Kitabın adı; “Sevgili Gazze, Bir Doktorun Anıları”. Beyan Yayınları’ndan çıktı.

Yazarı, Prof. Dr. Orhan Alimoğlu. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.

Orhan Alimoğlu, anılarında, Gazze’de eşlik ettiği hasta tahliye operasyonları, katıldığı uluslararası tıp kongreleri ve kursları, sağlık merkezlerinin açılışları ile yardım faaliyetleri sırasında yaşadıklarını, gördüklerini anlatıyor.

Peki, neler var kitapta? İşte Orhan Bey’in anlatımıyla Gazze’deki zulümden unutulmaz fotoğraflar;

* “Atılan bir bomba yıllarca mutlu mesut yaşadıkları evlerini görmek, bayram gününde temiz elbiseler giymek isteyen çocukların bulunduğu bir ailenin üzerine düşmüştü. Ailenin üç numaralı üyeleri olan ikizlerden Usame haricindeki tüm fertleri yaralanmıştı.”

* “Baba Salih kendisi de yaralı olmasına rağmen en ağır durumda olan Usame’nin ikizi Muhammed’i kucaklayıp Al-Nasser Hastanesine götürdü. Diğer yaralı aile bireyleri de olay yerine gelen ambulanslarla farklı hastanelere taşınmıştı.”

* “Altı yaşındaki Muhammed’in iki kere girdiği şoktan minicik kalbi durmuştu. Kocaman ellerle yapılan kalp masajıyla yeniden hayata tutunmasına rağmen hâlâ yoğun bakım ünitesinde yatıyordu. Orada kaldığımız sürece hayati tehlikesi devam ediyordu, oradan ayrıldıktan bir ay sonra vefat etti.”

* “Beş yaşındaki Aiş, karnına ve beline isabet eden şarapnel parçaları ile yaralanmıştı. Yapılan ameliyatla hayati tehlikeyi atlatmıştı ama belden aşağısı tutmuyordu, felç kalmıştı. Küçük bir çocuğun bundan sonraki hayatında yürüyememesi, arkadaşlarıyla koşturup oyunlar oynayamaması ne acı bir şey.”

* “Dört yaşındaki kız çocuğu Rimez, kafasına, kol ve bacaklarına isabet eden şarapnellerle ağır yaralanmıştı. Çok sayıda kırığı ve beyin kanaması olmasına rağmen durumu iyiye gidiyordu.”

* “Sekiz yaşındaki en büyük abla Ragıt ise karnına isabet eden şarapnel parçalarıyla yaralanmıştı. Ameliyat edilerek, hayati tehlikesini atlatmıştı. Biz oradayken iyileşme dönemindeydi.”

* “Anne Nesrin ve baba Salih ise Al-Nasser Hastanesinde geçirdikleri ameliyatlardan sonra taburcu olmuşlar. Anne konuşamıyor, sadece ağlıyor, baba ise ‘ne olur çocuklarıma bir şeyler yapın’ diye yalvarıyor.”

* “İnsanın nutku tutuluyor böyle anlarda. Teselli edecek bir kelime bile çıkmıyor dudaklarımızdan. Sadece sarılıyorum. Kaldıkları yere gidip, içler acısı hallerini gördüğümde insanlığımdan bir kere daha utanmıştım. “Sen niye utanıyorsun?” demişti arkadaşım. “Sen buradasın. Yaralı insanların başındasın. Hiçbir şey yapamasan bile ellerini tutup, gözlerinin içine bakıp ben geldim, kilometrelerce uzaktan duyduğum çığlıklarınız için buradayım, sizin yanınızdayım diyorsun.” demişti.”

 KARNINDAKİ BİR BEBEK, ŞARAPNEL PARÇALARIYLA HAYATA VEDA ETTİ!

Prof. Orhan Alimoğlu, yaşadığı ve oldukça etkilendiği bir sahneyi şu cümlelerle anlatıyor;

* “Hastaların kontrolleri sırasında bir kadın dikkatimi çekti. Hunharca yapılan saldırı sonrası yaralanmış ve üst üste dört defa Şifa Hastanesinde ameliyata alınmıştı.”

* “Şarapnel parçaları, rahmine kadar girmişti. Çok kanaması vardı. Ameliyata alındığında rahminin içindeki ciğerparesi artık yaşamıyordu.”

