Kıyame Suresi’nin 31, 32, 33, 34 ve 35’nci ayetlerinde yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “FELA SADDEKE VELA SALLA VE LAKİN KEZZEBE VE TEVELLA. SÜMME ZEHEBE İLA EHLİHİ YETEMETTA. EVLA LEKE FE EVLA / Kur’an-ı Kerim’i tasdik etmedi ve namaz da kılmadı. Ve lakin (peygamberi) yalanladı ve arkasını döndü. Sonra da sallana sallana (kibirli kibirli) ehline, kafadarlarına gitti. Vay sana, yazık sana. Evet! Vay sana yazık sana (sen bu azabı hak ettin)”
Ayet-i kerimede hakkı kabul etmeyen ve kibirlenenlerin azabı hak ettiği iki kere ifade ediliyor. Ruh-ul’beyanda birinci azabın kabirde ikinci azabın ise kıyamette olacağı ifade edilmektedir. Burada kibrin insanı küfre kadar götürebilecek kötü bir huy olduğuna da işaret edilmektedir. Bazı Müslümanlar da kibirleri yüzünden bir şeye doğru deyince bir daha onun eğriliğini kabul etmiyor. Hatta bazı Müslümanlar bir kere oy verdiği parti ne kadar hata ederse etsin onları görmüyor, yaptığı bazı iyi işleri savunarak kötülüklerini görmezden geliyor. Hâlbuki Müslümanların birçok kötülüğü olanları bazı iyilikleri dolayısıyla desteklemeleri doğru değildir. “Temizlik süslemeden önce gelir” kuralı gereğince yanlış yapanların doğruları yüzünden desteklenmesi yanlıştır. Ama birçokları kibirleri yüzünden bir kere karşı çıktıkları bir davranışı veya partiyi kabullenemiyorlar. İşte bu kibir hastalığının getirdiği vahim bir sonuçtur.
Surenin 36, 37, 38, 39 ve 40. ayetlerine gelince bakın yüce Mevla’mız nasıl uyarıyor: “EYAHSEB_ÜL’İNSAN EN YÜTREKE SÜDA. ELEMYEKÜ NUTFETAN MİNMENİYYİN YAMNA. SÜMME KANE ALAKATEN FE HALEKA FE SEVVA . FECEALE MİNHÜZZEVCEYNİZZEKERE VEL’ÜNSA. ELEYSE ZALİKE BİKADİRİN ALA ENYUHYİYELMEVTA / İnsan başıboş bırakılacağını mı zannediyor? O bir ‘meni’den (embriyo) olmadı mı? Sonra alaka (sakızımsı) oldu ve (Allah da) onu yarattı, şekillendirdi ve tesviye etti (tüm organlarını dengeli yaptı) ve o meniden hem erkeği ve hem de dişiyi yarattı. Şimdi bu (yapan zat) ölüleri diriltmeye kadir değil mi? (ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?)”
Bazı ayetlerde yüce Allah insanı “kerim” olarak yarattığını, diğer canlılara üstün kıldığını beyan ediyor ama bu ayette olduğu gibi Yasn-i Şerif’in 77’nci ayetinde de, “İnsan görmüyor mu ki biz onu bir nutfeden (meniden) yarattık ama o açıkça bize düşmandır” beyanıyla insanın haddini bilmediğini söyleyerek aslında insanın basit bir şeyden yaratıldığını, kibirlenmemesi gerektiğini ortaya koymuştur. Ancak bu ayetlerde vurgulanmak istenen husus insanın kılavuzsuz huzur içinde yaşabilecek bir varlık olmadığıdır. Yani insan başıboş bırakılmayacak, ona bir kılavuz verilecektir. O kılavuz her zaman sahifeler ve büyük kitaplar halinde verilmiştir. En son olarak da Kur’an-ı Kerim insanlara olmazsa olmaz bir kılavuz olarak Hz. Muhammed (S.A.V.) vasıtasıyla getirilmiştir.
Evet! İnsanların kılavuzu Kur’an-ı Kerim’dir. Onu rehber edinmeyenler deniz ortasında pusulası olmayan bir gemi gibi ulaşması gereken yere gidemez, yalpa yapıp durur. Bugün insanlık savaşlar içinde yuvarlanıp gidiyorsa, anarşi ile boğuşuyorsa, ekonomik sıkıntılar içinde kıvranıyorsa, bir türlü huzura kavuşamıyorsa Kur’an-ı Kerim’i gereği gibi kılavuz edinmediğindendir.
Gelin ey Müslümanlar kılavuzumuz Kur’an-ı Kerim’i anlayarak, hem de düşünerek okuyalım, sahil-i selamete çıkalım.