İRAN’IN son dönemde yaptığı çıkış, açıkçası hem göz kamaştırıyor hem de zihinleri fazlasıyla karıştırıyor. Bu kafa karışıklığında İran İslam Devrimi sonrası ortaya konulan duruş-söylemler ile son dönem izlenen siyaset bağlamında ortaya çıkan ve etkisini iç-dış politikada göstermeye başlayan radikal dönüşüm oldukça etkili bir yere sahip.

Özellikle de “Büyük ve Küçük Şeytanlar” noktasında yaşanan gelişmeler, geleneksel “takiye” anlayışının ötesinde bir işbirliği sürecine işaret ediyor. En azından “bu şeytanların” İran’ın meşhur takiyeci diplomasisi hususunda fazlasıyla tecrübeli oldukları ortada iken. Dolayısıyla, ortada taraflar arasında tahmin edilenin çok daha ötesinde, uzun bir süreye yayılmış derin bir stratejik işbirliği söz konusu.

İran ve ABD/Batı arasındaki krizlerin, ortak tehditler ve fırsat alanları üzerinden aşılmaya çalışıldığı bu yeni dönemde Suriye ve Irak önemli bir test alanı vazifesi görüyor. İran, Batı ile arasında ortak işbirliği alanlarını devamlı şekilde ön plana çıkartıyor ve bu konularda fazlasıyla gönüllü olduğuna yönelik mesajları vermekten de çekinmiyor.

Türkiye’nin yerini İran mı alıyor

Pragmatizmin sınırlarını fazlasıyla zorlayan bu yaklaşım, Batı’nın İran ile nükleer krizi dondurmasında da etkili olmuşa benziyor. Başlangıçta bu sürece karşı çıkan İsrail’in İran’a yönelik tavır değişikliği bu açıdan dikkat çekici.

Görünen o ki, Obama yönetimi aradaki “güven sorununa” rağmen, yeni dönemde hem İslam dünyasına yönelik yeni politikalarında hem de Ortadoğu, Kafkasya ve Afganistan merkezli Orta Asya-Güney Asya ağırlıklı politikalarında bu ülkeye daha fazla rol vermek istiyor.

İran’ın dengeye dayalı çok yönlü politikası, başta petrol ve doğalgaz olmak üzere sahip olduğu enerji kaynakları, jeopolitik-stratejik konum ve önemiyle birlikte,  alanda bire bir mücadeleyi esas alan agresif dış politika anlayışı, ABD/Batı açısından bu ülkeyi ön plana çıkartıyor.

“Kürt Koridoru” ve İran’ın değişen Kürt politikası

Rusya ile kriz yaşayan Batı’nın, enerji güvenliği bağlamında Rusya’ya karşı İran’ı hem bir güzergâh hem de kaynak ülke olarak ön plana çıkartması ve Kürt Koridoru’yla birlikte Türkiye’yi bypass etmeye yönelik girişimlerin hız kazanmaya başlaması dikkat çekici. Düne kadar bölgede bir Kürt devletinin varlığına karşı çıkan İran’ın, Suriye ve Irak bağlamında Kürtlerle yakın işbirliğini esas alan işbirliği arayışları bu açıdan önemli.

Daha somut bir ifadeyle, İran IŞİD ve bölge Kürtlüğü üzerinden Batı ile yeni bir güven ilişkisi tesis etmeye çalışıyor desek, çok da yanılmış olmayız. Bu çıkar birlikteliğinin merkezinde de yine enerji yatıyor!

Bölge enerji kaynaklarının sevkiyatında Türkiye’yi bir seçenek olmaktan, hatta enerji güvenliği açısından güzergâh olarak riskli bir noktaya taşımaktan çekinilmeyen bu yeni dönemde PKK terör örgütünün boru hatlarını hedef almaya başlaması ve eş zamanlı olarak Erbil’de başlatılan siyasi kriz bir tesadüf olmasa gerek.

Türkiye’yi IŞİD üzerinden vurmak!

Türkiye’nin Bağdat-Erbil’e yönelik izlediği politika ve onun araçlarını hedef alan son gelişmeleri bu açıdan dikkatlice izlemek gerekiyor. Yeni sürece uygun olarak yapılan alan temizliği ve Ankara’ya yakın lider kadroların bir kısmının tasfiyesi bu açıdan önemli.

Türkiye’nin Kandil operasyonlarını bir krize çevrilmeye çalışıldığı bir dönemde Ankara ile Erbil ve Bağdat’ı karşı karşıya getirmeye yönelik hamlelerden birini de yine IŞİD oluşturuyor. Bu bağlamda, Irak eski Başbakanı Maliki’nin “Musul’un düşmesinin Ankara’da planlanan bir komplo olduğunu” söylemesi ve “komplonun Erbil’e hareket ettiğini” belirtmesi, Türkiye’yi yıpratmaya yönelik süreçte çıtanın daha da yükseltileceğine işaret ediyor. Bu arada, Maliki’nin bu açıklamayı üst düzey bir protokol ile ağırlandığı Tahran’dan yaptığını da belirtmeye gerek yok sanırım!

İran oyuna gelmemeli!

Türkiye’yi bölge Kürtlüğü ile derin bir krizin içine sokmayı hedefleyen ve bunu IŞİD terör örgütü ile desteklemeye çalışan bu kirli politikada Türkiye’nin hedef ülke haline getirilmesi ve İran’ın burada oynadığı rol, açıkçası Türkiye-İran tarihi dostluğu ile çok bir paralellik arz etmiyor.

Sınırından kuş uçurtmayan, gerektiğinde soluğu Kandil’de almasının bilen İran’ın, Türkiye’nin PKK terör örgütüne yönelik başlattığı askeri operasyonlarda lider kadronun bir kısmının İran’a geçişini ve buralardan Türkiye’ye yönelik yürüttüğü operasyonları görmemesi de açıkçası çok inandırıcı değil. Özellikle de, Suriye PKK’sı olarak bilinen PYD’nin Esad rejimine verdiği açık destek sonrası...