Bir program için iktidar partisi milletvekilini aradım. 28 Şubat anılarıyla ilgili birkaç soru soracaktım. Sekreteri, bir toplantıdan sonra bana döneceği mesajını verdi.

Dönemedi. Çünkü, gündem bir anda alt-üst oldu. Suriyeden atılan kör bir top mermisi, 3ü çocuk 5 evladımızın şehit olmasına sebep oldu. 10 vatandaşımız ise yaralı...

Haber bültenlerinin "son dakika" duyurduğu bu vahim olay üzerine, Türkiye saldırıyı karşılıksız bırakmadı.

Top mermisini Suriye sınırlarına aynen iade etti.

Meclis hızla toplandı, tezkere için oylama yapıldı. Milletvekilleri yoğun bir mesainin içine girdi.

Gündem öylesine baş döndürücü bir hızla gelişti ki, teknoloji bile yaya kaldı.

Bu satırları yazarken bile aradığım milletvekilinin sekreteri, malum gelişme üzerine binbir özür dileyerek "telefon görüşmesi"ni bir başka zamana erteledi.

Suriyenin arkasında İran, Rusya ve Çin olduğu söyleniyor. Başka bir gölge olduğunu hatırlatmak istiyorum: İsrail!

Görünen o ki, eski Sovyet bloku sınırları kalkmasına rağmen, hayatiyetini hâlâ koruyor. Bir kargaşa anında, Rusyanın kaptanlığındaki "blok" hemen kenetleniyor ve "Voltron"ı oluşturuyor..

Ama ya İsrail

Onun herhangi bir "blok"a ihtiyacı yok. Çünkü, İsrailin kendine has, bağımsız ve terörize bir yapısı var.

Bu terörize yapısından dolayı, bir kargaşa anında asla başrol oynamıyor. Direkt değil, endirekt müdahalelerle, tezgahı arkadan kuruyor.

Misal:

ABD, Suriyede iç çatışmanın devam etmesi için "muhalif"lere yardım yapıyor... Ama sınırlı miktarda yardım yaparak onların güçlenmesini istemiyor.

Beşar Esada mukavemet edecek kadar güçlü, ama onu alt edebilecek kadar sınırlı bir yardımla dengeyi sağlıyor. Birleşmiş Milletler de çatışmaları sonlandırmaktansa, devamından yana... Bakmayın Kofi Annan planlarına... Bunların hepsi "fasarya."

Uluslararası toplum, Suriyede, sonuçtan değil, süreçten yana.

Peki, Uluslararası Güçü kim yönlendiriyor

El-cevap: ABD! Amerikanın ardında kim var Onun en büyük destekçisi ve finansörü: İsrail.

Bu bakımdan ABD veya Birleşmiş Milletlerin ne istediğinin pek bir önemi yok. İsrailin Ortadoğudan beklentileri burada önem arzediyor!

Özellikle İsrail yönetimi, Suriyede Esadın düşmesinden yana değil. Muhaliflerin kazanmasını da istemiyor.

Esadın düşmesi halinde yerine gelecek yönetimin "İslami" olmasından çekinen İsrail, öte yandan Esadın iktidarını asla istemiyor. Çünkü, İranın Suriyeye desteği demek, Lübnanı da için alan bir halka ile Akdeniz kıyılarına yani, İsrailin sınırlarına kadar dayanması demek.

İsrail kendisi için "en iyi seçeneği" uygulamaya koyuyor:

Suriyedeki kargaşanın devamı, hatta kaosun başka ülkelere yayılmasını istiyor.

Bölgede Sünni ve Şii mezhep kavgasını körükleyebillir ise bu İsrailin işine gelir. Çünkü burada sürecek muhtemel bir iç savaş, onlarca yıl devam edecek demektir.

Şam yönetimi atılan top mermisinden sonra resmi bir özür yayınlayarak "vaziyeti" idare eder gibi görünüyorsa da, bakalım samimiyeti ne zamana kadar sürecek

Akçakaleye atılan top mermisinin altında yatan sebepleri bir değil, bin kere akıl süzgecinden geçirmeli ve "savaş" çığlıkları atanların safında yer almamalı, mümkün olduğu kadar sağduyu ile hareket etmeliyiz.

Sadece dış mihraklı "tahriklere" değil, iç mihraklı tahriklere de dikkat etmeliyiz.

Mesela Sevgili Peygamberimize hakaret eden filmle ilgili yorumlarını "aşağılayıcı bir üslup"la dile getiren Sevan Nişanyanın durup dururken gündeme oturmasını bu "bab"da ele almak yerinde olacaktır.

Kuşkusuz Efendimize hakaret eden, karşılığını bulur. Misliyle hem de...

Ancak, Nişanyan, bile bile kendini  "nişan tahtası" haline getiriyorsa "tahrik" kokan hareketlere dikkat etmek yerinde olacaktır.