İnsan bir değişmeye, bir dönüşmeye başladı mı, yuvarlanan taş misali nerede duracağı bilinmiyor. Bulunulan yer bir yamaç ise, siyaseten söylersek bir sath-ı mail ise, durmak hiç mümkün olmaz. Kar gözüyle, rant gözüyle bakılır her şeye. Gazete kupüründe anlatılanlar gibi.
AKPli bir belediye başkanı konuşuyordu bir tv kanalında. İstanbulu yıkmak ve yeniden yapmanın çok karlı bir iş olduğunu anlattı bir saat boyunca en sulu kelimelerle. Sosyal hayat yok. Yani mahalle hayatı.. Din ise akıllarına hiç gelmiyor. Mahalle mescidinin yerine ne koyacaklarını ne düşündüler, ne de düşünmeye ihtiyaç hissettiler. Varsa yoksa rant, rant, rant.
Halbuki biz, rantiye ile mücadele ede ede büyütmüştük onları.
"Çağdaş yerleşim birimleri" kuracaklarmış. Sloganları bu. İlla dışa vuracak kompleksleri, sloganlarında bile. Çağdaş..
Yıkacakları İstanbul, dediklerine göre çağdaş değil. Peki, niçin kabul ettiniz çağdaş olmayan bir kentte yaşamayı, çağdaş olmayan bir kente yönetici olmayı Çok zevk almadınız, çok tatmin olmadınız, bari biraz da çağdaşlık deneyelim mi dediniz
Ne istiyorsunuz İstanbulumuzdan
Herkesin kolayca ödeyebileceği taksitlerle, mesela elli lira gibi, (ama yarım günlük) ev sahibi olma yolu açtınız. Ne güzel ve çok çağdaş. Her odasına Fitness salonu dahi düşünülen, lakin bir küçük mescidi olmayan siteler, alışveriş merkezleri inşa ettirdiniz dört bir yanına İstanbulun. Siluetini, resmini, görüntüsünü bozdunuz, peygamberimizin övdüğü şehrimizin. Yetmedi değil mi Rant alışkanlık yapar, derlerdi.
Deprem oluyor, binalar kaçak...
Kaçak ve çürük binalar yapılırken belediyeler yok mu idi Yoksa rant icabı mı verildi izinler
Depremin keşfi yeni mi yapıldı bu ülkede ve çaresi çağdaş sitelerden mi geçiyor
Sağdaki resmi 50 yıl önce Amerikalılar çizdirmiş; İstanbulu böyle yapmak, böyle görmek istiyoruz demişler.
Ne kadar çağdaş ve depreme dayanıklı değil mi
Bu ülke insanlarının bir aile hayatı vardır. Ailelerimizin içinde yaşadığı bir mahalle hayatı vardır, komşuluk ilişkileri ağırlıklı..
Mahallelerimizde bir camimiz, bir okulumuz mutlaka vardır; kendi gücümüzle yaptığımız ve sahip çıktığımız...
Çok mu gözüküyor şimdi.
Depreme karşı tedbir almak, çürük yapılmış binaları yenilemek başka, İstanbulluya çağdaşlık dayatmak başkadır. Bunun farkında olmak gerek.
Kar peşindeki ey belediye! İstanbul, Amerikalıların hayalindeki İstanbul olmayacak. Bize emanet edilen İstanbul olarak kalacak.
Bunu bilin.
Moda mı
Herkesin değişik sıfatlar taktığı/takmaya çalıştığı bir ünlü yazar, hala bulunduğu yeri beğendirmekle meşgul. Halbuki kaç yıl oldu.
Suç bende değil diyor; yeterince dönmüş saymayanlara.. Sizin yeterince döndürme kaabiliyetinizde bir sorun var.
Keşke diyesi geliyor insanın. Dönmeye çalışmakta gösterdği gayretin onda birini dik durduğu günlerde harcadığı için kazandığını o şöhreti bir bilebilse.
Üstüme fazla gelmeyin diyor, yoksa çağdışı (!) bir adam olur, eski mahalleli gibi tavır koyarım.
Oralarda mutlu olmadığı, eski mahalesini özlediği nasıl da belli. Tavrın, ancak eski mahalleli gibi konduğunda bir kıymet-i harbiyesinin olduğunu da ne güzel vurgulamış.
Gazetelerde Dersimle ilgili kim, ne yazmış dolaşmasını yaparken, Ahmet Hakana takılmamız, bulunduğu yerleri önemsediğimizden değildir. Tavır ve söylediklerinedir ilgimiz. "Necip Fazıl Dersim katliamıyla ilgili birşeyler yazmış." deyince, durduk işte.
Necip Fazıl ve yazdıkları tarihin en beyaz yazıları olarak ortada iken, acaba Ahmet Hakan "Birileri istemiş, Necip Fazıl beni (yılanlı bir kapak yaparak dergisine,) din dışı/rejim uşağı gibi takdim ediyor." diyen AKPli T.Altıkulaçtan çok mu etkilendi
Tema aynı tema!
