İnsanın fıtratına uygun olarak sergilediği davranışlardan birisidir korumak. Doğası gereği değer verdiği, sahip olduğu şeyleri korumak ister insan. Nefsini, neslini, malını, aklını ve dinini korumakla mükellef olan insan aynı zamanda başka şeyleri de korur. Bu bazen bir fidan, bazen bir hayvan, bazen de yaşadığı dünya olabilir. Çok yönlü ve çetrefilli bir iştir korumak.

İnsan neleri korur diye düşünmeye başladığımızda ilk akla gelen şey kendisi olur elbette. Evet, insan ilk önce kendini yani bedenini, nefsini ve ruhunu korumalıdır. Zira kendisini korumayan bir canlı için korumaya çalıştığı diğer şeylerin bir anlamı kalmaz. Kendisine zararı dokunacak olan şeylerden bünyesini korumalıdır ki hayatını devam ettirebilsin. Dış etkiler, hava koşulları, canlılar, zararlı yiyecekler, kişiler, fitne, fesat, tamah… Tüm bunlardan kendini sakınır insan. Çoğu zaman koruma kendiliğinden gelişen bir olgudur. İnsan farkında olmadan yaptığı hareketleri de aslında bir tür korumadır. Kendine hızla gelen bir cisimden kaçmak, ani refleks hareketle bir olaydan uzaklaşmak, düşmek üzereyken bir yere tutunmak… Ani refleksler dışında gelişebilecek olaylar karşısında düşünerek tedbir almak da kendini korumadır. İnsan yaratılışı gereği geleceğe yönelik planlar yapar. Bu planlar içerisinde kendine zararı dokunacak olan muhtemel gelişmelere karşı önceden tedbir almaya çalışır. Bu şekilde kendini güvende hissederek olabildiğince emin adımlarla yürür geleceğe.

Nefsinden sonra aklını da korumalıdır insan. Akıl diğer canlılara göre insana bahşedilen önemli bir melekedir. İnsanla hayvanı birbirinden ayıran önemli bir üstünlüktür. Düşünür insan. Aklını kullanarak hem kendisi için hem de insanlık için çalışmalar yapar. Aklın korunması nasıl olmalıdır? Diye düşünecek olursak eğer elbette ki aklı doğru kaynaklardan beslemek gerektiği sonucuna varırız. Nasıl insan hayatını idame ettirmek için beslenmek üstelik doğru ve dengeli beslenmek zorundaysa aklın da insan fıtratına uygun işlemesi için doğru ve dengeli beslenmesi gereklidir. Aklın besin maddesi bilgidir. İnsan okudukça öğrenir, öğrendikçe düşünme melekesi gelişir. Düşünceleri geliştikçe de verdiği kararlar, yaptığı işler hem kendisi için hem de insanlık için faydalı neticeler verir. Günümüzde aklın besleneceği pek çok yol var elbette. Öncelikle insan yaratılışı gereği olarak Mabuduna karşı sorumluluklarını yerine getirecek fiilleri merkeze almalıdır. Bunun için de dini bilgilerle donanmalıdır. Yani bu dünyaya niçin gönderildiğini idrak ederek o kanaldan beslemelidir aklını. Gözü, düşünceleri haramdan sakınmak da aklın ve hafızanın beslenmesi için elzemdir. Daha sonra beşeri ilimler hususunda ilgi alanlarına göre bilgi takviyeleri ile aklı beslenmeye devam edebilir.

İnsan neslini de korur. Çocuklarını, torunlarını dünyanın çetin şartlarına hazırlar. Onların karşılaşabilecekleri zorluklara hazır olmalarını temin için azami gayret gösterir. Öncelikle onların saf ve temiz bir akideye sahip olmaları için dini bilgileri öğrenmelerini temin eder. Bunu anne baba kendileri öğretebilecekleri gibi bir başkası yardımıyla da öğrenmesini sağlayabilirler. Daha sonra iyi, erdemli bir insan olmanın özellikleri anlatılır çocuklara. Zira iyi ve erdemli olmayan insan hem kendisine hem de çevresine zararlı faaliyetlerde bulunabilir. Güzel ahlak da öğretilir çocuklara. Ahlak her topluma, millete göre göreceli de olsa dini öğretiden beslenen bir yavrucak elbette ki ilahi öğretinin çerçevesinde şekilleneceğinden ahlaki kurallar da buna göre öğrenilecektir. Bu temeller çerçevesinde gelişen çocuk zaten bundan sonraki bilgileri seçebilecek kıvama gelmiş ve aklını, davranışlarını, ahlakını koruyabilecek olgunluğa erişmiş demektir.

Malını, mülkünü de korur insan. Mal canın yongasıdır buyurur eskiler. Öyledir. İnsanın malını alacağına canını al derler ya hani öylesine önem verir insan mala mülke. Oysa fani olan bir dünyada olduğunu farkına varabilse insan malın da mülkün de geçici olduğunu anlasa; mala, mülke aşırı tamah etmeyecek ve belki de bu vesile ile korumak için katlanacağı zahmeti de azaltacaktır. Elbette, mal insan için değerlidir. Dünyada geçimini temin edebileceği kadar malı mülkü de olmalıdır insanın. Ve bunları korumak için de özen göstermelidir. Malın korunması derken elinde silah beklemek de değildir kastettiğimiz. Öncelikle malını helal yollardan kazanarak almalıdır. Yani helal para ile edinmelidir malını. Daha sonra eğer düşüyorsa zekâtını düzenli vermelidir. Sadakayı eksik etmemelidir hayatından. Kendisinden daha muhtaç durumda olanları korumalı kollamalıdır. İşte böyle davranırsa insan malını da kendini de en güzel şekilde korumuş olur. Tabi her şeyin imtihan olduğunun bilincine vararak bela ve afetlerde mal, mülk kaybında isyankâr olmayarak tevekkülle sabırlı davranmayı da ihmal etmemelidir.

Koruma konusu mühim bir konu Allah nasip ederse haftaya bu konuya devam edelim inşallah.

Selam ve dua ile…

Minik bir tebessüm

Doğan’ın yengesi

Temel ormanda ağaç kesiyormuş, o sırada çevreciler de ormanda yürüyüşe çıkmışlar, Temel’i bu vaziyette görünce bir güzel pataklamışlar… Temel üstü başı perişan halde köye dönerken Dursun’a rastlamış, Dursun:

- Ula Temel bu ne hal böyle? Diye sormuş.

- Ormanda ağaç keseydum, birden kalabaluk pir grup Doğan’ın yengesini bozmişum diye dövdü peni, halbuki ne Doğan’ı taniyruuum, ne de yengesuni..

İlgilisine notlar:

* “Herkese akıllı denmez. Akıllı kimse, kendisini her türlü kötülükten koruyandır.” İmam Şafi

* “Dostuna kanat ger ve ona bir babanın oğullarının üstüne eğilmesi, onları korumasına alması gibi davran.” Hz. Ali

* “Sabrımız gücümüzden daha çok şey başarır.” Edmund Burke

* “Gözü haramdan korumak ne güzel şehvet perdesidir.” Hz. Ömer