Osmangazi köprüsü açıldı!

Hayırlı olsun… Uğurlu olsun. Duasından sonra Yavuz Sultan Selim köprüsünün 3 yılda bitirilmesine de büyük olay, büyük başarı noktasını koymuş siyaset yazarlarımızdan Yavuz Donat bey. Ee sonra?

Sonrası, uzmanlık alanındaki siyasetçilerimiz Demirel ve Özal’ı bir daha yazmak; bıkmamış olarak, usanmamış olarak…

Demirel ve Özal terk-i dünya eyleyeli varsın çok seneler geçmiş olsun. Yaşayan adamlarından birini bulur ve konuşturur Donat usta; bugün yaptığı gibi..

Demirel’i planlama teşkilatından tanıyan Özal’ın akrabası ve bakanı Hüsnü Doğan bey, büyük projelerle ilgili olarak onları bakın, nasıl anlatıyor?

“Üç şeye bakarlardı:

1. Bu yatırım gerekli mi?.. Faydalı mı?

2. Öncelik sırası nedir?.. Şimdi yapmak uygun mu?

3. Proje düzgün mü?

Demirel ve Özal’ın baktığı o “üç şey” üzerine neler yazılır şimdi, neler..

“Bu yatırım gerekli mi, faydalı mı?”

Gerekli ve faydalı olmayan yatırmaları düşünmek, hayal etmek, projelendirmek, planlama gündemine aldırmak gibi görevleri olan insanlar ve kurumlar mı vardı ülkemizde?

Bir yatırımımız daha olsun mu, olmasın mı sorusunun cevabı Demirel ve Özal’ın iki dudağı arasından çıkacak evet ve hayıra bağlı imiş. Bunu bugün öğreniyoruz.

Yavuz Donat, Demirel ve Özal’ın baktıkları şeyleri söyleyen Hüsnü Doğan’a birinci maddeyi duyunca niçin şöyle bir soru sormadı, bilmiyoruz.

Gerekli ve faydalı bulmadıkları için hayır dedikleri hangi projeler vardı? Adlarını ve sayısını hatırlıyor musunuz?

Ve akabinde şöyle bir soru: Hükumetlerde olduğu yıllarda ülkemizi fabrikalarla donatan Erbakan’ın hayata geçirdiği projelere itirazları nereden kaynaklanıyordu.

Hüsnü Doğan birincil tanıklardandır. Bu sorulara cevabı mutlaka olacaktır.

Demirel ve Özal’ın baktığı üç şeyin ikincisi, öncelik sırası imiş.. 

Şimdi yapmak uygun mu?

Bu işi ihale edeceğimiz müteahhid firmasının elinde başka iş var. Bu projenin şimdi sırası değil, gibi gerekçelendirmelerden mi söz ediyor acaba Doğan Bey?

Yoksa örneklendirmeliydi, hangi projenin, hangi projenin önüne geçtiğini..

15 yılda ancak bitirilen Bolu Dağı Tüneli, Demirel ve Özal’ın hangi bakış açılarının aferinli eseridir? Bunu da sorabilirdi kalan ömrünü Demirel ve Özal müdafaası ile bitirmeye çalışan sayın Doğan’a.

12 Hükumet değişecek bu tünel bitinceye kadar ama, o hükumetlerde de biz olacağımızdan gerekli, faydalı ve uygundur mu demişlerdi mesela. Hatırlaması gerek.

Geldik mi şimdi, Hüsnü Doğan’ın ağzından dinlediğimiz ve fakat iktidar günlerini an be an bizim yaşadığımız Demirel ve Özal’ın baktıkları şeyin üçüncüsüne?

“Proje düzgün mü?”

Vay, vay, vay!

Demirel ve Özal’ın hassasiyetlerine yapılan vurgulara bir bakın. Belki de sayın Doğan onları tanımayan yeni nesil için söylüyordur.

Deve hamuduyla götürülüyor burada.

Hangi deve mi? Boynun düzgün değil, denildiğinde, nerem düzgünki, cevabını veren deveden haberlendiriyoruz sizi..

