Aptal liderler ülkelerinin ve toplumlarının başına ciddi işler açabilir, ülkelerinin felaketine sebep olabilirler. Tarih kitapları bunun örnekleri ile doludur. Liderlerin ülkelerinin kendilerinin felaketine yol açan bir takım eylemlerin kararını vermiş olmaları için ille de onların doğuştan geri zekalı olmaları gerekmez. Hatta çok akıllı bazı liderler bile bu yanlışa düşebilirler. Hırslarını frenleyemeyen liderler çoğu zaman attıkları adımın sonucunu bu hırsları sebebiyle kestiremezler. Bunun ağır faturasını da çoğu zaman ülkeleri ve insanları öder, ödemek zorunda kalır.

Elbette kendi akıllarından çok başkalarının aklına güvenen ve dolma akılla yola çıkan liderlerin sonu hep hüsran olmuştur. Çünkü, onlara akıl verenler için dolduruşa getirip ortaya sürdüklerinin değil kendi çıkarları önemlidir. Onların tüm planları kendi emperyalist  hedeflerine göre olduğu için maşa olarak kullandıkları zaten daha işin başında bilerek ateşe sürülmüştür.

Saddam Hüseyin ülkesini seven ve kendine göre liderlik sevdası olan bir liderdi. Ancak, kafasında oluşturduğu Arap Birliği hayalini gerçekleştirmenin tek başına mümkün olmadığını düşündüğünden bir zamanlar Sovyetler Birliği nin, Sovyetlerin dağılmasının ardından da  ABD nin desteğine ihtiyaç duyuyordu. Ne var ki, emperyalist güçlerin bu desteği hiçbir zaman karşılıksız vermeyeceğini hesap edemiyordu. Etse bile bunu çıkarına uygun görüyordu. İran devriminin hemen ardından ABD istek ve kışkırtması sonucu İran a saldıran Saddam ülkesinin bütün kaynaklarını 10 yıla yakın bu uğurda harcadı ve her iki taraftan pek çok insan bu savaşta hayatını kaybetti. Ne var ki Saddam durup "Ben bu savaşı kimin için yapıyorum " diye sorma ihtiyacı duymadı. Çünkü kendisini İran a saldırtanların hesabı Saddam dan çok farklıydı. Onlar bu savaşla İran ı zayıf düşürmek, devrimin yerleşmesini ve kökleşmesini engellemek istiyorlardı. Ama, Irak ın İran a saldırması devrimin yerleşmesine ve kökleşmesine zemin oluşturdu. Buna karşılık Irak bu uğurda büyük kayıplara uğradı. Ardından yine ABD nin teşvik ve desteği ile Saddam bu defa Kuveyt e saldırdı ve işgal ederek ülkesine kattığını ilan etti. Sonunda kendisini Kuveyt e gönderen güç bu defa Kuveyt i ve Suudi Arabistan ı Saddam a karşı koruma bahanesiyle Irak a saldırdı ve günlerce Irak şehirlerinin üzerine havadan bomba yağdırıldı. Sonuçta  zararlı çıkan Saddam iken ABD Körfez ülkelerinin petrolüne 25 yıllığına el koymuş oldu. Gerekçe de basitti, "Saddam saldırısına karşı bu ülkeleri korumak. Bir diğer adı ile savaş tazminatı".

Bunları yeniden düşündüren Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili nin, "Putin in blöf yaptığını sandım. Tiflis i vuracağını hiç düşünmedim."  şeklindeki sözleri oldu. Bu sözlerin sahibini aptallıkla mı suçlamalıyız yoksa Saddam örneğinde olduğu gibi ABD nin dolduruşuna gelmenin sonunun bu olacağını söylemek mi gerekiyor bilemem ama, dolma akılla yola çıkanlar  kendilerine değil hep kendilerini doldurup ortaya sürenlere hizmet etmişlerdir. Ne var ki Gürcü lider bu gerçeği bugün bile görebilmiş değil, sadece Rusların nereden saldıracağını kestirememiş olmakla kendisini suçluyor. Netice olarak Güney Osetya bu saldırıya kadar Gürcistan a bağlı iken şimdi  tamamen kopmuş ve Abhazya ile birlikte bağımsızlık yolunda hızla ilerlemektedir. Güney Osetya nın bağımsızlığı da Rusya ya bağımlılık olarak ortaya çıkıyor.

Buna karşılık ABD çizgisindeki Gürcistan bundan sonrası için  bu ülkeye çok daha bağımlı hale gelecektir. Çünkü, bundan sonrası için Rusya ile ortaya çıkacak bir saldırıda ABD ye daha çok ihtiyaç duyacaktır.

Şu anda Gürcü lider başını ellerinin arasına alıp "Biz ne yapmak istiyorduk ne yaptık Durduk yerde G. Osetya yı işgale kalkmakla kime hizmet ettik " diye düşünecek olursa  sadece ve sadece ABD ye hizmet ettiğini Rusya nın gizli emellerinin de tahakkuk etmesine yardımcı olduğunu anlayacaktır.

Ve tabiî ki, binlerce insanın hayatına mal olan bu hareketinin bir faturası vardır ve o faturayı Saakaşvili nin ödemesi gerekiyor. Çünkü sömürgeci güçler maşa olarak kullandıklarını işleri bitince tasfiye ediverirler.