CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Köşk adaylığı konusunda en azından şimdilik, “kadın aday” şartından vazgeçmiş görünüyor.

Bunda etkili olan faktör şu; “çatı” muhabbeti…

Yani, AKP’nin dışındaki tüm partilerin üzerinde konsensüs sağlayacağı bir adayı öne sürmek…

Bu kolay bir şey mi

Zor, hem de çok zor. Ama imkânsız da değil.

Daha sonra hayal kırıklığı meydana getirse de, Köşk adaylığı hususunda, Ahmet Necdet Sezer üzerinde TBMM’de grubu bulunan tüm partilerin “ittifak” ettiğini hatırlayacaksınız…

Şimdi neden olmasın!

***

Saadet Partisi Köşk seçimlerinde “kilit” parti.

Bunu artık herkes kabul ediyor.

Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak nasıl bir aday arzu ettiklerini şu cümlelerle ortaya koydu: “Kimin cumhurbaşkanı olması sorusundan ziyade “nasıl bir cumhurbaşkanı olmalı” sorusu önemlidir dedik. Milletin derdi ile dertlenen, dışarıdan gelen baskılara, telkinlere boyun eğmeyen, milletin aslı değerlerini esas alan, milli kriterleri Anadolu’nun ruh kökünü özümsemiş bir adayı destekleriz biz. Eğer böyle bir aday gündeme gelirse destek veririz biz ona.”

***

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, bu süreçte Saadet Partisi’ni de ziyaret edecek.

Benim anlamadığım şu; CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Saadet Partisi’ni ziyaret listesine neden almıyor, acaba

Yoksa listesinde var da benim mi haberim yok!

BAK ŞU AKIL VERENE!

2000’li yılları hatırlayınız…

Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin bitmesinin ardından, gözler Demirel’in Köşk sonrası adımlarına odaklanmıştı, Ankara’da. Merkez sağın bundan sonraki yapılanması, DYP’nin durumu da bu çerçevede ele alınacak konulardı. Acaba “Baba” ne türden adımlar, çalımlar atacaktı.

Başkent’te, Demirel’in Güniz Sokak’a iniyor olmasından dolayı kimilerinin geceleri uykusundan olduğu, Demirel’in baştan beri aşağıya inmesini savunan bazılarının da bu duruma sevindiği biliniyordu. Ancak, şurası bir gerçekti ki, Demirel, Güniz Sokak’a indikten sonra yalnızca çiçekleri sulayıp, tavukları yemlemeyecekti…

Kurtarmazdı, bunlar “Baba”yı!

Türkiye’nin dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Köşk’teki görev süresi dolduktan sonra aktif siyaset yapmaya dönük sinyaller verdi.  Demirel’in Demokratik Atılım Grubu (DAG) ile dirsek temasında olduğu ve İlhan Kesici’den, Yalım Erez’e uzanan çizgideki isimlerle geleceğe ilişkin görüşmeler gerçekleştirdiği biliniyordu. 

Kimileri, DYP eski genel başkanının geçmişe dönük bir hesaplaşmanın içine girebileceğini belirtirken, kimilerine göre ise Demirel açısından DYP sayfası kapanmıştı. Gerçekten, Demirel’in bir zamanlar genel başkanlığını yaptığı DYP’ye yönelik düşünceleri neydi, nelerdi Bu sorunun cevabı belki 2000’li yıllardan sonra netleşecekti.

DYP’ye yakın kaynaklar,  Süleyman Demirel’in yeniden aktif siyasete girmesi eğilimini çok farklı bir şekilde yorumlamışlardı. Kimi, Demirel’in siyasete dönme yerine kendilerine manevi bir lider olarak kalmasını istediklerini söyledi, kimi Demirel’in dönmesi durumunda başarılı olamayacağını ifade etti.

Politikada kısmen yeni olan ve Demirel’i yakından tanıma imkanı elde edemeyen bazı partililer de “Demirel’in siyasete dönme yerine Çiller’e yardımcı olması gerektiğini” vurguluyordu.

Kısacası, her DYP’linin farklı bir ‘Demirel’ hesabı olduğu ortaya çıkmıştı. Kimi ise daha da ileri giderek “Baba”nın “Köye muhtar bile olamayacağını” iddia etti, o zamanlar.

