasihattir, samimiyettir” (Buharî) hadisini unutmayalım.

HUTBELER

DİB, kitlelere yönelik yaptığı “bilgilendirme” çalışmalarını, daha çok cuma hutbeleriyle yapıyor. Hutbe kalitesini artırmak için ciddi bir çalışma içinde olduklarını biliyorum. Özellikle son aylardaki hutbelerin içerik ve sunuş şekilleri bunu açıkça ortaya koyuyor. Eskiye oranla daha kuşatıcı, toplumun ihtiyaçlarına cevap veren hutbeler dinliyoruz. Emeği geçenlerden Allah razı olsun!

İzin verirseniz, bu konudaki görüşümü açıklayayım da, kararı yine DİB versin! İslâm’ı öğretme ve öğrenme kalitesini hocası ve cemaatiyle hep birlikte yükselteceğiz. Merkezî ezan, merkezî vaaz ve merkezden gönderilen hutbeler hocalarımızın okuma ve araştırma eylemlerini yavaşlattı. “Hazırcı” konumuna getirdi. Ayrıca, eline verilen metni tekrarlamasını istemek hocalarımızı “mikrofon”  olma edilgenliğinde gösteriyor.

Hocalarımıza “örnek” hutbe metinleri sunup onları cemaatinin ihtiyacına göre seçme fırsatı tanımak daha “iradî” ve “tabiî” olur. Hele, kendisi hazırlaması daha güzel ve ufuk açıcıdır. Efendim, kimin ne söyleyeceği belli olmaz, diyenler olabilir. Hoca olarak cemaatin önüne koyduğunuz kişiye bu kadar da olsa güveniniz olmalıdır.

     Hocalarımız sık sık meslek içi eğitimlere alınıyor. Haftada bir gün müftülüklerde toplanıyorlar. Bu toplantılar yöntem, üslûp ve İslâm’ı doğru temsil etme eğitimi ağırlıklı olmalıdır. DİB; 4-6 yaş grubu eğitimi, yaz kursları, eğitim merkezleri, TV gibi pek çok alandaki hizmetine karşılık; 7’den 77’ye herkese hitap eden cami hizmetini her zaman “merkez”e almalıdır. İslâm toplumunda cami hayatın merkezindedir.

CİHAT AYI

BÜTÜN zamanlar kıymetlidir. İçinde Kur’anın indirildiği, Kadir Gecesi’nin de bulunduğu ay daha kıymetlidir. Kadir gecesi içinde Kadir Gecesi bulunmayan bin aydan hayırlıdır. Bu ayda rahmet ve mağfiret kapıları sonuna kadar açılır. Şeytanlar bağlanır, ibadetlerin sevabı kat kat verilir. Bu manevi hazinenin kıymetini bilelim.

Ramazan ayı “Kur’anî şuur kazanma” ayıdır. Ferdî ve toplumsal görevlerimizi ihmal etmeyeceğiz. Bedir zaferi, Mekke ve Endülüs’ün fethi, Tebük seferi, Yemen’e İslâm’ın yayılması gibi pek çok olay bu ayda yaşandı. Ramazan, bu anlamda “cihat ayı”dır. Cihat her zaman canlı, taze kalacaktır. “Bir anın cihatsız kalmayacaktır.”

İslâm dünyası çok çetin zorluklardan geçmektedir. Kadim şehir Kudüs, ilk kıblemiz Mescid-i Aksa, kutsal Filistin bölgemiz işgal altındadır. İslâm dünyası acı ve gözyaşına boğulmuştur. İnsanlığın en bunaldığı dönemlerinden birini yaşıyoruz. Kur’an ayında, sıkıntılarımızdan çıkış yolunu Kur’an’da arayacağız. Kur’an’ı anlamaya çalışıp hayat tarzı haline getireceğiz.

Rahmet deryasının taştığı, kalplerin yumuşadığı, feyiz ve bereketinin en yüksek olduğu bu ayı çok iyi değerlendireceğiz. Aile fertlerimiz, akraba ve komşularımız, mesai arkadaşlarımız başta olmak üzere, tebliğ ve davet görevimizi unutmayacağız. Birbirimizle kaynaşacak, kenetleneceğiz. Yunus’un şu dörtlüğünde terennüm ettiği şuura erişeceğiz: “Kim ki, Kur’an’ı bilmedi / Derdine derman olmadı / Sanki dünyaya gelmedi / Her işine pişman ola!” Ramazan ayının hakkını verebilmemiz niyazıyla!