Bölgemizde Irak’ın işgali ile başlayan parçalanma dönemi, Suriye ile sürdürülüyor. Sırada başka ülkelerin olduğunu da düşünmek ve söylemek yanlış olmayacak. Böyle olunca işgale uğrayan ve adım adım parçalanan ülkelerin birlik oluşturması ve işgalcilere karşı ortak hareket sergilemesi gerekirken, işgal altındaki ülke yönetimlerinin işgalcinin emrinde hareket etmeyi tercih ediyor olmaları üzüntü verici. Bu ruh halini anlamak ve normal kabul etmek mümkün değil, ama gerçek bu.
Olaya Irak ve Suriye bazında bakıldığında Irak’ı işgal eden ve parçalayan, bununla da yetirmeyip yıllardır sürüp giden bir iç çatışmanın içine sürükleyen ülkelerden işgale uğrayan ülke yönetimleri medet umar durumdalar. Çünkü işgal ile Irak ve Suriye’de düzeni alt üst edenler, otorite boşluğundan yararlanarak bir takım terör örgütlerini meydana sürdüler. Bununla da kalmayıp sanki söz konusu iki ülkenin bugünkü perişanlığının sorumlusu kendileri değilmiş gibi, tüm dikkatleri bir takım terör örgütlerinin üzerine yoğunlaştırmış durumdalar. Hâlbuki isteseler terör örgütlerinin ipini kısa zamanda çekmeleri mümkün. Bunu yapmıyorlar Irak ve Suriye terör örgütleri ile uğraşırken kendilerini kurtarıcı gibi görmelerini istiyorlar. Bunda da başarılı oluyorlar. Böyle olmasıydı Irak yönetimi Türkiye’nin iki üste bulundurduğu az sayıdaki askerlerini işgalci olarak nitelendirir miydi? Kaldı ki, şu anda başta ABD olmak üzere pek çok ülke Irak’ı işgal etmiş durumda. Bunun da ötesinde Irak’ın yaklaşık üçte biri de IŞİD’in kontrolünde. IŞİD’in arkasında da ABD ve diğer işgalcilerin bulunduğu düşünülürse Irak yönetiminin adeta işgalcilerin kontrolünde, onların isteği doğrultusunda hareket ediyor, açıklama yapıyorlar görüntüsü ortaya çıkıyor. Bir diğer ifadeyle cellâdına âşık mahkûm konumundalar. Bu arada Irak güçlerinin Musul’u hiçbir direniş göstermeden IŞİD militanlarına terk edip şehri boşalttığı da düşünüldüğünde sanki Musul’un IŞİD’e teslim edilmesi talimatının da işgalci ABD’den geldiği düşünülebilir. Böyle olunca Irak için işgalden kurtulmak diye bir dert olmadığını, mevcut durumdan yöneticilerin zevk almayı öğrendikleri gibi bir manzara ortaya çıkıyor ki, bu noktaya gelinmiş ise, ‘Ört ki ölem’ demenin ötesinde bir şey akla gelmiyor.
Irak ile ilgili durumun bundan da ibaret olmadığı ortada. PKK terör örgütünün ana merkezi de bu ülkenin topraklarında bulunduğu ve bundan Irak yönetiminin hiç de rahatsız olmadığı düşünüldüğünde Türk askerinin işgalci olarak nitelendirilmesi kuklaların bir iradeye sahip olmadıklarının ispatı mahiyetindedir. Çünkü kuklalar cansız ve irade beyan edemeyen varlıklardır ve kuklacılar ne isterlerse öyle hareket ederler. Söyledikleri de kendilerine ait değildir. Perdenin arkasında kuklaların iplerini hareket ettirenler aynı zamanda kuklaları istedikleri gibi konuştururlar. Bu bakımdan Irak Meclisi’nin aldığı karar ve İbadi’nin ne söylediği çok önemli değildir. Kuklaları oynatan ve konuşturanlardan bunun hesabının sorulması gerekiyor.
Bu noktada akla, Suriye’den dikkatin Irak’a çekilmesi isteniyor da kuklalar bu sebeple mi devreye girdiler, gereksiz ve anlamsız kararlar açıklıyorlar? sorusu geliyor. Çünkü Suriye’de ilan edilmiş ateşkes kararı bile uygulanamadı. Türkiye’nin Suriye’de IŞİD militanlarından kısa zamanda geniş bir alanı temizlemiş olmasından dolayı Irak’taki küçük askeri birlik bahane edilerek Türkiye’nin sahaya inmemesi için mi harekete geçildi? Ya da Türkiye çatışmaların içine çekilip Irak ve Suriye’deki karmaşayı ülkemize de yaşatmak mı istiyorlar? Kısacası akla pek çok soru geliyor. Bunun için İbadi’nin ne dediğinden çok sömürgeci güçlerin ne yapmak istediğine yoğunlaşmak gerekiyor.