İslam Enstitüsü’nde okurken hocalarımızdan birinin odasına girdiğimde, kendisine postayla gönderilen bir dergiyi gösterdi.

Dini gayret ve hassasiyetleri uç noktada diye bilinen adlarını bildiğimiz halde kendilerini görmediğimiz insanların İstanbul’da çıkardığı bir dergi idi.

Hoca, derginin üzerine el yazısıyla yazılan, “Seni şeriata davet ediyorum” yazısına dikkatimi çekti ve ben okulun dernek başkanı olmam nedeniyle, “Senin adamlar, beni şeriata davet ediyorlar” dedi.

Ben de ona, “Hocam, şeriatı sen bize öğretiyorsun. Ancak iki senedir senin derslerine katılan bu adını yazmayan kişi kimse, senin onda bıraktığın intibaı size yazmış.

Bana böyle bir şey yazsalardı ben söz ve davranışlarıma dikkat eder ve o adını bilmediğim, ama derslerime katıldığını bildiğim öğrencimde bıraktığım kötü intibaı düzeltmeye çalışırdım” demiştim.

Daha önce yazdığım makalemde gerçekleşen tartışmayı bir ilahiyat öğrencisine, “Sünneti inkâr eden öğretim üyesine, ders esnasında ayağa kalk, ceketini ilikle, en nazik kelimelerle çantasındaki Mushaf’a bakmak istediğini söyle. Baktıktan sonra ilk sayfada Fatiha süresini, son sayfanın son satırlarında da Nas süresinin olduğunu öğrenci arkadaşlarına da gösterdikten sonra:

“Hocam, Kur’an böylece toplu halde mi indi?” diye sor.

“Hayır, ‘Biz onu parça parça indirdik’ diyor Allah” diye cevap verecektir.

Doğru söyledin, “İnsanlara dura dura okuyasın diye biz Kur’ân’ı (ayet, ayet) ayırdık ve onu parça parça indirdik” diyor Rabbimiz. (İsra süresi ayet 17/106).

Bu ayette ve daha başka ayetlerde de parça parça indiği haber verilir. Yani 23 yılda indi.

Peki, yeni inen bir ayetin nereye yazılacağını kim belirliyordu?

Sevgili peygamberimiz, inen her ayeti, hemen arkadaşlarına tebliğ ediyordu ve Vahiy kâtiplerine de filan sürenin filan ayetinin hemen ardına yazınız diyordu.

Onun vahiy kâtiplerine söylediklerini bize nakleden de Sevgili Peygamberimizin eğitiminden geçen arkadaşlarıdır.

Yani sen, bu Mushaf’ı kabul etmekle yüzlerce hadisi binlerce sahabe haberini de kabul etmiş oluyorsun de” dediğimde, öğrenci: “Yapamam, çünkü hoca beni sınıfta bırakır” dedi.

Bir mekânda, dekanla karşılaştığımızda ben bu olayı anlattım, dekan bey, “Söyleseydi sınıfta bırakmazdı” dedi.

“Doğrudur belki bırakmazdı ama öğrenciye böyle bir kanaat oluşturulması doğru değil” dedim.

Anneniz, babanız, eşiniz, çocuklarınız, arkadaşlarınız, komşularınız size hoşunuza gitmeyen bir huyunuzu söylese ve siz de o kötü huyun sizde olmadığını iddia ediyorsanız, onu söyleyenle yüzleşmeyin, tartışmayın ve öyle olmadığınızı gösterin.

Eğer onun dediği sizde varsa hemen o kötü huyunuzu değiştirin.

Sevgili Peygamberimizle ashabı/arkadaşlarının yanından cenazeyle geçtiler. İnsanlar da o cenazeyi iyilikleriyle övdüler. Sevgili Peygamberimiz, “Vacip oldu” dedi. Sonra bir cenaze daha geçti ve onu da kötülükleriyle  yerdiler, yine, “Vacip oldu” dedi.

Hattab oğlu Ömer (Allah ondan razı olsun), “Ne vacip oldu?” diye sordu.

“Bunu iyilikleriyle övdünüz ona cennet vacip oldu, öbürünü de kötülükleriyle yerdiniz, ona da cehennem vacip oldu. Siz, yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz” buyurdu. (Buhari, Sahih, K. Cenazi, bab senaün-Nasi alel-meyyit 85, Müslim, Sahih, K. Cenaiz, bab 20).

İnsanlar üzerinde kötü intiba, etki, izlenim bırakmamaya çalışalım.

Bırakmışsak ve bizde de o kötülük varsa hemen terk edelim.

Eğer o söylenen bizde yoksa kötü intibaı/etkiyi düzeltmeye çalışalım.

Her şeyi yaratan, yaşatan, yöneten, bilen ve gören Rabbimiz, bize hiçbir ihtiyacı olmadığı halde biz Müslümanları şereflendirmek için “Allah’ın şahitleri” unvanını vermiştir:

“Böylece sizi insanlara karşı  (her türlü aşırılıktan uzak) orta (yolu izleyen, adil) bir ümmet kıldık ki, insanlara karşı (doğruluğun) şahitleri olasınız ve Resul de size şahit olsun…” (Bakara süresi ayet 2/143).

İnancımızın gereği gibi yaşamaya dikkat edelim, gerisi gelir.