* “Kundaktaki, sokaktaki, evdeki, oyun parkındaki çocukların öldürülmesine tanık olmuştuk ama ilk defa bir kadının karnındaki bir bebek, şarapnel parçalarıyla daha dünyaya gelmeden hayata veda ediyordu.”

* “İki çocuk annesiydi. Bu saldırı sonrasında çocuğu olamayacaktı. Çünkü annelik organı, içindeki bebekle birlikte çıkartılmıştı. Anneliği elinden alınmıştı.”

* “Çok gençti, henüz 24 yaşındaydı. İki çocuğu var, yeterli diyebilirsiniz ama Gazze’de kadınlar genelde çok çocuk sahibi olurlar, bir kısmının İsrail tarafından öldürüleceğini, bir kısmının hastalıktan öleceğini, geriye kalanların da kendilerinin olacağını düşünürler.”

* “O yaralı kadının adı Meysera’ydı…”

  (Filistinli çocuk fotosu aşağıdaki yazıda…)

ÖNCE MESAJ GELDİ, ARDINDAN BOMBALAMA!

Kitapta, Filistinli bir gencin anlattıkları oldukça iç acıtıcı;

* “Ortaokulda okurken telefonlarımıza mesaj geldi. Gelen mesajda evlerimizin bombalanacağı yazıyordu. İnanılır gibi değildi. Bizler de inanmak istemedik ama neler olabileceğini daha önceki tecrübelerimizden bildiğimiz için evlerimizi boşalttık.”

* “On bir kişilik bir aileydik. Babam on bir kişiyi gruplara böldü. Her grubu birbirinden uzaktaki bölgelerdeki akraba evlerine yerleştirdi. Soyumuzun tükenmesini istemiyordu. Aynı evde, aynı mahallede yaşadığımızda bombalı saldırı sonucu hepimizin ölebileceğinden korkuyordu.”

* “Korktuğumuz şey başımıza geldi. Amcam ve amcamın çocukları şehit düştü. Ağabeyim gazi oldu. Aynı aileden on iki kişi can vermişti. İsrail bombaları sonucu amcamların evi yıkıldı ve onlar, yıkıntıların altında can verdiler.”

* “Oraya vardığımızda yaptığımız tek şey, sevdiklerimizin cesetlerini bir poşetin içine toplamak oldu. Her bir uzuv için gözyaşı döktük…”

 “ÇOCUKLARIMDAN ÜÇÜNÜ FÜZE ALACAK, BİRİNİ DİRENİŞE VERECEĞİM, BİRİ OKUMAYA GİDECEK, BİRİ DE BANA KALACAK.”

Orhan Alimoğlu, kitabında Filistin’deki soykırıma şahit olan bazı isimlerin yaşadıklarına anekdotlara da yer vermiş. Bu isimlerden biri de gazeteci-TV’ci Semanur Sönmez Yaman. Semanur Sönmez Yaman anlatıyor;

* “Beni çok etkileyen bir konuşmaya tanık oldum. Ölümle yaşamın aynı ortamda nasıl buluşabileceğini Gazzeli genç bir anneden öğrendim. Otuz yaşına altı çocukla giren anneye gayri ihtiyari bir şekilde, “Neden bu kadar çocuk?” diye sordum. Aldığım cevap, olayın vahametini tokat gibi çarptı yüzüme; “Üçünü füze alacak, birini direnişe vereceğim, biri okumaya gidecek, biri de bana kalacak.”

***

Mutlaka okunması gereken bir kitap, “Sevgili Gazze, Bir Doktorun Anıları”. Orhan Alimoğlu, kitapta sadece Gazze’de yaşadıklarını, gördüklerini, izlenimlerini anlatmıyor; Gazze ile, Filistin ile ilgili doyurucu bilgi ve belgeleri de okurun istifadesine sunuyor. Keşke kitabın adında ‘Bir Soykırımın Anatomisi’ gibi bir ifade de olsaydı. Zira, ‘Sevgili Gazze’ kitabın içeriğine göre zayıf kalmış! 

Maha’nın yürek dağlayan öyküsünü mutlaka okumalısınız…

Kitabı tavsiye ederim…