İstanbul‘un çeşitli yerlerinde asırlardır varlıklarını sürdüren anıt ağaçlar, insanlık tarihinin en eski yerleşim yerlerinden biri olan kente adeta bekçilik ediyor.

Kültür başkenti İstanbul‘un mistik ve kutsal mekanlarında, eski külliyelerinde, köşk ve saray bahçelerinde sıkça karşılaşılan, insan hayatının 15-20 katı ömre sahip anıt ağaçlar, dönemin en önemli olaylarının canlı birer tanığı. İstanbul‘daki anıt ağaçlarla ilgili bilgi veren İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Amenajmanı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ünal Asan, bir ağacın anıt olabilmesi için Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulları tarafından tescilinin yapılması, ayrıca, yaş, çap ve boyuyla kendi türünün alışılmış ölçütlerinin üzerinde olması, yöre folklorunda, kültür ve tarihinde özel yeri bulunması gerektiğini kaydetti. Prof. Dr. Asan, anıt ağaçların doğanın kendilerine bahşettiği uzun ömürlerinden ötürü geçmişi geleceğe taşıdıklarını belirterek, ‘‘Bu ağaçların korunması hem genç beyinlerde soya bağlılık duygularını geliştirerek ülke ve ulus sevgilerini besleyecek hem de çölleşme sürecine giren dünyamızda doğa sevgisi ve çevre bilincinin kökleşmesine vesile olacaktır‘‘ dedi.

Ebu Eyyüb El-Ensari‘nin kabri

Eyüp Sultan Çınarları: Eyüp Sultan Camii‘nin dış avlusunda bulunan çınarın çapı 2 metre 87 santim, boyu 20 metre 50 santim ve yaşı ise 600 civarında. İstanbul‘un fethi sırasında Fatih Sultan Mehmet tarafından diktirilen bu ağacın öyküsü de oldukça ilginç: ‘‘İstanbul kuşatmasının en sıkıntılı günleridir. Uzayan kuşatmanın getirdiği gerginlik hem genç sultanı hem de devlet erkanını etkilemektedir. Yeniçerinin moralini yükseltmek ve kuşatmanın uzatılmasından hoşnut olmayan serasker ile vezirlerin huzursuzluğunu gidermek için Emeviler‘in şehri kuşatması sırasında şehit düşmüş Ebu Eyyüb Halit Bin Zeyd El-Ensari‘nin mezarının bulunmasının iyi bir moral olacağını düşünür ve hocası Akşemsettin‘den yardım ister. Akşemsettin, kabir yerini kimi mistik belirtiler yardımıyla saptar ve bulduğu yere iki çınar fidanı dikerek padişaha haber verir. Hocasının sezgilerinden emin olmak isteyen Sultan, Silahtarağayı yanına çağırarak, dikilen fidanın yerin değiştirmesini ve sökülen yere kendi yüzüğünün bırakılmasını emreder. Emir harfiyen uygulanır. Ertesi gün, bir bölüm devlet erkanı ile olay yerine gelen padişah, Akşemsettin‘den kabir yerini kendisine göstermesini ister. Akşemsettin hiç tereddüt etmeden ilk bulduğu yere gider ve çınar fidanının dikili olduğu yere bakmaksızın ‘‘Kabrin yeri burasıdır‘‘ der. İnancını pekiştirmek isteyen Padişah‘ın, ‘‘Emin misin hocam?‘‘ diye üstelemesi üzerine, Sultanın kuşkusunu hisseden Akşemsettin ‘‘Elbette eminim, işte burada, toprak içinde bir yüzük görüyorum, iki kulaç derinde de mezar taşı görüyorum‘‘ der. Olay karşısında tüm şüphesi yok olan Padişah, fidanı gerçek yerine diktirmek ister. Ancak Akşemsettin, ‘‘Bırakın, çınar yerinde kalsın. Orası da kutsal bir mahaldir. Eyyüp El Ensari orada gasledilmiştir‘‘ der.

Kırımlı Çınarları

Çatalca Subaşı köyünde bulunan bu iki çınarın 800-900 yıllık oldukları sanılıyor.

- Çatalca Çınarı: Çatalca merkezindeki mezarlığın yanında bulunan 30 metre boyundaki ağaç, yörenin en görkemli ağacı. Çınarın yaşının 350‘nin üzerinde olduğu tahmin ediliyor.

- Sultanahmet Çırnarları: Sultanahmet Meydanı‘nda bulunan ve kolları insan kolu gibi yatay olarak büyümüş çınar ağaçları da Osmanlı tarihinde idam edilen asiler ve paşaların burada teşhir edilmeleri dolayısıyla üzüntü veren tarihi olaylara tanıklık ettiler. Bunun yanı sıra günümüze kadar ulaşamayan Topkapı Sarayı Avlusu‘ndaki Yeniçeriler Çınarı, Sultanahmet Meydanı‘ndaki Şecer-i Vakvak Çınarı ve 4 bin yaşında olduğu rivayet edilen Büyükdere Çınarı, şehrin tarihe tanıklık etmiş ve hakkında onlarca eser yazılmış anıt ağaçlar olarak dikkat çekiyor.

İki genç kızın mezarını bekleyen servi

Kocamustafapaşa Camii Avlusu‘nda bulunan ve kutsal sayılan ağacın da 1300 yaşında olduğu tahmin ediliyor. Öyküye göre, Kerbela‘da şehit olan İmam Hüseyin‘in iki kızı, Yezid tarafından esir edilip Mısır‘a gönderilir. Ancak yolda İspanyol korsanlar kervana saldırır, kızları Bizans‘a getirirler. İmparator da iki kızı kendi oğullarıyla evlendirmek ister. Bu amaçla Kızlar Manastırı‘na kapatılır. Bir gece iki kız aniden ölür. İmparator, bu servi ağacının altına iki mezar yaptırır. İstanbul‘un fethinden sonra Sümbül Efendi Dergahı olarak bilinen eski manastırdaki bu servi, dibindeki mezarlar nedeniyle yıllardır ziyaret edilen bir yer haline gelir.

Muhabir: Haber Merkezi