Seçim sath-ı mâiline geldiğimiz bu günlerde, siyaset sahnesini ibretle izlerseniz, eskiler için değil ama yeni nesil için enteresan sahneler görebilirsiniz. Dün dündür, bugün bugündür diyenleri görmüştük. Takıyyenin alasını yaparak Erzurum’da Kur’an’ı öpüp, İzmir’de laikliği övenleri, hatta iki anahtar verenleri... Bugünkü tablo da geçmiştekileri aratmıyor. Hatta daha da vahim. Zira bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Ama bize enteresan gelen şey, bir gün önce söylediğinin ertesi gün tersini söylemek artık sıradanlık haline geldi. Bir gün, “OHAL’i biz terör için uyguluyoruz” diyorsunuz. Ertesi gün, “Grev yapan işçilerin tepesine biniyoruz” diyorsunuz. Çünkü OHAL var. “Seçimi popülizm haline getirmeyeceğiz” diyorsunuz. Vaatlerin ardı arkası kesilmiyor. Sanki iktidara yeni gelmişler gibi... 16 senedir bunlar iktidarda değilmiş gibi... Kendi cephenizi oluşturuyorsunuz. Cumhur İttifakı diyorsunuz. Ölüden dahi medet umuyorsunuz. Bununla da kalmıyor, muhalefeti de dizayn etmeye çalışıyorsunuz. Yok efendim, falan filanla ittifak yapsın. Yok efendim filan cumhurbaşkanı adayı olsun filan olmasın gibi... Bu korku, bu telaş niye? Darbelerden, muhtıralardan, yasaklardan yıllarca yakınan sizsiniz. 27 Nisan 2007’de Genelkurmay’ın vermiş olduğu e-muhtıra’yı yıllarca konuştunuz ve haklıydınız. Peki, şimdi siz ne yapıyorsunuz? Amandır Cumhurbaşkanı adayı olmasın diye Sayın Gül’ün konutuna helikopter indiriyorsunuz. Buna ne demeli? Bu da e-muhtıra değilse z-muhtıra’dır. Diğerinden farkı ne? Evet, çok farkı var. Diğeri sanal ortamda bir yazı idi. Şimdi ise fiilen, bizzat malum kişilerle vakayı gerçekleştiriyorsunuz. Tabiî ki medyanın %90’ı yandaş. Bu şekilde gündeme getirmiyor. Vatandaşın çoğu da bunu bilmiyor. Korkunun ecele faydası yok. Ama bugün, ama yarın Milli Görüş’ün yegâne ve tek temsilcisi Saadet Partisi iktidar olacak. İktidar olacak da ne olacak? Hak, adalet, özgürlük gelecek. Tahakküm ortadan kalkacak. Medya yandaşlığı son bulacak. Her fikre sahip vatandaş eşit tutulacak. Sırf muhalefet ediyor diye yasal çerçevede kurulmuş siyasilerin çeşitli entrikalarla önü kesilmeyecek. Bu iktidar Saadet Partisi’ni Cumhurbaşkanı adayının ilan edilmesi programını bile sabote etti. TV5 programı canlı yayınlayamadı. Neden? Çünkü korkuyorlar. Karanlıktan korktukları için de ıslık çalıyorlar. Haklılar, çünkü Temel Karamaollaoğlu 25 Haziran’da Cumhurbaşkanı olacak ve saltanata son verecek. Evet, sizi anlıyoruz. Çünkü çok şey kaybedeceksiniz. Makam, mevki, nüfuz, kariyer ve güç...

Peki ya muhalefet kaybederse ne olur? Sadece seçimi kaybetmiş olur. O halde kaybettiği çok şey yok. Bu manada korkusu ve endişesi de yok. Saadet Partisi açısından baktığımızda gayet rahat, muhtedir olarak seçim süreci geçirecektir. Birileri ise kaybetme korkusu, heyecanı ve endişesi ile geçirecekler. Toplumun bütün kesimlerine vaatleriniz bitmiyor. Peki, engelliler için ne yapıyorsunuz? Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı diyor ki, “Biz iktidara geldiğimizde engelli çalışan sayısı beşbin kişiydi. Biz bunu ellibine çıkardık.” Evet doğrudur. Yani kırkbeşbin kişi artırmışlar. Bir başka ifadeyle onbeş senede ancak bu duruma gelebilmişler. Bu durumda ortalama olarak yılda üçbin kişi atama yapmış oluyorlar. Bu anlayışla 22 Nisan 2018’de yapılan E-KPSS’ye seksensekizbin yediyüzatmışsekiz lise ve üniversite mezunu engelli girmiş, takriben yirmibeşbin ila otuzbin ilk ve ortaokul mezunu engelli de kura başvurusu yapacak. Bugünkü haliyle iş bekleyen engelli sayısı yüzonbin kişidir. Bunların işe yerleştirilebilmeleri için sizin 40 yıl daha iktidarda kalmanız gerekiyor. Vay geldi engellilerin haline... Burada hemen Nasrettin Hoca’nın fıkrası aklımıza geliyor. Hoca’ya bir gün alacaklının birisi gelmiş. Parasını istemiş. Hoca da, “Tabi hemen vereceğim” demiş. Alacaklı, “Ne zaman” diye sormuş? Hoca da, “Yollara diken ektim. Onlar bitecek. O yoldan geçen sürünün koyunlarından yünler takılacak. Ben o yünleri toplayacağım, eğireceğim. Sonra çorap dokuyacağım. Pazara götürüp satacağım. Sonra senin paranı ödeyeceğim” deyince alacaklı gülmüş. Hoca da, “Köftehor peşin parayı gördün, nasıl da gülüyorsun” demiş. Evet, şimdi engellilerin durumu fıkradaki alacaklının durumuna benzemiyor mu? Diyeceksiniz ki, engellilerin durumu bu da, diğer toplum kesimleri farklı mı? Değil tabiî ki... Esnafın, emeklinin, asgari ücretlinin, çiftçinin, köylünün... Bu durumu değiştirmek artık kendi elinizde. 24 Haziran’da sandığa gittiğinizde, bütün bunları düşünerek akıl, izan ve vicdan muhasebesi ile mührü basacaklar ve iş bitecek. Allah hayırlara vesile kılsın vesselam.