Başbakan Erdoğan’ın şeb-i aruz münasebetiyle bulunduğu

Konya’da, rahmetli Prof.Dr. Necmettin Erbakan’a yönelik ifadeleri deyim

yerindeyse “acte gratuite” (anlık itkiyle yapılan sonuçsuz edim)’e

benzemektedir. Başbakan Erdoğan, salvo yoluna giderek dar bir perspektifle

sözüm ona, merhum Erbakan’a karşı kayıtsız ve duyarsız olmadığını göstermeye

çalışmaktadır.

Başbakan’ın takınmaya çalıştığı tutumu iyi anlayabilmek

için, olaya hangi gözlükle bakmaya çalıştığını, geçmişte vuku bulan “Milli

Görüş Gömleği” sicili göz önüne alındığında, daha önce söylediği sözlerle bütün

bütüne çelişki oluşturan bir tutum ve davranış içerisinde olduğu görülmektedir.

Başbakan’ın geçmişteki ,”Milli Görüş” ile olan organik bağı

ve diplomatik semiyotik ilişkisi göz önüne alındığında, gönlünden geçmekte olan

başkanlık veya yarı başkanlık sistemi konusundaki olası bir referandum için

şimdiden işi sıkı tutarak Saadet Partisi seçmenlerine şirin gözükmeye çalıştığı

düşünülebilir.

Şu da bir gerçektir ki, AKP’nin kuruluşu ve o dönem sözde

“Milli Görüş” politikalarının imlenmesi, sadece bir senaryonun “çekim

platformunda” uygulanmasına yönelik olmuştur. Şimdi ise, ABD ve İsrail’in

bölgedeki çıkarları için en büyük”müstahkem güç” olarak görülen NATO’nun,

şemsiyesi altında hareket eden AKP, özellikle dış politikadaki rolü gereği

maceracı bir politika sergilemesi sonucu, ortaya çıkan ciddi problem

sarmalından nasıl kurtulabileceğinin ince hesaplarını yapmaktadır.

Başbakan Erdoğan, bu sarmaldan doğan tepkileri hafifletmeye

yönelik idare-i mazlahatçı bir politika ile günü kurtarmaya çalışırken, Konya

konuşmasında merhum Prof.Dr. Necmettin Erbakan’a atıfta bulunması ve

Patriot Füze Sistemi konusunda İran’ın tedirginliğini çeşitli

yollarla ifade etmeye çalışan İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ı da şeb-i aruz

etkinliklerine davet ederek bir bakıma hedef saptırmaya ve günah çıkarmaya

çalışmıştır.

Böylece başbakanın diplomatik maşinasyon ve ani manevra

(peripeteia) ile patriot füzeleri için “meşru zemin” hazırlama girişimi

Konya’da başarısızlıkla sonuçlanmış oldu.

Türkiye’yi bir “NATO Ülkesi” olarak göstermeye çalışan ve

Türkiye’yi dış politika konusunda bir açmazın içerisine sokan Başbakan’ın, acı

vahameti görmezden gelerek sırf gösteriş niteliğinde rahmetli Erbakan’a bir

kurtarıcı gibi sarılmaya çalışması kabil-i telif değildir.

Ortadoğu’da, İslam ülkelerinin inisiyatiflerini kırmaya ve

onları güdüm altında tutmaya yönelik planlar uygulanmaya çalışılırken, maalesef

AKP iktidarı Batılıların ucuz politikalarına kurban gitmektedir. Başta Almanya

olmak üzere, yıllardır Avrupa Birliği üyeliği için büyük çaba gösteren

Türkiye’ye karşı net tavır koyamayan ülkelerin, patriot füzeleri söz konusu

olduğunda parlamentolarından Türkiye lehine acil karar çıkarmaları anlamlı olsa

gerek.

Ünlü Alman Prof. Dr. Günther Gillessen, “Amerika Birleşik

Devletleri olmadan, NATO’nun asla olamayacağını” yıllar önce ifade ederken,

acaba Başbakan Erdoğan da, bundan esinlerek mi Türkiye toprağının aynı zamanda “NATO

toprağı” olduğu vurgusunu yapmaya çalışmaktadır.

Sonuç olarak, Ortadoğu konusunda ABD güdümünde “karabasan

politikalar” takip ederek rahmetli Erbakan’ı anmak ve anlamak pek mümkün olmasa

gerek.