Geçtiğimiz cuma günü Kızılay Gençlik Kampı bünyesinde yer alan “Edebiyatçı Yazarlar Atölyesi”nin davetlisi olarak Heybeliada’da idik. Millî Eğitim Bakanlığı’nın katkılarıyla yürütülen gençlik kampında ülkemizin kırk bir ilinden kırk bir Sosyal Bilimler Lisesi öğrencisi bir öğretmen refakatiyle yer aldılar. Hafta boyunca Cengizhan Orakçı, Necdet Subaşı, Ali Ural, Şule Köklü, Mehmet Şeker, Yıldız Ramazanoğlu, Nurullah Genç, Fahri Tuna, Şeref Akbaba, Özcan Ünlü ve Güray Süngü öğrencilerle birlikte oldular. Yazarlığın incelikleri ve yazarlık serüvenleri ile ilgili tecrübelerini paylaştılar. Kızılay Gençlik Hizmetleri Müdürü dostumuz Nurdal Durmuş’un karakterine yansıyan gençlik aşısını bulunduğu her mekâna da yaydığını görmek gençlik ve gelecek adına ümidimizi artırdı. MEB Ortaöğretim Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Mustafa Kışan Bey’in kamp boyunca gösterdiği yoğun gayret ve ihtimam görülmeye değerdi. İstanbul Mümtaz Turhan Sosyal Bilimler Lisesi Müdürü Hüseyin Sarı kültürün, edebiyatın ve gençliğin olduğu her yerde görebileceğimiz, yorulmak bilmeyen bir isim. Hiç kuşkusuz yurdun dört bir yanından öğrencilere refakat ederek gelen bütün öğretmenlerimiz de öyle. Eğlenirken ve dinlenirken öğrenmek diye bir şey var, bu kampta bütün katılımcılar istisnasız buna tanık oldular. Farklı bölgelerden bir araya gelen onlarca genç öğrenciyi dost, kardeş ve arkadaş kılmak çok önemli. Gençlerde hep güzeli gören birisi olarak burada da ümidim on kat arttı. Çünkü;

* Öğrenciler edebiyatı gerçekten seviyorlar. Sosyal Bilimler Lisesi’nde olmaları bu durumun sadece mütemmim cüzü.

* Şiire, hikâyeye, denemeye kabiliyetli öğrenci sayısı “moral sayı”nın çok daha üzerinde. Anlaşılan o ki bu okullarda edebiyat aktüel hayatla birleştirilmiş.

* Öğrenciler bilginin sadece haberdarı değil, gerçekten okuyor ve muhakeme ediyorlar. Yazarlık atölyesine katılan öğrencilerin derse iştiraklerinden bunu görmek bizi ziyadesi ile sevindirdi.

* Sosyal-Fen-Matematik gibi zihni ve kabiliyeti atomize eden anlayışın gittikçe dağıldığını görmek güzeldi. Zira matematik bilgisinin edebiyata, edebiyat duyarlığının fizik ya da kimyaya mâni olmadığını tam tersi bütünleştirici olduğu bir kez daha fark edildi.

* Kızılay’ın bir kez daha ne kadar önemli ve köklü bir kurum olduğunu anladık. Zira sadece görünür yaraları değil görünmez yaraları da görebilen bir kurum haline gelebilmesi takdir edilesi bir seviye. Sadece bunu görmüş olmak bile yazarların bu kampa iştirakine değmiştir.

* Kızılay’ın gençlere yaklaşım biçimi, sistemli ve programlı zaman yönetimi gençlerle ilgili iddia sahibi STK’lara örnek olacak nitelikte. Başka yere gitmeye gerek yok, Kızılay’ın birleştirici, toparlayıcı, kaynaştırıcı, onarıcı ve de hayatın içerisinde değerlerle hemhal kılıcı yönünü bütün sivil toplum örgütleri örnek alabilirler.

* Gelecek yıldan itibaren bu kampların yurdun değişik bölge ve şehirlerinde de kurulması temennimizdir. Dileriz ki bütün gençler bu doğal ortam içerisinde doğal davranış oluşturmaya yönelik böylesi etkinliklerden yararlansın ve güzel hatıralarla memleketlerine dönsünler.

* Yazarlık atölyesine katılan yazarların kitaplarından bir miktar alınıp öğrencilerin yazarlarla buluşmadan önce bu eserleri tanımaları sağlanırsa çok daha iyi olacaktır.

ŞİİRİN HAKKINI KORUYAN ŞAİR

İrfan Yıldız Ordulu bir şairimiz. Böyle ifade etmemi yadırgayanlara hemen söyleyeyim; İrfan Yıldız’ın kitaplarından biri de “Modern Ordu Şairleri”dir. Ben bildiklerimi söyleyeyim hemen: Selçuk Küpçük, Gökhan Akçiçek, Şinasi Tepe, Özcan Ünlü ve Muammer Yavaş. Hepsi bu kadar değil elbette. Benim hafızamdan şu an için yansıyanlar bunlar. İrfan Yıldız hukuk bitiren şairlerimizden. Şunun şurası hukuk bitiren kaç şairimiz var ki? Şiirin hakkını koruyor. Bitmeyen bir anlatı var İrfan Yıldız’ın şiirlerinde ölüme ve dirime dair. Onun şiirlerinde dereler bile ölülerin üstünden geçer. “Çığlık Kırları” demiş son şiir kitabına. Bir şiirinin adı da “Kelimeler Nisanı”. Sırası gelmişken aktarayım: “dil ve ifade / ses ve sükût / yağmur ve bulut / yetersiz kalır kelebeği açıklamaya / yazı kurtulunca kayadan / başlar alfabeyi yırtmaya”. Soyut ve somut kaynaşmıştır onun şiirinde. Ölüler bile koşmaktadır, rüzgâr ölümün saçlarını yalamaktadır.

Ölünce kesilecek soluğa inat sesini şiirinde yüksek tutan bir şair İrfan Yıldız. Soğuyacak bedene karşı yüreğini sıcak tutmayı başarıyor. Ben diyorum ki okuyun bu şairi. Hiç tanımamış olanlar bu kitapla tanısın. Yaşadığınız hayat, kaygılandığınız ölüm ve aynı gök kubbe altında müşterek bir bekleyişe hazırlandığınız insanlarla bir hukukunuz varsa, bu şiirlerin şairiyle de bir hukukunuz var demektir. Okuyun derim. Dedim bile! (Çığlık Kırları-İrfan Yıldız-Vapur Yayınları)