Öncelikle şunun altını çizelim… Seçimler sürecinde yandaş medyada geçmiş dönemlerdeki tüm koalisyonların “tu kaka” ilan edildiği, ülkeyi mahvettiği ve kaosa sürüklediği yönünde yapılan telkinlerin tamamının AKP iktidarının koltuklardaki yerini tahkim etmek için üretilen bir algı operasyonu olduğu gerçeği açıkça ortaya çıkmıştır. Türk siyasi tarihindeki iktidar tablolarının bazılarının ülkemizin siyasi, ekonomik, hukuksal, kültürel nitelikte bir keşmekeş oluşturduğu dönemler vaki olmuştur. Ama koalisyonların tamamını da aynı kategoride değerlendirmenin, tüm iktidarları aynı potaya koymanın yanlışlığını kabul etmek bazılarına zor gelebilir.

Bunun yanında güç sarhoşluğu içinde 13 yıldır Türkiye’yi bir çıkmaza doğru sürükleyen AKP’nin de yanlışlarını görmezden gelmememiz gerektiği gerçeğini değiştirmez. AKP, kendisine 13 yıl içinde Anayasayı değiştirecek çoğunluk kudretini bile bahşeden, referandum imkânlarını sunan halkımızın taleplerini ötelemeyi tercih etmiş, yüzde 10 barajını bile sadece kendisinin iktidar kolonlarını sağlamlaştıran bir taht imkânı gibi görmüş ve en sonunda bu barajın serin sularında tek başına iktidar olamama hazin gerçekliğinde boğulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin iktidarlar sürecinde bazı koalisyonlar vardır ki, Türkiye’nin kaderini çizmiş, ülkemizin tüm ekonomik potansiyellerinin yeniden dizayn edilmesine imkân vermiştir. 1974 yılındaki Kıbrıs Harekâtı’nın odak noktasında Milli Selamet Partisi ve Milli Görüş’ün Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın dirayeti, feraseti ve basireti yatmaktadır. Erbakan Hocamız, koalisyon ortağı olduğu o dönemlerde ülkemizin her köşesine yaptığı Ağır Sanayi hamlesinin katma değer üreten yapılarıyla, fabrikalarıyla bu ülkede bir şeyler yapılabileceğini, üretimin Anadolu’nun her köşesinden bir enerjiye dönüştürülebileceğini ispatlamıştı. Yakın zamandaki Refah-Yol Hükümeti de gelmiş geçmiş en başarılı bir koalisyon olarak tarih sayfalarında yerini aldı… Ve 11 aylık kısa bir dönemde, İslam ülkelerinin birliğini, dirliğini ve nizamını ortaya koyan D-8 projesiyle, denk bütçesiyle, işçiye memura sağladığı yüzde 100’e yakın ücret artışlarıyla ve belki de Türkiye Cumhuriyetindeki ilk defa gerçekleşen denk bütçe yapısıyla efsane bir koalisyon olarak tarihe geçmiştir. Bu açık gerçeği inkâr etmek, inkâr edebilmek mümkün mü  

Devlete, yüzde 135 ile para satan, tahvil alıp oturduğu yerde parasıyla para kazananlar, bütçeye bağladıkları hortum kesilince elbette bu hükümetin alaşağı edilmesi için, militarist iradeyi, medyayı ve 5’li çeteyi devreye soktular. 28 Şubat, aslında başarıya yapılan en büyük bühtanlardan birisiydi. Şimdi gelelim bugüne… Kim kiminle koalisyon yapacak Eminiz ki, Ankara’da şu anda tüm alternatifler, seçim meydanlarında üfürülen sözler, seçim beyannameleri ve olabilecek tüm yöntemler seçimden meclise girmeyi başarmış parti genel merkezlerinde üst üste, alt alta toplanarak hesaplara konu oluyordur.

Devlet yönetmek, kadim bir geleneğin ve kalenderliğin unsurudur… Şöyle olursa böyle olur, böyle olursa şöyle olur… Küçük hesaplar, küçük yöneticilerin işidir… Bu ülkeyi hükümetsiz bırakmak hiç kimsenin haddi olmamalıdır.

Tüm alternatifleri yan yana koyarsak, bizim işbaşına gelecek hükümetten ve iradeden beklentimiz açık açık şudur: Artık miadı dolmuş, arkaik sınıfa girmiş, birilerinin küçük hesaplarıyla büyük beklentilere basamak yaptığı 12 Eylül Anayasasının rafa kaldırılması. Ve, HDP’nin bu yükselişinin temel harcında var olan, bu partiye oluk oluk akıtılan tepki oylarının tek müsebbibi olan yüzde 10’luk barajın kaldırılması, seçmen iradesinin tam manasıyla sandığa yansıyabilmesinin sağlanması. Yapın bakın bu şartlarda seçimi! Bakalım, ak koyun, kara koyun o zaman nasıl ayrılacak