Suudİ Arabistan la İran karşı karşıya... Arzu edilen,
uzun yıllar sürecek bir savaşın fitilini tutuşturmak.
Gene İslam coğrafyası... Gene Müslüman kıyımı... Bu defa
mezhepler arası tasarlanmış; yani, bir iç savaş. Mübarek beldeleri merkez alan
kanlı hesaplaşma. Arabistan demek Mekke ve Medine demektir. Anlaşılan, küresel
haydutlar kara hançeri Müslümanların kalbine saplamayı kafalarına koymuşlar. Bu
çapta bir savaş herkesi etkiler; çok büyük sayıda insan kaybı olur ve uzun
yıllar sürebilir. Eğer bu savaş önlenemezse Irak ve Suriye de olduğu gibi Suudi
Arabistan da İran da bölünür ve paramparça olur.
1980 yılında yok yere çıkan İran-Irak savaşı sekiz yıl
sürdü. Ayrıca, bu uğursuz savaşın kazananı da olmadı. Her iki taraf çok büyük
kayıplar verdi; analar ağladı, şehirler yıkıldı, ekonomiler çöktü. Bir daha
bölgemizde savaş eksik olmadı. Şimdilerde Irak, fiilen üçe bölünmüş durumda. Bu
defa Suriye nin ateşe atılmasıyla yükselen alevler etrafını tutuşturmaya
başladı. Suudi Arabistan ve İran ın sonunu getirecek çok tehlikeli bir senaryo
sahnelenmek isteniyor. Bu senaryonun fiiliyata geçmesi durumunda, kelimenin tam
anlamıyla bir felaket olur.
İran-Arabistan gerilimi epeyce eskilere dayanıyor.
Özellikle, 1979 yılında gerçekleşen İran İslam inkılabı ve ardından
Afganistan ın SSCB tarafından işgal edilmesiyle başlayan zıtlaşma derinleşerek
bugünlere gelindi. Her iki tarafta da karşılıklı olarak ciddi bir öfke
birikmesi var. Suudi Arabistan ve İran ekseninde oluşan gerilim ve kutuplaşma
nihayetinde iki ülkeyi karşı karşıya getirdi. Kolaylıkla tahmin edilebileceği
gibi, muhtemel bir savaş sadece bu iki
ülkeyle sınırlı kalmayacaktır.
Şimdi kendi kendimize düşünelim; Allah korusun, savaş
çıkması durumunda nasıl bir tablo oluşacak Ölenler Müslüman. Burası kesin. Ya
öldürenler Hiç şüphesiz onlar da Müslüman. Ama perde gerisinde işlerin farklı
seyrettiğini iyi bilmek lazım. İşte, asıl problem işin bu yönünü tefrik etmede.
Şunu net olarak söyleyebiliriz: Aslında öldürenler, Arabistan-İran zıtlıklarını
ve tahrip gücünü keşfetmiş olan küresel emperyalistlerdir. Müslümanlar arasında
oluşan ihtilaflar üzerine tezgâhlanmış büyük bir tuzak söz konusu. Tam da bu noktada,
asıl irdelenmesi gereken, bu işin kime yarayacağıdır. Bu işten en çok İsrail in
kazançlı çıkacağı açıktır.
Yaklaşmakta olan tehlikeyi iyi hesap etmek gerekir. Eğer
teşhis doğru konulamaz ise doğru tedavi uygulamak da mümkün olmayacaktır.
Evvela şunun çok iyi bilinmesi lazım: Müslümanlar, tarih boyunca birçok kriz
atlattılar. Yaklaşmakta olan yeni tehlike, yaşanan krizlerin en büyüğü olmaya
namzettir. Bu, ne Moğol istilasına benzer, ne de Haçlı işgallerine.
Fitne üretim merkezleri ve silah tüccarları çoktan
avuçlarını ovuşturmaya başlamışlardır. Silah stoklarını eritmenin şeytani
hesaplarını da yapmışlardır. Hayatları söndürecek olan yeni silahları masum
insanlar üzerinde denemek onara büyük keyif verir. Ayrıca bu savaşta kaç milyon
insanın öleceği kaç trilyon dolarlık bir
pazarın oluşacağı da inceden inceye hesap edilmiştir.
İyi bilinmelidir ki; bu çaptaki bir savaş sadece
Ortadoğu yla sınırlı kalmaz. Bu bir kıyamet senaryosudur. Yaklaşmakta olan
tehlike insanlığın sonunu getirebilecek çaptadır. Mesul makamda bulunan etkili
ve yetkili durumdaki vicdan sahipleri devreye girmelidir.
İnsanlığın yeni savaşlara değil, dünya barışına ihtiyacı
var.