AVM’lerin açılacağına kaç kişi sevinmiştir bilmiyorum, ama şu korona belasını tam başımızdan savıyoruz dediğimiz günlerde çoğu insan benim gibi endişe içerisine girdi. Adı üzerinde alışveriş merkezi, tam da virüsün istediği bir ortam. Virüs karşısında dikkati ve teyakkuzu üç misline çıkarıp öyle gireceksin girersen de AVM’lere. İyi de böylesine bir strese değer mi?

Bu korona sürecinde doktorlarımızın ve de sağlık görevlilerimizin ne denli fedakâr ve de cefakâr olduklarını yakından gördük. Sağlık Bakanımızın evlatlarının üzerine titreyen baba hassasiyetiyle hareket ederek bu salgının ülkemize vereceği zararı en aza indirgemek için nasıl çırpındığını ise herkes biliyor. Keşke bütün sosyal, siyasal ve ekonomik sorunlarımız da bu şefkat ve merhamet üslubu kaim kılınarak çözülebilse.

Öğrencilerin okulsuz geçen günlerden çok fazla ıstırap duyduklarını sanmıyorum. Ancak, uzaktan eğitimin de öğrencileri sosyal ortamsızlıktan dolayı çok hoşnut ettiği söylenemez. Anket ve istatistiklerle bu özel sürecin öğrenci, öğretmen ve veliler üzerindeki etkisini ölçmek yararlı olacaktır. Okulların kapalı olması öğrenci, öğretmen ve velileri hangi noktalarda olumsuz etkilemiştir? Bunun sonuçları hem okul hem ev hem de uzaktan eğitim denemesi noktasında önemli veriler ortaya koyacaktır.

Korona süreci her yaştaki insanı gerek sosyal adaptasyon gerekse psikolojik açıdan belirgin şekilde etkilemiştir. Anksiyeteden agorafobiye kadar birçok arıza salgın sonrası toplumun normale dönüş aşamalarında da muhtemelen kendisini gösterecektir. Bu durumun halk sağlığı açısından şimdiden göz önünde bulundurulup çareler üretilmesinde yarar vardır.

“Yeni normal” diye bir kavramla tanıştık bu zorlu günlerde. Bundan sonra normalin de anormalin de tanımı yeniden yapılacak demektir. İnsan ilişkileri bu normlara göre belirlenecek, anormal görülen bazı şeylere normal, normal denilen kimi şeylere de anormal denilebilecektir. Toplumun “yeni normal”e adaptasyonu inşallah sokakta, çarşıda pazarda ve marketteki gibi dikkatsizle malul olmaz.

Salgın günlerinde evde oturmaya mecbur kalan aile bireylerinin birbirleri ile iletişiminde olumlu ya da olumsuz anlamda bir gelişme ve değişme olmuş mudur? Bunun izini sürmeyi de yine sosyologlara bırakalım. Kahvehanelerin bazıları için özellikle kenar semtlerde aile kavgalarından bir tür kaçış mekânları olduğunu söylemek mümkün. Kahvehanelerin kapanmasının evlerde aile bireyleri arasındaki -özellikle karı-koca- yansımaları gerçekten merakı muciptir.

Sahip olduğumuz şeylerin kıymetini onları yitirince daha bir anlıyoruz. Bu insanın bidayetten beri değişmez psikolojisi. Şeyh Sadi Şirazi’nin dediği gibi: “İnsanın yaratıcısına (temel anlamda) bu dünyada iki teşekkür borcu vardır: Birincisi, nefes alabildiği için; ikincisi, aldığı nefesi geriye verebildiği için.” Bunun ne kadar önemli olduğunu alıp da veremeyenler, verip de alamayanlar çok daha iyi bilirler.

Mecburiyet ve mahrumiyet ufuk açıcıdır. Varlık ve imkân insanı elindekine mahkûm kılar. Alternatif düşünmez, yoklukla sınanacağını kestiremez. Oysa korona zamanlarında fırında kendi ekmeğini kendisi yapan aileler bunun hiç de imkânsız olmadığını fark ettiler. Küçük bir kıyamet tatbikatı gibi bir şeydi yaşadığımız. Herkesin karakteri bu zorlu günlerde ortaya daha bir net olarak çıktı. Açgözlülük, tamah, kendini düşünme, korkaklık, sorumsuzluk, fedakârlıktan kaçınma gibi daha birçok olumsuz özelliği insanlar hiç saklayamadan ortaya serdiler.

Köy ve kasaba hayatı yeniden cazibe kazandı. Herkeste bir daüssıla, muhabbetlerde dağ havası esmeye başladı. Necip Fazıl’ın “Şehirlerin Dışında” şiirini içe doğru mırıldanmaya başladık: “Kalk, arkadaş, gidelim / Dereler yoldaşımız / Dağlar omuzdaşımız / Dünyayı seyredelim / Şehirlerin dışından / Esmerden, sarısından / Kaçalım, kurtulalım / Haydi yürü, bulalım / Kat kat çıkmış evlerin / O cam gözlü devlerin / Gizlediği âlemi.”

Instegram’da sohbet, Facebook’ta muhabbet, Twitter’da kavga, YouTube’ta seyir, Google’da gezinti, WhatsApp’ta buluşma… Bütün bunlar yeni gerçekliğimiz oldu. Sanal gerçeklik. İnsan sıcaklığı ile birlikte kaybettiğimiz şey insanlığın kendisi midir diye ileriki zamanlarda çokça soracağa benziyoruz.

Pandemi süreci ile birlikte yaşanan ve de yaşanması muhtemel olan her şey şimdi başlıksız bir yazıyı andırıyor. Sanırım bu başlığı bulmak biraz zaman alacak. Çünkü bir yandan içerik yazılmaya devam ediyor. Kim bilir belki de bu yazının en sonuna düşecek bir satır ilk baştan itibaren süregelen gerçekliği bir anda değiştirecektir.