İnsanımız, yönetimi “hakim olmak”la ilişkilendirmekte, bu yüzden de maalesef gemisini yüzdüren kaptan mantığıyla hareket etmektedir. Halbuki fayda sağlayan yönetim anlayışı, “değerlendirme”esasına dayanır. Bu yüzden de yönetmek isteyen hakim olmaya değil, emaneti değerlendirmeye ve yerine ulaştırmaya çalışır. Yaklaşan yerel seçimlerde insanımızın yönetimle ilgili bakış açısını değiştirdiğimiz takdirde aslında önemli olanın “başkan” değil, “meclis” olduğunu herkes fark edecektir.

Yönetime hakim olmak kişisel bir katkı sağlasa da sosyal kayıpları beraberinde getirir. Bu açıdan, değerlendirmeye odaklanan yönetim mantığı, oy oranlarını yükseltmeyi değil, değerlendirme kapasitesini yükseltmeyi hedefler. Çünkü kapasite yükseltildiğinde oy oranı da beraberinde yükselecektir. Bu iki mantığı, yaklaşan yerel seçimler vesilesiyle yüzleştirelim ve İstanbul örneğini verelim.

“İstanbul için önemli olan başkan değil, meclistir” mantığına sahip ve değerlendirerek yönetmeye talip üçüncü bir parti söz konusudur. Buna göre; oylarını koruma üzerine hakim olmaya devam eden birinci parti ile, oylarını arttırarak hakim olmaya çabalayan ikinci parti dışında seçimde dengeyi arayan yeni bir seçenek seçmenin önüne konmuş olunacaktır. Birinci parti, adayının hakimiyetini koruyarak yeni bir beş yıl kazanma, ikinci parti ise hakimiyet sağlayacak bir beş yılın hayalini kurma yolunda çalışa dursun, üçüncü parti ile başkan değil meclis dengesi hedeflenebilir.

Dikkat çekmek istediğimiz husus, seçimin iki kişinin arasında hakimiyet yarışı şeklinden çıkartılmasıdır. İkinci gözüken partinin, 2004 ve 2009 seçimlerine göre “daha yerel” bir aday göstermesi durumunda, birinci gözüken partiyi zorlayacağı hatta adayını bile değiştirebileceği söz konusudur. Ama asıl mesele,  bu hakimiyet savaşını değerlendirme mücadelesine dönüştürebilecek 20 adamı bulmaktır. Bunun için de, siyaset değil, matematik yapmak zorundayız.

Matematik diyor ki; ilk iki partinin hakimiyet mücadelesi, büyükşehir belediye meclisi dağılımında kendisini gösterecektir. Bu durumda; üç yüz üyesi olan İstanbul Büyükşehir Meclisi’nin üye dağılımı belirli bir dengede olacaktır.  Üçüncü parti meclisin önemini iyi bir şekilde anlattığı taktirde, yirmi adam ile meclise girecek ve “anahtar parti” fırsatını yakalayacaktır. Rakamsal olarak ifade edecek olursak, üçüncü parti 20 meclis üyesi çıkardığında, birinci parti 145, ikinci parti 135 meclis üyesi çıkarması durumunda salt çoğunluk sağlanamadığı için İstanbul’u 20 adam, daha doğrusu “meclis” yönetecektir.

Geçmiş seçimlerde İstanbul’da, en az yirmi ilçede yüzde on barajının üstünde olan üçüncü parti olduğuna göre, geriye sadece yirmi adamı bulmak kalıyor. Bu yirmi adamın tek özelliği; yönetime hakim olmak değil, yönetimi değerlendirmek olacağından seçilmesi garanti gibi bir şeydir. Çünkü, hakkı üstün tutmaktadır ve İstanbul’u “milletin görüşü”ne göre yönetmeye adaydır. Bu adayların bütün seçmenin oyuna, seçmenin ise yeni bir bakış açısına ihtiyaç duyduğu bir dönemde anahtar olma vaktidir. Zira, “şehir kelimesi yokken İstanbul vardı”.