And olsun ki, biz âdemoğlunu üstün ve saygıdeğer kıldık… Diyen yüce Allah, onu yarattıklarının şereflisi olarak isimlendiriyor. Halife… Yeryüzündeki halife olarak nitelendirmiş insanı. Hükümlerimi uygulayacak güç merkezi olarak da eklemiş.
Melekler, olmaz demişler… Biz varız, neyleyeceksiniz insanı.
Haysiyetli ve onurlu yaşamanın simgesi olarak insanı yaratan yüce Allah, elbet onu başıboş bırakmamıştır.
İnsanların ödevleri, sorumlulukları vardır. Düşünmeleri, akletmeleri için akılla donatılmıştır. Vicdanı ve merhameti, empati gücü, adil olsun diye bahşedilmiştir.
Lakin… Bugün, neden hâlâ İslam öncesi kimi topluluklardaki gibi, insan değersiz ve sorumsuz, neden?
Hele, bu değersizliğin yoğunlaştığı bölgelere baktığınızda, en çok İslam coğrafyası olması sizi düşündürmüyor mu?
Bundan on beş yüzyıl önce, ilahi hitabın aracısı olan peygamber, ey nas, kula kul olmayın… Ellerinizle yonttuğunuz putlara, işaretlere kurban olmayın… Haysiyetini ve şerefinizi… İnsanlığınızı, paraya, makama terk etmeyin.
Hür olun, bağımsız olun, hakkı tutun, zulme, yanlışlığa, insanı hayvanlaştıran her türlü davranışa karşı gelin, demişti. Şimdilerde… Başkalaştık hep beraber.
İnsanın değeri, Müslüman topluluklarda çok ucuz… Kimi yerlerde, hayvanlardan daha aşağılarda. İnsan onuru... Şerefi, dokunulmazlığı raflarda…
Otorite kutsal… Yönetim katı kutsal… Yöneticiler dokunulmaz.
Halk… İnsanlar, nas, sürü karakteriyle hayata katılmakta, hak ve hukuk çizgileri silikleşmiş bir hal ile yol almaktadır.
Bu manzaranın nesi İslam, söyler misiniz?
İman, özgürlüktür… Allah’a kulluk, bağımsızlıktır, diyen anlayışı neden terk etti Müslümanlar ?
Hukukta… Liyakatte, halifenin oğluyla, garibanın oğlu bir iken… Bir terazide tartılırken, şimdilerde, Müslüman beldelerde, imtiyazlı sınıflar, yönetimler kendi hukuklarını dayatmıyorlar mı?
Eşyanın… Altının, elmasın... Petrolün ve insan ürünü eşyaların insandan daha değerli olduğu beldeler var.
Bu noktaya Müslümanlar nasıl geldi? Her türlü dünya nimetini ve iktidarını… Makamı, mevkiyi, gücü, Allah’a kurban etmenin gerekliliğini savunan İslam… İnsanın mal ve can dokunulmazlığını… Haysiyet ve onurunu koruma altına almışken, imtiyazlı yönetimlerin ortaya koyduğu kurallar elbet İslam değildir… Lakin yönetim dışında da, toplumlarda insan ne acıdır ki, değersiz bir meta olarak görülmeye başlanmıştır.
Bunda Müslüman yazarçizerin, siyasetçisinin, ticaret erbabının, ileriyi gören gözlerin, duyanların kabahatleri ve sorumlulukları vardır. Numune-i imtisal yönetimler, yaşamlar kurmakla mükellef olan Müslüman, islama davet ettiği ecnebinin insana verdiği değeri verememektedir.
Halimiz harap dostlar… İnsanı saygıdeğer kılmak Müslümanın vazifesi olması gerekirken, kerih gördüğümüz ecnebinin bize ders verdiğini de unutmamak gerekir…
Değiştirmek gerekiyor halimizi… Değişmemiz gerekiyor.