Zor zamanlar geçirdik, daha zor zamanlardayız, derken daha da zor zamanlar gördük. “İşte şimdi çok daha zor zamanlardan geçiyoruz” derken daha da zor zamanlar olduğunu fark ettik. Bu durum bize, her zaman daha da zorunun olma ihtimalini öğretti. İnsan ne kadar tecrübe ederse etsin, tecrübe edilecek şeylerin bitmediği belli oldu artık. Yaşadıklarımız, tecrübe ettiklerimiz, hâlâ bilmediklerimizin olduğunu ispat eder gibi üzerimize üzerimize geliyor. Onun için, sadece yaşadığımız tecrübelerle değil, başkalarının tecrübeleri ile de yaşamak, bilinç seviyemizin artması için en gerekli etken gibi duruyor adeta.
Yaşanılan yorucu tecrübeler, dayanılmaz acılar, aklımızın almadığı olaylar, “artık dayanamıyorum” dediğimiz anlar bize başka bir dayanağa ihtiyacımız olduğunu öğretiyor. Sabır ve şükür. Her yaşanılana sabır ve her halimize şükür. Başka bir tarif ve başka bir çıkış yolu yok gibi. Allah (cc) insana kaldıramayacağı yük vermezmiş. O zaman direnişe devam. O zaman sabır üzere yaşamaya devam. O zaman şükür ile, her halimize şükür ile devam.
Her zaman istediğimiz gibi olmuyor. Her zaman planladığımız gibi olmuyor. Her zaman düşündüğümüz gibi olmuyor. Biz ne kadar plan yapsak da kader bize gülümseyerek icraya devam ediyor. Büyük ve kapsayıcı bir planın içinde küçük birer figüran gibi yaşıyoruz. Tarifini yaptığımız, bildiğimizi düşündüğümüz çok şey var ki, aslında hiç de bizim bildiğimiz ve düşündüğümüz gibi değil. İnsan mı? İnsan, aldanan, kibirlenen, böbürlenen, “ben” diyen, haddi aşan, yanılan, yenilen, yaratılan ve yok olan. Çok uzunca bir yolun yolcusu gibi hisseden fakat kısacık ömründe fazlasıyla hayallere dalan. İnsan, apaçık gerçeklere karşı çıkan, doğruyu yanlışı, iyiyi güzeli birbirine karıştıran. Hayat mı, yoksa insan mı daha garip?
Dünyanın dört bir tarafında, birbirinden farklı ve zor olaylar gören, birbirinden ayrı nimetlerle yaşayan insanoğlu. Bazı şeyleri anlamak, anlamlandırmak o kadar zor ki, susmak mı, konuşmak, koşmak mı, durmak mı ne zaman ne yapmalı bilinmiyor. Bir annenin, babanın, eşin ya da dostun omzuna mı yaslanmalı en hüzünlü zamanlarda, yoksa dağların, derelerin, denizlerin, ovaların, ağaçların omzuna mı yaslanmalı? Derdimizi bizim gibilere mi, yoksa taşa toprağa mı anlatmalı? En zor zamanlarımızda kitlelere mi, yoksa dağlara mı koşmalı? Bize kim dost kılındı, bizi kim dinler ve bizi kim anlar? Gerçekleri bilmek, gerçekle buluşmak o kadar zor ki. İnsan, yalnız mı kalmalı, yoksa konuşmalı mı, sessiz mi kalmalı yoksa haykırmalı mı? İnsan, bilmeyen ve bilinmeyense, soruların ne anlamı var ki!
