Herkesin dikkatini aynı kareler çekmekte.  Şehitler "kalp gözü" filmlerinin çekildiği; tek katlı, iki göz odalı, mavi kapılı o yoksul evleri sanki fon olarak kullanmaktalar.

Sanki onlara tutulan kamera önceden biliyormuşçasına bu keramet senaryolu filmlerin platolarını andıran evlerde çekimlerini yapmaktalar.

Fakat bu bir film senaryosu değil, gerçek.

Şehitler bu kalp gözü dizilerinde başrol oyuncularına ev olarak gösterilen fakirhanelerden çıkmakta.

Ben mi yanılıyorum diye ısrarla televizyondaki görüntüleri inceliyorum.

Yok, bir tane lüks sitenin önüne uğramıyor şehit cenazesi.

Ya da siz hiç gördünüz mü deniz kenarında nefis bir yalının önünden şehit cenazesi kalktığını.

Sahil şeridindeki o sanat şahikası şalelelerin rıhtımları da şehidin cenazesini uğurlamıyor.

Lüks villa ve köşklere de, burada şehit var kodu yüklenmiş bayrak asıldığını görmedim.

Kalkıp ne yani elbet bu ülkede lüks ev, yoksul kondularından daha az demeyin.

Hani neredeyse şehit cenazesini uğurlayan orta düzeyde evler bile ne kadar azınlıkta.

Şehidin tabutuna sarılıp ağlayanlar da birbirinin fotokopisi.

Annelerine, eşlerine, kız kardeşlerine, komşularına bakın.

Yaz güneşinde bile üzerleri kumaş fabrikası.

Anadolu kadınlarının yoğun örtüleri.

Başlarda yüzde doksan dokuzunun yemeniler, tülbentler, başörtüleri.

Ayaklarda uzun etekler.

Sinelerini döven, dizlerine vuran bu baygın kadınların tepeden tırnağa örtülü oluşlarını da ne kadar kanıksadık.

Tabii siz yine, elbette böyle olacak bu ülkede örtülü kadın oranı çok yüksek diyeceksiniz.

Ama herkesin bildiği bir gerçek varsa, bu yirmilik fidanlar keramet filmlerini aratmayan dekorlardan çıkmakta.

Yoksulların şanlı direnişini yazıp oynarcasına, iki odalı evlerden, tuvaleti, mutfağı avluda konuşlanmış,  maddenin esir alamadığı yüksek karakterlerden çıkmakta.

O çocuklar lüks tesislerde golf oyunu bilmeden yaşadılar.

Ellerindeki sopayı hangi topa vuracaklarını hiç öğrenemediler.

İyi bir restoranda yemek yemediler.

Hatta içlerinden kimi akşam koğuşta yatarken; kolunu yastık gibi katlayıp başını yaslayıp hayalini bile kurmuştu.

O kuş uçmaz kervan geçmez yerden sağ salim askerliğini bitirip evine dönerse, nişanlısını koluna takıp yemeğe bile götürecekti, lüks olmasa da kasabanın en güzel lokantasına gidip askerlik bitişini kutlayacaklardı.

Dağların başında çiçeklerin, kelebeklerin bile olmadığı o sarp kayalıklardan kurtulursa anneciğini alıp belki de hayatında ilk kez bir pastanede limonata içip pasta yiyeceklerdi.

Belki golf kulübünün yiyecekleri kadar kaliteli olmayacaktı ama o bayat pasta dilimini, ekşimiş limonatayı ne kadar büyük bir mutlulukla, cama konan arılara bakarak içeceklerdi.

Ama olmadı.

Onların başlarına kurşunlar, bombalar, şarapneller yağarken; kimi oğlunun sünnetinde kahkahalarla halay çekti.

Oysa onlar da, anne babasının tek oğlu idi.

Kimi de ekşimiş limonata bile değil en pahalı içkilerin kafeteryasında sıralandığı bir kulüpte ipek gibi yemyeşil çimenler üzerinde minik bir topun kafasına vura vura eğlence tatilinin keyfini çıkardı.

Keramet filmlerinin gerçek oyuncusu çocuklar, bu yaşta bu çağda ölünür müymüş diyenlerin şaşkın bakışları altında başlarından yaralar alıp, minik serçeler gibi toprağa düştüler.

Başları bir topun başından değersiz di ki saatlerce süren çatışmalardan habersiz komutanların, "ne yapayım yani, sizi mutlu etmek için, bende mi Aktütün e gitse idim" gerekçelerine gülümseyerek düştü her şehit başı.

İyi de Osmanlı da komutanlar, ordusunun en önündedir, hatta bazen alnından vurulup yere düşen ilk şehit olurlar. Hatta ilk dönemlerde padişahlar da ordu ile birlikte en ön saftadırlar.

Sonrakiler, orduları saraydan yönetmeye kalktıkları için devleti de batırdılar.

Şimdi ise golf sahasından taarruz emri veren paşa kadar modern olduk.

Genelkurmayın paşayı sahiplenişi ise daha garip, tüm Türkiye nin, dünyanın baskını duymasına karşın komutanın haberi olmamış.

Analar cıvıl cıvıl askere yolladıkları ceylan yüzlü bebelerinin kaskatı bedenlerine sarılırken, tatili tamamlayanlar evlerine döndüler.

Keramet kolay değil, komutan.

Onlar ancak yoksul, küçük, solmuş basma yastıkların sedirlerinde tek aksesuar olarak durduğu evlerden çıkarlar.