Günümüzde çok tartışılan konulardan biri kültürdür. Kendi kültürünü yok sayıp farklı kültürlerin egemenliği altına girmek neredeyse bir moda haline geldi. Bunda da kendi kültür varlığına inanmayışın önemli bir etkileri vardır. Mehmet Kaplan,”Din ve Kültür” üzerine düşüncelerini açıklarken İngiliz şair ve tenkitçisi T. S. Eliot’un; “Kültür aslında herhangi bir toplumun dinin vücut bulmuş bir şeklidir” görüşüne yer vererek Türklerin bin yıldan beri benimseyip yaşadıkları İslamiyet’i göz önüne alarak, onun çevresinde gelişen kültür ve sanatı irdeler. T. S. Eliot’un kültürü dine bağlamasının doğruluğunu belirtir. Aynı makalenin devamında Mehmet Kaplan, kültürde çözülme üzerinde de durur ve yine T.S.Eliot’a göre bu çözülmenin önüne geçmenin başlıca çarelerinden birisi “toplumun ortak din ve kültür kaynaklarına dönmek ve beslenmektir.” Fakat Türkiye’de gelişme, bu istikamette değil, tamamıyla aksi istikamette oluyor. Aydınlar ilerlemeyi bin yıllık Türk kültürünü yıkmakta arıyorlar. Benimsedikleri yabancı kültür ve ideolojiler, onları içinden çıktıkları topluma düşman kılıyor. Türkiye’de vukua gelen hadiseler bunun açık delilidir. (Ağustos, 1982-Kültür ve Dil) Tarihte Milletlere bakınız bazıları devlet kurmayı başarıyorlar bazıları da başaramıyorlar veya devlet kurmak için yıllarca mücadele ediyorlar. Bir zamanlar büyük medeniyetler kurmuş milletler de yok oluyor, medeniyetlerinin kalıntıları devam ediyor. Kalıntı veya harabeler kültürün bir parçası ama kültürlerini belki de koruyamadıkları için bugün hayatta değiller. Devletleri oluşturan millettir. Milletleri millet yapan saikler nelerdir Yukarıda belirtildiği gibi toplumun ortak din ve kültür kaynaklarıdır. Bir millete mensup olan her fert o milletin kültürünü, dilini, dinini, ananelerini ve zevklerini beraberinde taşır. Kültür; fertlere şekil, yön ve şahsiyet veren bir varlığın oluşumudur. Fertlerin maddi ve manevi ihtiyaçlarının birikimi olarak da kültürün şekillendiğini belirtebiliriz. Zamanla bu şekillenme değişim de gösterir. Buna kültür değişmesi diyebiliriz. Toplumun yetişmesi de kültür tarzıyla ilgilidir ve değişimi de, çözülmeyi de beraberinde getirebilir. Türkiye coğrafyasına bakınca milleti millet yapan değerler yıpranmakta ve değişmektedir. Bu değişim kültürdeki zenginliği değil çözülmeyi göstermektedir. Tekrar edersek; milletleri millet yapan kuvvetlerin başında inançlar gelir. İnançla, ilim ve teknoloji bir medeniyetin sebebidir. İlim ve teknikten çok insan egosunu tatmin eden, heyecan verici hayallerle süsleyen konulara değer veriliyor ve öyle bir hayat tarzı tercih ediliyorsa yapıcılıktan çok yıkıcılık Türk kültürünü dumura uğratıyor demektir. Çözülme de burada baslar. Cemiyetten ferde dağılma olur ve bununla birlikte temelsiz, niteliksiz yani nizamsızlık teşekkül eder. Cemiyetten ferde yansıyan düzensizlikler yeni gruplaşma ve fertler arasında bazı ortak noktaların temayülü demektir. Beslenilen yabancı kaynaklarla bu çözülme sürer. Kültürü yansıtmada en önemli araç dildir. Bir bakıma kültürün varlık sebebidir. Dilin ne şekilde ve nasıl kullanılacağı önemlidir. Düzgün ve yerinde kullanılmayan bir Türkçe ve buna bağlı olarak günden güne kısırlaşan kelime haznesi; Türk kültürünün, özellikle de dil açısından kazanımlarını; zenginliklerini yitirmektedir. Kendi halkına yabancılaşan aydınlar, idareci ve hükümet adamları, bazı sivil halk temsilcileri ve bazı sözde sanatçılar; kültürdeki devam eden çözülmeyi hızlandırıyor. Yabancılaşma ve dilin yozlaşması bilerek veya bilmeyerek maalesef gelişerek artmaktadır. Yabancı kelime kullanma hastalığı ve Türk dili dışında başka bir dile resmi anlamda serbestlik getirilmesi Türk kültürü açısından nasıl bir tehlike arz ettiği zamanla daha iyi görülecektir. Yabancı kelime kullanma hastalığına çare üniversitelerden bulunması gerekirken ne çare ki burada okuyan gençler yabancı kelime taşıyıcılığı yapmaktadırlar. Keza Televizyon kanalları da bu konuda büyük ve önemli bir olumsuzluk teşkilinde başı çekiyor. Güzel Türkçemizin gittikçe bozulmasına katkı sağlıyorlar. San’at ve eğitimde dil de olduğu gibi kazanımlarını yitiriyor. İnsan hayatına yansıyan kültür birikimi yozlaşıyor, kirleniyor; değerlere sürekli husumet besleniyor ve bununla da yetinilmiyor. Kültür çözülmesine; ancak kendi özüne dönüş, milli kimliğine sahipleniş ve değerlerine bağlı kalınmakla dur denilebilecektir. Her toplumun yaşam şartları farklı olduğundan kültürleri de farklıdır. Bu farklılıklar kültürel bir zenginlik olarak insanları kucaklaması beklenirken ortaya daha da vahim bir olgu çıkıyor. İnsanlar bilerek veya bilmeyerek kültür taşımacılığı yoluyla yabancı kültürün özentisinde kalıyor. Hatta daha da ileri giderek farklı kültür çatışmaları yaşanıyor. Bu kültürel çatışmalar da kutuplaşmalara sebep oluyor. Oluşan kültür yüz yıllardır nesilden nesile değişmeden aktarılıyor. Kültürün nesilden nesile değişmeden aktarılmasındaki en önemli sebep de dil ve yaşantıdan kaynaklanmaktadır. Ancak küresel gelişmeler ve kültürü meydana getiren etmenler her çağın gereksinimlerini karşılayabilecek kadar ileri görüşlü bir olgu değildir. Günümüzde teknoloji ve bir tuşa dokunmak kadar yakın olan bir sinerji kültürel değişimdi etkiliyor, dahası bu anlamda kaotik bir ortam oluşturuyor. Ayrıca kültür; çağın gerektirdiği şekilde değişikliklere mutlak suretle uğraması da kaçınılmazdır.
Kültürün temel değerlerinden biri de tabiatıyla yok olamaya yüz tutan değerlerimizin en başında da dilimiz gelmektedir. Dil insanlar arasında anlaşmayı, iletişimi sağlayan tabii bir araçtır. Bir milleti birleştiren, koruyan ve o milletin ortak malı olan sosyal bir müessesedir.
Bir ülkenin bağımsızlığı çeşitli unsurlara bağlıdır ve bu unsurlardan birisi de dil birliğidir. Her ülkenin kendine ait bir dilinin olması o ülkenin bağımsızlığının bir göstergesidir. Bir ülke yıkılmak ya da parçalanmak istendiğinde onun kültüründen başlamak gerekir. Bu nedenle de millet kendi değerlerine uzlaşı yoluyla sahip çıkmalıdır.