Seçim öncesi kampanya boyunca iktidar kanadı ülkeyi kamplaştırarak bundan seçim başarısı elde etmeye çalıştı. Tüm dikkatleri adeta hain tespit etmeye yoğunlaştırmaya çalıştı.  Seçimlerin ardından da özellikle İstanbul’da seçimlerde usulsüzlük yapıldığı iddiaları ile 15 günü aşkın bir zamandır dikkatler ülkenin diğer sorunlarından bu noktaya çekildi. Söz gelimi işsizlik rakamlarının son 10 yılın en yüksek seviyesine ulaştığı açıklandı. Hem de TÜİK verilerine göre yüzde 14.7 olarak açıklandı. Söz konusu rakamlar, genç işsizlerde bu oran, yüzde 26.7’ye ulaştığı açıklandı.  İşsizliğin durduk yerde yükselmediğini sanıyorum söylemeye bile gerek yok. Rakamların böylesine yükselmesi ekonomide bir dar boğaza girildiğini gösteriyor. İşsiz sayısındaki bu artış acilen tedbir alınması gerektiğini gösteriyor.  Bunun yanında emekli ve çalışanların aldıkları ücretin yoksulluk sınırının altında bir gelire sahip olduğu ülkemizin bir başka gerçeği.

            Bu ayın başlarında Türk-İş’in açıkladığı açlık ve yoksulluk sınırı rakamlarını aktarmıştım. Bu tespite göre Mart ayı 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 2 bin 14 lira,  yoksulluk sınırı 6 bin 560 lira iken iktidarın estirdiği hava ile ortaya çıkan rakamlar örtüşmüyor.  Gelinen noktada ekonomik krizin gizlenmesi mümkün değil. Bu rakamlar doğru ise iktidarın doğru rakamları açıklaması gerekmez mi? Çünkü toplumun büyük bir bölümünün ya açlık ya da yoksulluk sınırı rakamlarının artında bir gelire sahip olduğu görülüyor. Özellikle emeklilerin büyük bir bölümünün devletin açıkladığı asgari ücretin altında ücret aldıkları, hatta çalışanların bir bölümünün özellikle kayıt dışı çalışanların büyük bir bölümünün de asgari ücretin altında ücret aldıkları düşünüldüğünde çalışanların durumunun da işsizlerden farklı olmadığı görülüyor.

            TÜİK’in açıkladığı işsizlik rakamları ile Türk-İş’in açlık ve yoksulluk sınırını belirleyen rakamlarının ardından bu defa da Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açıkladığı bir kişinin bir günlük gıda ihtiyacına karşılık fitre bedelini 23 lira olarak açıklaması açlık ve yoksulluk rakamını yeniden gündeme getirdi. Çünkü Diyanet İşleri Başkanlığı bir kişinin gıda ihtiyacını karşılayabilmesi için 23 lira olarak açıklayınca medya 4 kişilik bir aile için hesap yapıldığında ortaya Türk-İş’in belirleyip açıkladığı rakamları geride bıraktı. Bir kişi için gıda ihtiyaçlarını karşılamak üzere fitre miktarı 23 lira olunca 4 kişilik bir aile için günlük gıda ihtiyacına karşılık olarak 92 lira gerekiyor.  Bunun aylık tutarı ise 2 bin 760 lira oluyor. Bu rakamlar dikkate alındığında ülkemizde 28 milyon vatandaşın fitreye muhtaç olduğu gerçeği ortaya çıkıyor.

            Bu rakamları aktarmaktan maksadım elbette felaket tellallığı yapmak değil. Bir yandan 4.6 milyon insanımızın işsiz olduğu, özellikle genç işsizlerin sayısının her gün biraz daha arttığı düşünüldüğünde ülkemizin bir numaralı sorununun işsizlik ve gelir yetersizliği (gelir dağılımındaki adaletsizlik) olduğu görülüyor. Böyle olunca sanıyorum iktidar sahiplerinin ve muhalefet partilerinin bu konuya öncelik vermeleri gerekiyor. Ne var ki iktidar kanadından yapılan açıklamalarda ekonomi ile ilgili pembe tablolar çiziliyor. İşsizlik gibi bir sorunun olmadığı, insanımızın geçim sıkıntısı yaşamadığı gibi bir hava estiriliyor. Ne var ki iktidarın estirdiği bu olumlu hava ile hayatın gerçekleri örtüşmüyor. Kiminle konuşursanız konuşun yaptığı işten şikayetçi. Zaten iş arayıp da bulamayanlar için söylenebilecek bir söz yok. Onlar için yapılması gereken iş sahibi olmalarıdır. Çalışanlar ile emeklilerin büyük bölümünün asgari ücretin altında bir gelirle hayatlarını sürdürmeye mahkum edilmiş olması ayrı bir felaket. Bu bakımdan toplumun bir takım sun’i gündemlerle oyalanması terk edilerek, bu konular üzerine kafa yorulması ve acil çözüm bulunması şart. Kısacası, ülkenin bir numaralı sorunu İstanbul seçimleri değil. İşsizlerin ve çalışanların büyük bölümünün derdi geçimdir.