İsteyen inansın diye yazmış bu söyleşiyi sütununa Yavuz Donat ama, biz, Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim köprüleri gerekli mi, uygun mu, düzgün mü sorusuna da itiraz ediyoruz. Şöyle sorabilirdi: Bu köprülerin projeleri mesai arkadaşın ve akraban Demirel ve Özal’ın önüne gelseydi, evet diyeceklerine inanır mısın?

Birincil tanıklar tarihe doğru notlar düşmeliler. Erbakan’ın yurdun dört bir yanını fabrıkalarla donattığı günlerde, Demirel hukümetteki ortağı, Özal ve akrabası ise planlamadaki Demirel memurları idiler.

Ve o Demirel, Erbakan’ın hayata geçirmeye çalıştığı o projeleri hükumetinde ve Meclis’te engelleyemeyince, medyası vasıtasıyla “plansız temeller” iftirası yaymıştı.

O günleri Yavuz Donat usta da unutmamıştır, umarız. Tek kanallı siyah-beyaz TRT televizyonunun ekranlarından meydan okumuştu bir gece Erbakan Hoca.

“Temelini attığımız her proje, somunlarına varıncaya kadar planlıdır. Aksini iddia eden çıksın karşıma!”

Bu görüntüleri yeni nesil TRT arşivlerinden çıkarsınlar ve seyretsinler isteriz. Çünkü onların en çok ihtiyacı var, bu ülkede yaşananları ve doğruları bilmeye.

Sırada ne demek istediğimizi söylemek var.

İçlerine aldıkları Demirel ve Özal adamlarını hesaba katmazsak, Demirel ve Özal ile ilgisi olmayan bir hükumetin köprü icraatı, Demirel ve Özal anlatımında kullanılıyorsa, bu, iktidarın uçak yolcusu yaptığı köşe yazıcılarının derdi olmalıydı. Yavuz Donat ustada elbette hata aramak gibi bir had bilmezliğimiz yok. O bildiğini yazacaktır ve bize de malzeme verecektir, Demirel ve Özal yıllarından arda kalanlardan..

Lakin iktidarın kalemcileri nerde diye sormak hakkımızı kullanmamızı da kimse engelleyemez. Sonra şöyle demezler mi tarih sayfalarını karalayanlar: Köprüler yaptırdılar, yazıcıları yok!

Haydi, teşhisini de biz koyalım bu işin. Erbakan günlerinde, Erbakan icraatlarını yazarsak damgalanırız’a karşı tedbir aldığını sananlar ve onların yavrucukları, o alışkanlıklarını sürdürüyorlar, farkında olmadan..

Hadise budur.

RAMAZANI UĞURLARKEN

Fikir Abdülkadir Türker’den çıkmıştı. Mademki bir iftarda birlikte olacağız. Üsküdar’a gidelim. Mustafa Özdamar hasretimizi de giderelim.

Karadavut camiinin oralardaki kaldırımlara küçük oturaklar koymuşlar, yeni moda kaldırım kafeciler. Caminin kaldırımı sayılacak bir yere oturduk, Hasan Fehmi, Mevlüt Hoca, Cafer ve ben. Garson çocuğa da söyledik. Çay içme faaliyetimizin iftardan sonra olacağını.

Biraz sonra üstünde dört çay bardağı olan bir tepsiyle geldi garson. Bu ne dedik. Patron gönderdi, biz belediyeye para veriyoruz, dedi.

Kalktık. Hasan Fehmi Çok kızmıştı ama, oraları dağıtmanın vakti değildi. Çok helal olsun’lar çekildi Üsküdar Belediyesi’ne.

Karadavut camii tam arkasına düşer belediyemizin. Başarılarından böylece haberimiz oldu.

İftardan sonra Mustafa Özdamar ağabeyle sohbette söyledim şu cümleyi: 70’li yılların her gün görüştüğümüz ramazanlarından, neredeyse ramazandan ramazana görüşüyoruz diyeceğimiz bu yıllara erdik. Ne oldu bize? Mustafa ağbi hayrolsun çocuk, geç dedi. O çocuk demesi de o yıllardan kalmaydı. Ne güzel.

