PKKterör örgütüne Avrupa ülkelerinin yıllardan beri maddi, lojistik ve siyasal destek verdiği biliniyor. Bu destek şimdilerde de sürüyor.. Avrupadan gelenlerin ilk duraklarının Diyarbakır olması da bu desteğin bir başka boyutunu gösteriyor. Buna karşılık Türkiyenin ABYe girme isteği de iyice çığırından çıkartıldı. Adeta Türkiyeyi yönetenlerin bu arzusu bir oyun aracına döndürüldü. Türkiyenin Terörle Mücadele Özel Temsilcisi emekli Orgeneral Edip Başerin ifadesi ile, "Avrupa Türkiye ile oyun oynuyor"... Elbette Türkiye izin verdiği için oynayabiliyorlar. Aksi halde bu mümkün olabilir mi
Başer daha sonra şunları söylüyor:
"Sözde Ermeni soykırımının tanınması, Kıbrıs ve PKK terörü gibi sorunlar Avrupalıların yarattığı sorunlar. Avrupalılar çifte standartlı oyun oynuyorlar. Ve Türkiyeye karşı büyük önyargıları var."
Bu tesbitler yıllardan beri çeşitli ağızlardan tekrarlanıyor, bizler köşelerimizde yazıyor, Avrupalıların ikiyüzlülüğüne dikkat çekiyoruz. Ama, netice değişmiyor ve Türkiyeyi yönetenler bu ikiyüzlülerle ille de birlikte olmak istiyorlar. Bu noktada bizi Avrupalıların ikiyüzlülüğünü tespit ettiğimiz halde niçin onların eteğinin altına sığınmaya çalışıyor oluşumuz daha fazla ilgilendiriyor ve bu sorunun cevabını öncelikli olarak bulmamız gerekiyor. Bir yandan Avrupalıların Türkiye ile oyun oynadığını, sözde Ermeni soykırımı, Kıbrıs ve PKKterörü gibi problemleri başımıza Avrupalıların sardığını düşüneceğiz ve bunu açıkça dile getireceğiz, ardından da Avrupalılara ille de bizi aranıza alın diyeceğiz. Onlar da bu problemleri ısrarla kaşıyacak, karşımıza birer emrivaki ile çıkacaklar ve buna tahammül etmek zorunda kalacağız. Niçin
Sağlıklı bir ruh haline sahip olmadığımız açıkça görülüyor. Çünkü ortada söylenen ile istenen arasında ciddi bir çelişki var. Bu söylenenler ile istenenlerin yanyana gelmesi mümkün olmaz, olmamalı. Yani bizimle oyun oynayanlarla ille de beraberlik istemek arsız ve yüzsüz aşık misalini akla getiriyor.
Adamlar Ermeni soykırımı iddiaları karşısında bizi tek taraflı yargılıyor ve mahkumiyetimize karar vererek uygulamaya koyuyorlar, biz yine de sizinle birlikte olacağız diye sırnaşıyoruz.
KKTCye son vereceksiniz, Güneyi tüm Kıbrısın hükümeti olarak kabul edeceksiniz diyorlar, biz yine sırnaşıklığımızı sürdürüyoruz.
PKKterör örgütüne karşı destek veriyor ve himayelerini gizlemeye bile ihtiyaç duymuyorlar. Biz bunu da göre göre, "Ne olur bizi de aranıza alın" diye yalvarıyoruz.
Bu kadar sırnaşıklık karşımızdakileri daha da azdırıyor, artık açıkça ülkemize ve insanımıza hakaret etmekte bile bir sakınca görmüyorlar.
Ne oldu da bu kadar yüzsüzleştik Papaz büyüsü yapmış olmasınlar sakın!.. Çünkü ortada onurumuzu falan ayaklar altına alarak bizi kabul etmelerini isteyiş var. Biz böyle yaptıkça da adamlar daha fazla aşağılıyorlar. Biliyorlar ki onlar nasıl davranırsa davransınlar, ne isterlerse istesinler bizim, "Yeter artık. İsteklerinizin de bir sınırı olsun. Aksi halde size mahkum değiliz" diyemeyişimiz karşımızdakileri daha da saldırgan hale getiriyor.
Sanki ortada bir futbol karşılaşması varmış gibi arada bir ortaya bir "altın gol" lafı atıyorlar, bizim medya ve kamuoyunda gerçekten altın gol atacakmışız ve buna Avrupalılar izin verecekmişler gibi bir hava estiriliyor. Halbuki ortada çift taraflı bir maç yok. Bu bir. İkincisi oynanan oyunun sabit kuralları da yok. Oyun için kuralları tek tarafılı olarak Avrupalılar belirliyor. Dolayısıyla bırakın altın golü bu şartlarda "bakır gol" atmamız bile mümkün değil. Çünkü, bu oyunun kuralları arasında Türkiyenin gol atması yok. Türkiye yiyebildiği kadar gol yiyecek.