Aslında, gündem müsaade etmiş olsaydı bugün Güney
Kafkasya eksenli son gelişmeleri Rus dış politikasında Yakın Çevre ve
Putin in Azerbaycan ziyareti bağlamında değerlendirmeye devam edecektim; fakat
olmadı. Ama sizin için bu konuyu not ediyorum , ilk fırsatta yazmaya
çalışacağım.
Evet, bildiğiniz gibi gündem Mısır. Daha doğrusu üst üste
yaşanan katliamlar ve bunlara karşı duyarsız, çifte standarda dayalı bir
vurdumduymaz dünya klasiği, hatta duyarsızlığın ötesinde; takınılan pasif
tutum ve bulanık tepki ile darbeyi ve katliamları meşrulaştırıcı,
cesaretlendirici ve teşvik edici rol oynayan İslamsız bir Dünya ya da
köhnemiş uluslararası bir sistem ile karşı karşıyayız.
***
Graham Fuller in başlığına atfen kullandığım ve
günümüzdeki birçok gelişmenin temelinde yatan İslamsız Dünya ifadesi, başta
Mısır ve İhvan olmak üzere tüm İslam dünyasında yaşananlarla ilgili önemli
ipuçlarını içinde barındırıyor.
Özellikle de tasavvur edilen durumla, ortaya çıkan tablo
karşısında bir hayal kırıklığı yaşayan ve başta radikalizm ve darbeler olmak
üzere, klasik post-kolonyal yöntemlerine keskin bir dönüş yapmaktan çekinmeyen
Batı dünyası açısından!
***
Mısır da, İhvan bağlamında yaşanan son gelişmeler, bunun
son göstergelerinden birini oluşturuyor. Öze dönüşün ve yeniden dirilişin
önemli kalelerinden biri olan Mısır, 11 Eylül sonrası hız kazanan Yeni Haçlı
Seferleri nden biri ile tamamen teslim alınmak isteniliyor, hem de kendileri
tarafından tek bir kurşun atılmadan.
Bir diğer ifadeyle, on yıllara dayalı dip dalganın (halk
hareketlerinin) artan gücü, içerideki dalgakıranlarla etkisiz hale getirilmeye
çalışılıyor!
***
İhvan, bu noktada sadece içerideki bir güç mücadelesinin
değil, aynı zamanda Arap Baharı ile ivme kazanan bağımsız bir İslam dünyası
arayışının önüne geçme ve bu oluşumları başarısız gösterme politikasının da bir
parçası olarak karşımıza çıkıyor.
Bu da bizi oyundaki temel kurguya götürüyor ve İslam
dünyasına yönelik nasıl bir kirli oyun oynandığını, Mısır ya da İhvan
üzerinden örtüşen yerel, bölgesel ve küresel çapta çıkarlar ittifakının farklı
hesaplara, beklentilere rağmen nasıl ortak bir zeminde buluşabildiğini bizlere
gösteriyor.
***
Daha somut bir ifadeyle, Batı ve İsrail ile ortak bir
noktada buluşabilen bazı Arap rejimlerini ve onların arka planını ortaya
koyuyor ve burada sadece bağımlılık , bağımsızlık ya da uyduluk ile ifade
edilemeyecek bir takım ince-hassas hususlara-ilişkilere dikkatleri çekiyor.
Bu da en bariz şekliyle taban ile tavan arasındaki
doku uyuşmazlığı olarak karşımıza çıkıyor. Yani, suni-yapay anlayış ve
oluşumlara karşı Hak ve hakikate dönüş ve başlatılan direniş !
***
Nitekim İhvan ile özdeşleşmeye başlayan direniş hareketi,
bünyenin artık bu tür yapıları kaldıramayacağıyla ilgili verdiği sinyallerin
alana yansımış somut bir göstergesini oluşturuyor.
Bir diğer ifadeyle, İslam coğrafyası aslına dönmek
istiyor ve görünen o ki, İhvan ya da onu iktidara taşıyan Arap Baharı , burada
arı kovanına çomak sokmuşa benziyor. Bu ise, küresel anlamda dengelerin alt üst
olacağı yeni bir süreç anlamına geliyor ki, meselenin bam telini de zaten
burası oluşturuyor.
***
Böyle bir olasılık ise, hiç kuşkusuz, küresel anlamda bir
kırılma demektir ki, güç kaybı yaşayan Batı nın ve hatta yükselişe geçen
İslamsız Doğu nun üçüncü bir güce müsaade etmesi pek mümkün görünmüyor.
Bunun için de, BM zemini dahil olmak üzere tüm
platformlarda örtülü işbirliğine girmekten kaçınmıyorlar ve İslam dünyasının
kan kaybını adeta teşvik ediyorlar. Yetmediği yerlerde ise, farklı araçları
devreye sokuyorlar.
***
Buna, Batı dünyasının İslam coğrafyasında radikalizmin
doğuşuna hazırladığı zemin ve bir tehdit olarak ön plana çıkardığı bir takım
radikal örgütler de dahildir. Dolayısıyla, oyunun temelinde kontrol altına
alınmış, siyaseten hiç bir iddiası bulunmayan bir İslam dünyası inşası
düşüncesi yatıyor.
Mısır dan sonra sıra Türkiye ye gelebilir açıklaması bu
yüzden oldukça önemli. Çünkü bu projenin önündeki asıl tehdit olarak Türkiye
görülüyor; içinde bulunduğu bunca karmaşa ve bir takım sıkıntılara rağmen!