Kudüs’ü dinledik Hasan Fehmi Ulus’tan.

Mescid-i Aksa’nın bahçesi gibi yanlış kullandığımız tanımların, oralarda karşı tarafın işine nasıl yaradığını anlattı. Takip altında idik, kelimelerimizle vurmamalıydılar bizi. Daha dikkatli olalım lütfen dedi, daha başka Kudüs örnekleriyle bizi aydınlatırken Hasan Fehmi. İnşallah anlamışızdır.

Abdülkadir Türker’in, Mustafa Özdamar’ın, bu fakirin, Cafer Sadık Özlevent’in, Mevlüt Özcan’ın ve Hasan Fehmi Ulus’un göründüğü bu resmi Bayram Öz çekti telefonuyla. Dolayısıyla o görünmüyor. Bu da bilinsin

Bakalım, gelecekteki resimlerimizde renklerimiz nasıl çıkacak? Kadiriniz ve Bayramınız mübarek olsun, efendim!

TERÖR VE KINACILARIMIZ

Terör kötü, terör üzerine yazmak da kötü. Hele o terörü, başkalarını incitmek, rahatsız etmek için kullanmak.. Başkalarını yani muhaliflerini karşı olduklarını..

Kaleminden kan damlıyor diye bir tanım vardı eskiden, ünlü muhalif gazetecilere verilmiş. Günümüzde attığı başlığından, yazdığı haberinden, koyduğu fotoğrafından kan damlayan gazeteler var.

“Ölüm Terminali” diye yazıyordu, okuyucularının çoğunun üç diplomalı olduğunu sanan bir gazetenin birinci sayfasında.

Teröristler orayı öyle yapacaklarını bunlara söylemişler, bunlar da espriyi (!) hemen benimsemişler gibi..

Kara mizahın sınırlarını da yıktılar!

Çarşamba günü ikindide Başakşehir’de Muhammed Eymen DemirCi’nin cenaze törenindeydik. Kulağıma konuşmaları yansıyordu içi kanayan insanların. Gençliğini, yeni işe girmişliğini, anasının memleketlerinden kız baktığını söylüyorlardı.

Ak saçlı babası Muhammed Eymen’in, ak bir duruş üstündeydi. Ak yazılı olduğundan emindi yavrusunun..

Farkımız bizim!

MAVİ MARMARA TURNUSOLDUR

“Bana mı sordunuz” demiş C.Başkanı Erdğan, günün başbakanı diye tanımlandığı günleri kastederek..

Günün başbakanı..

Dönemin başbakanı..

Bu nasıl bir etkilenmedir ya rabbi, hala izleri, hala ağırlığı yansıyor demeçlere.

“Bana mı sordunuz?”

Daha önceleri başka biri de şikayetçi olmuştu, kendisine sorulmama durumundan..

Ha, sahi kimdi o?

KUPARDI MI, KUPARMADI MI?

GS, Riekerink ile teknik direktör olarak sözleşme imzalamış.

Düz yazmışlar internet siteleri ve gazeteler bu haberi..

Halbuki süslenmeliydi.

Bir kupa kazandıran Riekerinkle filan denilmeliydi.

Ama dememişler.

Yoksa o kupayı onun kazandırdığına kimse inanmıyor mu?

BAKILACAK YER

Hükumete yakın yorumcularımız, Atatürk havaalanında yaşadığımız terörün hükumet başarılarını gölgelemeye yönelik olduğunu yazadursunlar, biz dikkatimizi çeken noktalarda duralım.

Eylem alanına üç teröristin bomba ve silahlarıyla gitmeleri..

Uzun namlulu silahı farkettirmemeleri..

Ve uyrukları..

O üç teröristin kendi başlarına yapabilecekleri bir eylem değil bu.

Sorumluluar dileriz arkadaki istihbarat örgütünü görmeye çalışırlar.

