Değişim ve dönüşüm rüzgârı hayatın her alanında etkisini

gösteriyor. Gelişmeler giderek bazı meslekleri yok edip, adeta son bir iki

temsilcisinin direnmesi ile varlığını sürdürürken, bakkal, kasap, manav gibi iş

yerleri giderek azalıyor. Bunun yanında artık çok geçmeden hırdavatçılarda

tarihe karışacak. Hatta marangozlar ve mobilyacılar birkaç grubun elinde

kalacak. Bu durum çağın dayattığı bir olay mı yoksa vahşi kapitalizmin

acımasızlığı, piyasaya ve hayata büyük sermayenin hâkim olması mıdır Bana

kalırsa büyük sermayenin, özellikle de küresel sermayenin dayatması giderek

piyasada güçlü sermaye sahiplerini bırakıp diğerlerini tasfiye ediyor.

Kısacası, para parayı kazanır atasözü hükmünü sürüyor.

Buna bir de toplumun bel kemiğini oluşturan orta tabakanın

giderek yok olup, meydanda sadece işçiler ile patronlar kalınca küçük

işletmelerin ayakta kalması giderek imkânsız hale gelmeye başladı.

31 Aralık günü düzenlenen Mekke’nin Fethi programına

gittiğimde yıllardan beri tanıdığım, lokanta işleten, çevresinde sevilen bir

dostumla karşılaştım. Dostum kredi ile koyun almış köylerinde onlarla meşgul

olurken işlettiği lokantayı da eşine bırakmıştı. İki taraflı olarak ayakta

kalmaya çalışıyorlardı. Toplantının arkasından arkadaşımın eşi ile kısa bir

sohbet etme imkânı bulduk. Lokantayı kapatma kararı aldıklarını, çünkü

insanların artık eskisi gibi dışarıda yemek yemediğini, bir günü 50 lira

hâsılat ile kapattıklarını, bununla da bir yandan eleman parası bir yandan

dükkân kirasını karşılamanın mümkün olmadığını söyleyince çok üzüldüm. Daha

sonra konu ile ilgili olarak birkaç arkadaşla daha konuşunca piyasada ciddi bir

durgunluk olduğunu, alternatif bir iş bulanların dükkânlarını kapatmaya

başladıklarını söylediler.

Son günlerde yeni anayasa yazım çalışmaları ve terörü sona

erdirme adımları gündeme gelince konuya bugüne kadar temas edemedim. Olayın bir

başka boyutuna ise yine yıllardır tanıdığım bir başka esnaf dikkat çekti.

Arkadaş, “İstanbul veya Ankara merkezli market zincirlerinin tüm yurdu

kapladığını, bununda özellikle küçük esnafı ciddi olarak vurduğunu belirterek,

bu market zincirleri tüm Anadolu’dan elde ettikleri kazancı kendi şirket

merkezlerine, İstanbul ve Ankara’ya taşıyorlar. Bulundukları il ya da

ilçelerden kazandıklarını il ya da ilçe dışına taşıyorlar. Bu da o il ve

ilçelerin gelişmesini engelliyor” şeklinde görüş belirtti.

Doğrusu işin bu yönü hiç aklıma gelmemişti. 15–20 bin

nüfuslu bir ilçede 3–4 marketler zincirinin şubeleri açılmış ise o ilçede yerli

esnafın, bir diğer ifade ile küçük esnafın ayakta kalması gerçekten imkânsız

hale geliyor. Bunu söylerken market zincirlerinin aleyhine bir kampanya

yürütüyor değilim. Bir gerçeğe dikkat çekmek istiyorum. Çünkü gelinen noktada

eskiden kasaplık, manavlık, bakkallık yapanlar ya marketlerde kendileri ile

ilgili reyonlarda işçi olacaklar ya da piyasadan çekilip köylerine dönecekler.

Kısacası sistem ortada iki sınıf bırakıyor, biri patronlar diğeri ise işçiler.

Kendi işinin hem patronu hem işçisi olanlara piyasada artık yer kalmıyor.

Kendimizi yeni anayasa yazılması ve terörü önleme yolunda

atılan adımlara kaptırmış giderken, bir de değişim ve dönüşümün cazibesine

kapılmışken, ülkemizin bazı gerçeklerini gözden kaçırır olduk. Bu bakımdan

değişimi ve dönüşümü kendi şartlarımıza göre gerçekleştirmek varken eğer büyük

sermayeye bırakmaya devam edersek bilinmelidir ki toplum yapısında çatlamalar

hatta patlamalar meydana gelebilir.