Varlıkla yokluk arasında ne uzun mesafe var. Yaşamak denilen
anılar haritasında boşluklardan oluşan zamanın gözenekleridir saatlerin tik
takında… İnsan bir sabah uyandığında bir sabah uyanamadığı olacak olan bir
soyut gerçek… İşte bir an, bir nefes, dünyayla insan arasında kurulan
ilişkideki iletişimsizliğin kılcal damarları… Varlık ve yokluk; aradaki ve’yi
kaldırınca boşluk nasıl da büyüyor. Bir göz açıp kapayıncaya kadar geçen zamana
hayat deniliyor. Hayat! Ne anlamsız kelime! Ölüm bir çıkış, bir yol ayrımı
olarak, insanın kendine dönmesi olarak, kendi gerçeğiyle gerçekleşmesi olarak,
bütün bu olarak’ları da yutup sonsuz boşluklar bırakarak varlığın üzerine
dağılma hâli…
İnsanın her zerrede kendini görmesi; dünyanın sonsuz kere
büyümüşlüğü ve bu büyümüşlüğün üzerine üzerine gelmesinin kederi… Atılan her
adımın toprağa değil de boşluğa isabet ettiğinin duyumsanması… Varlıkla kendi
arasındaki mesafenin giderek açılıyor olmasının verdiği ince çizgi, bir nefes
alıp vermeme anı… Adımlardaki zaman denen kaba gerçeğin her gün önünde
yığınlarca çoğalması… Açılmamış bir kapı, bir bulut yağmamış. Bir vakit ama hiç
geçirilmemiş… Taze birkaç dakika; dünyayla insan arasında gelişecek olan birkaç
yaprak. Ama hayır bütün kapılar, bütün pencereler kapalı. Sıkı sıkı. İnsan!
Evet insan! Sözlüklerden başka nerededir insan Yaşayan bir insan lazım.
İnsanlığı yaşayan bir insan. Fiili olarak. Sözlüklerden çıkmış, kendisi bir
sözlük olan dünya kütüphanesinde. Ama yok işte. Hayır şu insan sandığınız
kalabalıklar insan değil dünyanın gözeneklerine doluşmuş birer canlı. Son
teknolojiyle ölüme dahi çare arıyorlar şimdi. İnsandaki köprü ile suyun
arasındaki mesafenin anlamını taşıma büyüklüğünden yoksun olarak… Ölüm bir yol
ayrımı, bir çaresizlik çaresi, bir son defa dünyaya bakış… Son defa kocaman…
Dünyaya bakış! Bir arayış, bir çıkış yolu…
İntihar! İntihar dünyaya tokat atmaktır. İnsanların sahte
yaşamlarına tokat atmak. Yalancılara tokat atmaktır. Hayatını para ve güç
üzerine kurmuş olanlara tokat atmak. Yalakalara tokat atmaktır. Zenginlere
tokat atmak. İnsanın çaresizliği üzerinden sahte çareler üretip iyi insan, dürüst
insan olduklarını sananlara tokat atmaktır. İntihar paraya tapanlara tokat
atmaktır. Makam mevkie tapanlara tokat atmak. Kalbi taşlaşmışlara, merhamet
duygusundan yoksun olanlara tokat atmaktır. Gözlerini hırs bürümüşlere tokat
atmak. Hayatını birilerini yenmek üzerine kurmuş olanlara tokat atmaktır.
Hakaret edenlere tokat atmak. Yok sayanlara tokat atmaktır. Küçük düşürenlere
tokat atmak. İnsanı insan yerine komayanlara tokat atmaktır. Torpillilere tokat
atmak. Adam kayıranlara tokat atmaktır. Adil olmayan yöneticilere tokat atmak.
İntihar sadece bu dünyaya özgü kurulmuş, insan onurunu hiçe sayan, insanın
insaniliğini yok sayan, her şeyi maddiyata göre değerlendiren, manevi olan her
şeyi çiğneyen hâlihazırdaki dünya düzenine ve sistemine tokat atmaktır. İntihar
geride kalan bütün insanlara tokat atmak. Topluma, toplu bir şekilde, bir
kereye mahsus, esaslı bir tokat atmaktır. Tokat atmak… Var gücünle, son bir
kez!
Toplumun yüzü kızaracak mı Toplum bu tokatları yüzünde
hissedecek mi Sanmıyorum. Acı duyanlar olacak elbette. İçi sızlayanlar. İçi
yananlar. Dostları belki diyeceğim ama müntehirin dostu olmaz, olsaydı zaten
belki de bu dünyanın pisliklerine beraber katlanır, dünyayı değiştirmeye
beraber çalışır o zaman müntehir olmazdı…
Her büyük şair, her büyük yazar, her büyük insan intiharı
düşünmüştür. Bu pislik dolu dünyada intiharı düşünmeyen iyi bir insan
düşünemiyorum. Bazıları bilinir ama çoğu bilinmez. Çünkü intihara kalkışan
insan kalkışmasını anlatmaktan imtina eder. Bu yüzden kalkışması bilinmez. Yani
tokat atmak mecburiyetinde kaldığı elini kimseye söylemez… Söylediğinde de
sıkılarak söyler…
Dünya büyük bir yalnızlıktır. Çınlayan bir sessizlik.
Varlıkla yokluk arasında ipince bir çizgi; bu çizgiyi aşındıran bir dolu
kötülük… Ucu bucağı görünmeyen kötülükler denizi. Hangisiyle uğraşacaksın ya da
baş edeceksin… Hayır bu yenilgi değil tokat atmak için büyük bir gerekçe,
hiçbir sebebin ulaşamayacağı bir sebep… İnsanın insanca çaresizliği!
Ağır Roman Boğaz’da Bitti (Sabah gazetesinin manşeti, 9 Ocak
2013 Çarşamba) başlığını görünce içim cız etti; habere baktım, baktım, baktım…
Tam onbir yıl önce benim tasarladığımı Metin Kaçan gerçekleştirmiş… Ağır Roman
ve Fındık Sekiz kitaplarından tanıdığım romancı yazar Metin Kaçan, Boğaziçi
Köprüsü’nden atlayıp intihar etti. En son Aktüel dergisinde, kendisiyle yapılan
söyleşiyi okumuştum derginin yayımlandığı gün. Söyleşiyi okuduğumda aklıma ilk
gelen, intihar eder düşüncesi olmuştu nedense, insana ayan olurmuş ya öyle…
Toplum olarak utanmalıyız…
Metin Kaçan’ın dünyaya attığı tokadı yüzünde hisseden var
mı