Sarkozy ile Merkel biraraya geliyor sadece İranın nükleer çalışmalarını görüşüyor ve bu çalışmaları engellemek için Amerikaya tam destek vereceklerini açıklıyorlar. İrana karşı Amerikaya destek veren sadece Fransa ve Almanya değil. İngiltere de her konuda olduğu gibi İran konusunda da şartsız Amerikanın yanında yer alıyor.

Açıklamalara bakılırsa İran nükleer çalışmalarını kitle imha silahına dönüştürecek, bu ise bölge ülkeleri için tehlike oluşturacak. Söylenenler bunlar. Bu iddiaları ileri süren ve gündeme taşıyan ise Amerika. Amerika benzer iddiaları Saddam yönetimindeki Irak için de ileri sürmüş ve bu iddialarına yukarıda sözünü ettiğimiz ülkelerden destek alarak Irakı işgal etmişti. Sonra bu işgalin esas sebebinin Büyük Ortadoğu Projesinin uygulamaya geçirilmesi olduğu anlaşıldı. Şimdilerde aynı iddialar İran için tekrarlanıyor. Düşünmeden diyebiliriz ki ABD,Büyük Ortadoğu Projesinin uygulanmasına adım adım devam ediyor.

Öyle ise artık ABDnin dünyayı nükleer, kimyasal ve biyolojik silah tehdidinden korumak adına ülkeleri işgal ettiği masalına inanmak aptallıktan öte bir anlam ifade etmez. Amerikanın Ortadoğuya bakışı ve destekçilerinin niyetini bile bile yalanları gerçekmiş gibi kabul edip peşine takılmak Türkiye gibi Müslüman ülkeler açısından din kardeşlerini terkedip Haçlıların peşine düşmek, onlara hedeflerine ulaşmaları konusunda destek vermek anlamına gelir.

Irak ve İranın nükleer silahlara sahip oldukları iddialarının asılsızlığı ayan beyan ortada olduğu gibi İsrailin yıllardan beri nükleer, biyolojik ve kimyasal silaha sahip olduğu da bir gerçek. Nedense bir Müslüman ülkenin nükleer silaha sahip olması değil, olma ihtimalinin belirmesi karşısında hemen harekete geçen ABD ve yandaşlarının İsrailin elindeki nükleer silahları hiç dillendirmemeleri de bir samimiyetsizlik örneğidir.

Diyebiliriz ki, şu anda sebebi her ne  olursa olsun Museviler ile İseviler arasında bir ittifak söz konusudur ve bu ittifakın hedefi İslâm Dünyasıdır. Büyük Ortadoğu Projesinin hedeflerinden birisinin de İsrailin çevresindeki ülkeleri parçalamak ve böylece zayıflatmak olduğu düşünüldüğünde bugün Türkiyenin İsrail ile işbirliğini geliştirmesinin bir tek şartı vardır o da işbirliğinin kesinlikle İsrailin lehine sonuçlar vermesidir. İsrailin lehine olmayacak işbirliği ve anlaşmanın içinde İsrailin, hatta ABDnin olması mümkün değildir. İsrail ve ABD için Filistin diye bir sorun yoktur.

Bu bakımdan Gül-Peres ortak basın toplantısının "Gül, Peresi İran için ikna edemedi" başlığı altında verilmesini yadırgamamak gerekir. İran konusunda Peresi ikna etmek bir yana, Peres Türkiyeyi İran konusunda Musevi-İsevi ittifakına dahil etmenin gayreti içindedir. Bu gerçekleri bilerek hareket etmek gerekiyor. Türkiye olarak İran, Irak, Suriye ya da bir başka Müslüman ülke İsrail için terkedilecek  olursa bilinmelidir ki, ne İsraili hedeflerinden vaz geçirmek mümkün olur ne de Türkiye, İsrail ve ABD ile müttefikliklerinin sahici dostluğunu kazanabilir. Elbette; şartlar, diplomasi ve ekonomi gereği yeryüzündeki tüm ülkelerle hiçbir ayrım yapmadan ilişkiler sürdürülecektir. Ancak, bugün yeryüzünde oluşmuş değişmez ittifak ve birliktelikleri de bilerek hareket etmek durumundayız. Söz gelimi İsrailden füze satın alacaksak buna bizi Amerikanın zorlamış olabileceğini hesaba katmak durumundayız. F-16 savaş uçaklarımızın yenilenmesi konusunda Amerikanın Türkiyeyi İsraile yönlendirmiş, hatta mecbur etmiş olduğunu hiç unutmadan.

Bunun için Musevi-İsevi ittifakının hedeflerini bilerek bu ittifakın mensupları ile iyi iliişkiler içinde olmaya çalışılacak ama, fazlaca da ümide kapılmamak gerekiyor. Bilinmelidir ki, Türkiye ne yaparsa yapsın İsrail ve yandaşları güçlü bir Filistin devletine izin vermeyeceklerdir. Bu arada devlet terörü uygulayan İsrailin terör konusunda Türkiyeye vereceği desteğin sonuçları da şimdiden iyice düşünülmelidir. Kısacası İsrail ile aynı çavula girmenin bedeli ağır olabilir.