Terör örgütü mensupları Öcalan’ın “silah bırak ve örgütü feshet” çağrısından sonra kendilerinin bu çağrıya uygun adımları attıklarını ama devletten “karşı adımların” gelmediğini iddia ediyorlar.
Onlar önderleri(!) Öcalan’ın çağrıyı durduk yerde yapmadığını devlet yetkilileri ile uzun süren pazarlıklar sonrasında böyle bir çağrının yapıldığını ileri sürerek “savaş dili” barışı sağlamanın mümkün olmayacağını ifade ediyorlar.
Ya terör örgütü mensupları önderleri(!) Öcalan tarafından yapılan “silah bırak ve örgütü feshet” çağrısını yanlış okuyor.
Ya da devlet Öcalan tarafından çağrıyı onlar gibi anlamıyor.
Sanırız bu konuda devlet tarafından sergilenen tutum Öcalan tarafından yapılmış olan çağrının ne anlama geldiğini en doğru biçimde ortaya koyuyor.
Öcalan’ın çağrısı, doğrudan doğruya teslim olma çağrısı!
Çağrının hiçbir satırında devlet ile pazarlık yapıldığına dair en ufacık bir işaret yok!
Önder Öcalan, örgütüne silahı bırak ve teslim ol diyor!
Ama terör örgütü mensupları bu çağrıyı “biz dağa piknik yapmaya çıkmadık” diyerek tevile çabalıyor.
Ve kendilerinin örgütü feshetmesi ve silahı bırakması için devletinde bazı adımları atmasının şart olduğunu ileri sürüyorlar.
Öcalan’ın serbest bırakılmasını talep ediyorlar.
Örgüt önderleri Öcalan’ın serbest bırakılmasını istiyor ama Öcalan’ın böyle bir talebi yok!
Hatta İmralı’dan “ayrılmak istemediği” bile söyleniyor.
Peki, Öcalan İmralı’dan neden ayrılmak istemiyor olabilir?
Bu konuda örgütün bugüne kadar “yok ettiği isimlerin” yakınlarının intikam almak isteyebilecekleri endişesi etkili olabilir mi?
Neden olmasın!
Örgüt tarafından çeşitli bahanelerle ortadan kaldırılan yani yok edilen isimlerin sayısı binlerle ifade ediliyor.
Evet, Öcalan’ın pek çok seveni ve hayranı var.
Ama en az bir o kadar da sevmeyeni ve nefret edeni bulunuyor.
Örgüt içinde, yani aralarında böyle bir sorun yaşanıyor.
Öcalan tarafından yapılan tarihi(!) çağrıya rağmen devletin gerekeni yapmadığı yani Öcalan tarafından atılan adımın karşılıksız kaldığı yolundaki iddiaların gerçekle alakası olmasa gerek.
Zira Öcalan’ın çağrısı karşılık bekleyen bir çağrı değil!
Teslim olan ve kendisine bağlı olanların da aynı şekilde karşılıksız teslim olmalarını telkin eden bir çağrı!
Bu çağrıya ne kadar uyulduğu ya da uyulmadığı ancak zaman içinde görülecek!