“Kısacası” diye bağlanan anlatımların, “kısacası” kısmından öncesinin genelde tüm anlatımın gereksiz kısmı olduğunun farkındayız. Bunu aslında hepimiz biliyoruz ama gelgelelim konuşmayı da çok seviyoruz. Çünkü bir ortamda herkes konuşana bakar. İnsanız, haliyle bakılmayı da seviyoruz. “Elbette uzun uzun konuşsa da saatlerce dinlesek” dediklerimiz de var ama onlar çok azlar ve birçoğu bu dünyadan göçeli uzun zaman oldu.

Uzun uzun konuşmak uzun uzadıya yazmakla aynıdır. Yazarken de kısacasını yakalamak lazım. Kısaca anlatamadığınız bir şeyi ya tam anlamamışsınızdır ya da tam içselleştirememişsinizdir. Bir adam 500 sayfada anlatmaya çalıştığı şeyi, 150 sayfada anlatamıyorsa bence bu bir sorundur. Sizin için sorun olmayabilir ama benim için sorun. Eskiden benim için de sorun değildi ama artık sorun. Artık çok hızlı bir hayat yaşıyoruz. Düşünün ki, eskilerin 40-50 yıllık gündemlerini birkaç ayda çarçur ediyoruz. Yetmeyen, bitmeyen, doyumsuz bir dönemdeyiz. İzole olma imkânı da vermiyorlar. Aynı düzenin, aynı sistemin içerisinde yaşam mücadelesi veriyoruz ama ne mücadele.

Tabi anlatımın kısa ya da uzun olması biraz da dinleyici ile alakalı. Abdala kısaca anlatabilirsiniz ama aptala anlatamazsınız. Öyle ya, aptala uzun uzadıya anlatsanız da işe yarar mı bilmem. Sistem, düzen, toplum insanı bir şekilde bir yerlerinden tutar ve bırakmaz, kurtulamazsınız. Bu durum böyledir. Hatta yaşadığınız ortam, muhatap olduğunuz insanlar zamanla sizi etkiler, şekillendirir. Benzeşirsiniz, değişir ve hatta dönüşürsünüz. Hani şair diyor ya, “İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya” diye. İşte insandır bu, su misalidir, akar, kirlenir, değişir, dönüşür, donar, buharlaşır, girdiği kabın şeklini alır, taşı deler, durur bulanıklaşır, akar durulur, berraklaşır. Böyledir insan, böyledir hayat.

Her sonun bir başlangıcı, her olayın bir sebebi vardır. Doğruya da yanlışa da belli yollardan gidilir. Durmak da düşünmek de konuşmak da yazmak da anlatmak da yaşamak da yapmak da yapmamak da insanın elindedir. Hava karardıysa elbet ardı aydınlıktır. Aydınlık içerisindeysek karanlığın gelişi mutlaktır. İşte biraz uzatınca böyle oluyor. Konu ne ara bu noktaya geldi? Ne karanlığı, ne aydınlığı! Neyse, kısaca özetlemek gerekirse, hayat çok garip.