Capitol Hill desteğiyle dolaylı yollardan ve dayatma
çözümlerle Filistin in geleceğini yok etmeyi amaçlayan İsrail, 1948 de işgal
ettiği Filistin topraklarında Goyim (Yahudi olmayanlar) politikası gereği
Filistinlilere karşı uyguladıkları müsamahasız topraksızlaştırma uygulamasını
kamufle edebilmek adına kendilerinden menkul (self-referential) söylemlerle konuyu HAMAS a endeksleyip İsrail in
güvenliğini gerekçe göstererek başka yönlere çekmeye çalışmaları içinde bulundukları
müsamahasız yöntemlerini hiçbir gerekçe ile gizleyemezler. Ayrıca, bütün bu
yaklaşımlar hedef saptırmaktan ve hezeyandan öteye gidemez.
Çanakkale de uyguladığı komuta düzeniyle Anzak
askerlerini düzenli bir kuvvete dönüştüren ve bu uygulamasıyla Anzak Ruhu
(Soul of Anzac) ile müsemma olan İngiliz komutanı Birdwood, yıllar sonra
1938 de Atatürk ün cenazesine İngilizlerin baş temsilcisi olarak
görevlendirilmesi ve her ne kadar aksi iddia ediliyorsa da, tamamen farklı
sebeplere dayanan bir anlayışla, cenaze törenini izlediği Türk Ocağı binasının
balkonundan, yanında özel olarak getirttiği Çanakkale toprağını ayağının altına
koyarak cenaze törenini izlemesi Batı nın içinde beslediği gizli emelin bir
zuhurudur.
Dün Çanakkale savaşında İngiliz-Fransız ortak Kara
Kuvvetleri Başkomutanlığı yapmış olan General Ian Hamilton ve General
Birdwood un anlayışı, ne yazık ki aradan geçen yüzyıla rağmen hiçbir değişime
uğramadığı gibi, benzer anlayış, Osmanlı bakiyesi altındaki Ortadoğu da şu anda
da aynen artarak devam etmektedir. Osmanlı Devleti ne karşı Çanakkale de
savaşan müstemleke güçlerin, Birinci Dünya savaşı sırasında muharip gemilerinde
uyguladığı ve yüzde doksan dokuz etkili olan, gözkamaştırıcı gizleme tekniği
(dazzle camouflage technique- razzle dazzle) şu anda ne yazık ki, farklı metot
ve vasıtalarla Batı nın işbirliği içerisinde olduğu İslam coğrafyasındaki makam
hırsı ile hareket eden kısır düşünceli yöneticiler vasıtasıyla şu anda da
farklı versiyonlarla çok rahat bir uygulama alanı bulmaktadır.
Bir başka değişle Batı, İslam ülkelerinde uyguladığı
buhran yöntemleri yerel yöneticiler vasıtasıyla kamufle edilirken, Ortadoğu nun
geleceğinin şekillenmesinde ise, at rolü oynayan ABD ve İsrail in, rahat bir
şekilde anahtar rolü oynamaya çalışmaları bu nedenledir. İsrail, `de facto
(fiili) olarak Amerika ile hareket etmek suretiyle dünya Siyonizm anlayışını
Ortadoğu coğrafyasında adım adım uygulamaya koymaktadır.
Dikkat edilecek olursa Amerika, Müslümanların hâkim güç
oldukları stratejik noktalarda, etnik ayrıştırma ve yeni nüfus oluşturma
peşinde koşan grupları desteklemek suretiyle yeni kargaşa ortamları ortaya
çıkarmayı hedeflemektedir. Amerikan yönetimi, oluşturduğu kargaşa ortamından
uzak durmak ve sorumluluktan kurtulabilmek için en kolay yol olan `vur kaç
taktiğini kullanarak, burada tehlikeli boyutlarda gelişme göstermeye yüz tutan
olayların akışını farklı mecralara çekme çabası içerisindedir.
ABD nin Ortadoğu daki uzantısı konumundaki İsrail ise,
Filistinlilerin yoğun olarak yaşamakta oldukları bölgelerde yaklaşık kırk
yıldan beri uygulamakta olduğu `Gush Emunim planı çerçevesinde ki ana hedefine
büyük ölçüde kavuşmuş bulunmaktadır.
Şu anda, tek engel olarak ayakta kalmaya çalışan HAMAS ı
da bertaraf ederek, dayatmacı çözüm anlayışını Filistin Devlet Başkanı Mahmud
Abbas a daha rahat bir şekilde uygulatmaya çalışacaktır.
Şu anda İsrail, Ortadoğu da etkisizleştirdiği komşuları
üzerinde karabasan politikalar uygulamakta olan ABD nin de desteğini ve
rüzgârını arkasına alarak `çığ etkisi (snow-ball effect) ile yayılmacı
politikasına uygun adımlarla ulaşmaya çalışmaktadır.
Nitekim bundan
böyle Akdeniz havzasının zengin hidrokarbon yatakları, petrol ve diğer yer altı
zenginliklerinin işletilmesinde hep İsrail faktörü ön planda yer alacaktır.
Şu anda Suriye, Irak ve Libya da savaşan tarafların
dolaylı olarak İsrail in yakın gelecekteki planlarına hizmet etmekte
olduklarının acaba farkındalar mı
Batı ve İsrail, Müslümanı Müslümana kırdırmaya
çalışırken, bir yandan da daha önceden kolinize planları çerçevesinde
hâkimiyetleri altında olan Ortadoğu petrol sahalarına ek olarak, yeni enerji
kaynaklarının kontrolü için büyük savaş halindedirler.
Ortadoğu da tüm Müslüman taraflar arasında kardeşliğin
pekiştirilmesi için gerekli adımların atılabilmesi amacıyla elzem olan
adımların hâlâ atılamamış olması düşündürücü olsa gerek. Şu da bir gerçek ki,
alev topuna dönüşen bölgemizde, Müslümanların çıkarlarına uygun çözüm yolu
bulunamadığı müddetçe, ayrışma ve çatışma ortamının oluşması ve Kürt, Arap,
Türkmen, Sünni, Şii gibi ötekileştirmeye yönelik yeni diasporaların önü
alınamayacaktır.