Mesela, 2000’li yıllarda Adana DYP İl Başkanı olan Tahsin Parlak “Demirel’in tekrar siyasete dönmesi olumlu bir davranış olmaz. Kendileri ille de siyasete dönmek istiyorsa Genel Başkanımız Tansu Hanıma yardım etsin” görüşlerini taşıyordu.

Partinin Antalya İl Başkanı Hüseyin Bodur ise Demirel’in siyasete dönmesi halinde eski teveccühü bulamayacağını belirtiyor ve ekliyordu; “Sayın Demirel bunu bilecek siyasi tecrübeye sahiptir”.

İl başkanları çoğunlukla bu alanda nazik bir üslup takınmayı da ihmal etmiyorlar, kelimelerini özenle seçiyorlardı. Bunlardan birisi de Balıkesir İl Başkanı Yunus Baysal’dı. Baysal, Demirel’in yeniden aktif siyasete dönmesinin genel anlamda hoş karşılanmayacağını belirtiyordu. Baysal, misyona büyük katkıları olan bir isme hakkının da verilmesi gerektiği düşüncesiyle Demirel için, “Ancak kendileri bizim manevi liderimiz olarak kalmalı” cümlesini kullanıyordu.

Bazı DYP il başkanları, iddialı cümleler kullanırken, Bilecik’te olduğu gibi bazıları siyasetin doğal gereği olarak daha temkinli bir yaklaşım sergiliyordu. Dönemin Bilecik DYP İl Başkanı Nusret Tosun, bir kısım partili arkadaşlarının aksine, Süleyman Demirel’in aktif politikaya dönmesini saygı ile karşılayacağını ve bu alandaki tasarrufun tamamıyla kendisine bırakılması gerektiğini ifade ediyordu.

Bitlis İl Başkanı Yaşar Işık da benzer ifadeleri dillendirenlerdendi. Işık’a göre “Demirel’in engin tecrübelerinden mutlak surette yararlanmak gerekiyordu.”

Bu yumuşak tutum ve tavırların arkasında bariz olarak görünen tablo ise kuşkusuz şuydu:  “Ya Demirel siyasette yeniden başarılı olur, merkez sağı gerçekten toparlarsa...’

Kısacası, Köşk sonrası yeni bir parti mi, bir başka partiye girmek mi veya biraz dinlenip duruma göre vaziyet mi almak mı

Köşk’ün eski sakini bunlardan hangisini gerçekleştirecekti

***

Peki, neler oldu o dönem

Hiiiiiiç!

Nam-ı  diğer “Baba” yerinden bile kıpırda(ya)madı.

***

Ben neden anlattım bu uzun metrajlı öyküyü

“Baba” kendisini ziyaret eden MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye, “Abdullah Gül’ü yeniden Cumhurbaşkanlığı için aday gösterin…” önerisini getirdiği için…

“Baba” kendisi inandı mı acaba, bu hikâyeye

Hiç sanmam!

Peki, ya siz…

ARTVİN’DEN GELEN TELEFON

Pazar günleri gazeteciler için çoğunlukla sakin günlerdir.

Politikacılar, bürokratlar, işadamları, kısacası gündem oluşturan kişi ve kuruluşlar genelde tatilde olduğu için, -istisnalar hariç- bunların çoğu da öğle vaktine kadar uyuduğundan, esasen Pazar günleri haber anlamında yaprak kımıldamaz.

Dün sabah saatlerinde telefonum çaldı.

Arayan Fatih Yaşar’dı…

Artvin’de yaşıyor.

Hamallık yaptığını, çok zor durumda olduğunu anlattı.

Bir derdi daha var, Fatih Yaşar’ın; Kardeşi Muhammed Yaşar’ın beyin tümörü hastası olduğunu, hastane hastane dolaştırdıkları halde kendileriyle ilgilenen olmadığını, sağlık kuruluşlarının kapılarının kendilerine kapandığını anlattı.

“Abi, gitmediğim doktor kalmadı! Valiliğe de müracaat ettim ama bir netice alamadım.” sözleri Fatih Yaşar’a ait…

Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu ve Artvin Valisi Kemal Cirit’ten ricam, en azından Fatih Yaşar’ı bir dinlemeleri…

Telefonu bende mevcut. 

Buraya yazmıyorum ama isteyen yetkiliye verebilirim.

NOT: Bugün 26 Mayıs 2014, Pazartesi… 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!