TRUMPUN KOKUSU GEÇ ÇIKAR

C.Başkanı Erdoğan’ın “Ben de bir yanlış yaptım, oranın açılışını yaptım” dediği Trump zamanlarında, bizim bu sayfada yayımladığımız “Trumpun büyüğü heybede” yazımızı hatırlamamak olmaz.

Karayollarının gelişini gidiş olarak kullanan Temel’in, ne bir tanesi, ne bir tanesi dediği o fıkra da hatırlanmıştır şimdi, biliriz. Lakin güler geçeriz, Trumpun büyüğünü görmek için..

Bu ülkede başbakan olanlar, ona koşuyorlarmış. Kimi kaşıntısını gidermek için, kimi Trumpunun açılışını yapmak için.. Bu acıyı da hatırladık, iyice duygusallaştığımız bu mübarek günlerde…

Yavrum Mesut Ve The Şapgalı Baba

Trumpun büyüğü Heybede

- Alo! The Şapgalı baba neredesin? Ben seni arıyorum yahu.

- Burdayım yavrum Mesut burdayım. Binaenaleyh ben senin aramana fevkalade seviniyorum.

- Çok üzgünüm the Şapgalı baba. Bu bana yapılır mı yahu? 

- Sana yapılan ne yavrum Mesut Binaenaleyh yine suratına yumruk izi mi yaptılar? Beni fevkalade canın yanınca mı arıyorsun yavrum Mesut?

- Şey diyorum yani, the Şapgalı baba. Beni görünce kaşınıyordu. Başkasına Trumpunu gösteriyor yahu.

- Kim yapıyordu yavrum Mesut? Binaenaleyh ne yaptılar sana. Senin fevkalade üzülmen benim üzülmem demektir.

- Hâlbuki ben ona başbakan olunca hemen koşmuştum yahu.

- Elbette ona kaşacaktın yavrum Mesut. Binaenaleyh seni görünce kaşınması gelen o adamın sana fevkalade başlıkları olmuştur.

- Ama Trumpunu başkasına açtırdı yahu.

- Üzülme yavrum Mesut üzülme. Binaenaleyh alt yapısını sen hazırlamıştın. Ben de fevkalade çağdaş Türkiye demiştim, unuttun mu?

- 9. Senfoni çalmıştı, unutmadım yahu.

- Kimin ne çaldığını hatırlamak fevkalade hatadır, yazıktır, günahtır. Binaenaleyh düdük çaldı diye başka çalanlardan hesap sormanın manası ne? 

- Sen kime ne diyorsun the Şapgalı baba. Ben çok üzülüyorum yahu.

- Üzülme yavrum Mesut üzülme. Binaenaleyh Trumpun büyüğü heybede. Fevkalade kaşınacakları geldiğinde buralarda ol.

- Bana yine tanklara mı baktıracaksın the Şapgalı baba.

- Mahkeme dosyalarına bakacaksın, uzaktan trumplara bakacaksın. Binaenaleyh bana bakacaksın. Bakıcı parası alacaksın, fevkalade bakıcı parçası olacaksın. Anladın mı yavrum Mesut.

GÖMLEK EKSİKSE (Mİ)

SAYFAMIZIN müdavimi herkesin dikkatini çektiğinden eminim. Trumpun açılışını yazmışız, Trumpun açanının adını anmadan... Siyasetteki seleflerinin üstünden maksadımızı hasıl etmişiz. 

Ama neden!

Ama neden girememişler, The Şapgalı Baba formatlı mizah yazılarımızın içine, kişi olarak, siyasetçi olarak..

Bu soruyu soran çok okuyucumuz oldu.

Ben de isterdim onları o zevkten mahrum etmemeyi ama, olmadı işte.

Bir İbrahim Balcı’ya gerekçesini söylemeye çalıştım. Üstüne yürüyeceğim bir üsluplarının olmadığını.. Hangi karakter pozlarında hatırlayacaktık ki onları? Daha dünkü Davutoğlu’ndan bile akıllarda kalan bir şey yokken..

Biraz anlattım galiba.