Yav diyen
Meclis kürsüsünde bir AKPli konuşuyordu:
"Ortadoğuya demokrasiyi biz getirdik.Afrikaya demokrasiyi biz getirdik.Libyaya biz getirdik.Mısıra biz getirdik.Suriyeye biz getirdik!"
AKP sıralarından alkışlar, "Bravo" sesleri..
"Peki, Türkiyeye demokrasiyi kim getirdi "
AKP sıralarının sol tarafından iki kişi söylenenleri anlamadıklarından mıdır, yoksa partidaşlarının çok parlamasını istemediklerinden midir bilinmez;ki bakanlık beklemek onların da hakkıdır, itiraz ederler.
"Biz getirmedik.Kimin getirdiğini de bilmiyoruz!"
Aldığı bu cevapla konuşma heyecan katsayısı dibe vuran ve üzülen AKP hatibi,durumdan bir sevinç çıkarmayı da ihmal etmez.Boykotta oldukları için muhalefet sıralarının boşluğu ve onların duymamasıdır sevincinin kaynağı.Değişmiş insanların partisi olan ve ülkeyi sürekli değişime tabi tutan AKP, muhalefeti mi değiştirmeyecekti Olmamaları ve duymamaları yeni erdemiydi muhalefetin.Lakin zabit katipleri yazımda,kameralar kayıtta idi.
Konuşmasında, getirdikleri demokrasinin kanlandırılmış faturalarının ödeme emrini sıfır sorunlu komşularına yönlendirerek kürsüden inen AKP hatibi, ara verildiğinde hemen oturumu yöneten meclis başkanına koştu:
"Siz ne dersiniz "
Meclis başkanının kafası yeni anayasa ile çok meşgul olduğundan cevabı kısa idi:
"Bunlar böyledir.Hem getirirler, sonra da inkar ederler."
Ben kime ne konuştum, diye söylenedursun AKP hatibi kendi kendine, birden karşısına çıkan ikinci ya da üçüncü veya dördüncü yahut beşinci büyükleri saydığı , yardımcısı sıfatlı hükümet üyesinin önünü keser.
"Konuşmamı dinlediniz. Arkadaşların cevabına ne dersiniz "
Sıfatı hep yardımcısı kalacak olan ve AKPde kimine göre ilk beş, kimine göre ilk on arasında sayılan hükümet üyesinin cevabını sizde duyun.
"Bu konuyu Sayın Başbakanımıza sormak lazım. Obama Sayın Başbakanımıza sorup öyle bombalıyorsa Afrikayı ve Ortadoğuyu, biz saygıda kusur mu edeceğiz Onun çizdiği düşünce sınırları dışında düşünmeye çalışmak bize yakışmaz. Ayrıca parti disiplinine de terstir. Merak etmeyin ben cevabı alınca size bildiririm."
AKP cephesinde durum bu.
Kim, kime rast
Başbakanın Dersim özüründen sonra Kılıçdaroğlunu aradı gözlerimiz, diye yazıyordu o yakanın kalemşörleri; yaşadıkları hayal kırıklığını vurgulayarak.
Menderesin karşısında İnönü,
Erbakanın karşısında Ecevit-Baykal-Demirel triosu,
Erdoğanın karşısında Kılıçdaroğlu..
Mukayesenizi iyi ve doğru yaparsanız, dersiniz ki: Allah dağına göre kar veriyor!
Mont
T.Özalın ölümünü araştırıyorlar: Acaba neden öldü
Müzeden çıkarılmış bir ambulansla hastaneye gittiğinden bile habersiz ailesinin sevgisinden ölmedi herhalde.
Bushun montundan olabilir mi
O mont kime miras kaldı ise bulunmalı ve incelenmeli. Acaba giydiği o Bush montu, değişimine sebep olduğu için mi öldü T.Özal
O montun şimdi nerede olduğu ayrıca bir haberdir. Yoksa çıkarılan gömleğin yerine giyen mi oldu
Elde şiş - Esas iş
Geçen haftaki küçük yarışmamızda sormuştuk: Kılıçdaroğlunun yeni yılda da devam ettireceği eski işi nedir diye.
Cevabı resimde görüyorsunuz. Çorap örmek!
(Yarışmamıza katılan okuyucularımıza kitaplarını göndereceğiz, günü geldiğinde. Selam ve dua...)
Sırada ne var
Bir koyup üç almak sevdası uğruna, Amerikayı Iraka getirmiş T.Özaldan ve Amerikanın hık deyicisi Demirelden sonra hükümeti kuran Erbakan Hocanın D-8 inşasını, Ortadoğu ve Afrika gezilerini hatırlayın.
Oraları sorsak şimdi, ne derler
Kan gövdeyi götürüyor!
"Arap baharı" diyorlar. Bahar böyle mi gelirmiş oralara
O Erbakan bir çiçekle getirmişti baharı bu ülkeye.