Batı Sorunu , Doğu Sorunu na benzemez. Bunun böyle
olmadığını da yine en iyi İngilizler bilir. Westphalia ve sonrası Avrupa da tüm
dönemlerde dengenin dengeleyicisi konumunda bulunan İngiliz İmparatorluğu
açısından yaşlı kıtadaki en ufak bir sapma, doğrudan doğruya İngiliz
çıkarlarına bir tehdit olarak algılanır ve hemen devreye girer. Bu durum adeta
bir refleks haline dönüşmüştür.
Bu noktada İngiltere üç ülkeye çok dikkat eder: Fransa,
Almanya ve Rusya. Bunlar içerisinde özellikle Almanya çok daha istisnai bir
yere sahiptir. Almanya yı başıboş bırakmanın ne anlama geldiğini, iki savaş
arasındaki dönemde yaptığı hatalardan ötürü gayet iyi bilir. Birinci de zar zor
kurtardığı imparatorluğu, ikinci savaşta ABD ye teslim etmek zorunda kalmıştır.
Dolayısıyla, Almanya yüzünden güneş batmayan imparatorluğunu kaybeden bir
İngiltere söz konusudur.
Almanya nın tarihsel kodlarına dönüşünü kendi sonu ile
eşdeğer gören İngiltere, Avrupa merkezli oyunların içinde dün olduğu gibi bugün
de var olmaya çalışmaktadır. Bu bir tercih değil, jeopolitik bir dayatmadır.
Nitekim İngiltere Başbakanı David Cameron 9 Mayıs Avrupa Günü nde yaptığı
konuşmada bu zorunluluğa vurgu yapmaktadır.
İngiltere AB den Ayrılamaz!
23 Haziran daki referanduma sayılı haftalar kala geçmişte
İngiltere nin Avrupa ya sırtını dönmüş olmasının pişmanlığının altını çizen
Cameron, ülkesinin Avrupa Birliği nden (AB) ayrılmasının Avrupa daki barışa
tehdit oluşturabileceğini ve savaş riskini arttırabileceğini ifade etmekte ve
şu soruyu sormakta: Kıtamızda barış ve istikrarın hiç kuşku olmadan güvende
olduğundan emin olabilir miyiz Bu alınmaya değer bir risk mi
Cameron bu soruya çok net bir cevap vermekte ve aynen
şöyle demekte: ...varsayımda bulunmak için acele etmezdim.
Başbakan ın en temel gerekçesi, İngiltere nin birliği
terk etmesi durumunda Avrupa da rekabetçi milliyetçilik çağına geri dönülecek
olması. Yani, Cameron a göre İngilteresiz AB, bölünmüş ve çatışan bir Avrupa
ile eş anlamlı olacaktır. Nitekim Cameron, İngiltere yi kıtadan izole eden
politikaların hiçbir zaman fayda sağlamadığını belirtmekte ve tarihsel hafızaya
başvurarak, Bölgemizde olanlar Britanya için önemli. Bu 1914 te, 1940 ta ve
1989 da da geçerliydi. Avrupa da işler yolunda gitmezse sonuçlarından muaf
olacağımızı sanmayalım demekte.
Dolayısıyla Cameron söz konusu referandumda oylanacak
temel mevzunun İngiltere nin AB yi terk etmesi ya da birlik içinde kalması
değil, Avrupa merkezli bir Üçüncü Dünya Savaşı nın (ya da paylaşım savaşının)
çıkıp çıkmaması olduğuna vurgu yapıyor. Aslında, buna tehdit gibi bir gerekçe
desek daha yerinde olur.
Bu izah, AB nin geldiği zavallı durumu ortaya koyması
açısından oldukça önemli. Düne kadar ortak değerler ve çıkarlar üzerinden bir
geleceğe işaret edilirken, şimdi savaş endişesinden dolayı zoraki bir
birlikteliğe dikkatler çekiliyor. Bunun AB açısından anlamı sil baştan ile
eşdeğerdir.
Büyük Patron Faktörü!
Cameron, böylesi bir kopmaya Büyük Patron un da müsaade
etmeyeceğinin farkında. Büyük Patron un küresel hegemonyasının iki büyük
sacayağından birini oluşturan Avrupa boyutunda İngiltere nin oynadığı rol,
Patron un çıkarlarının bölgedeki koruyucusu ve kollayıcısı olarak güvenlik
sigortası olmak.
Ve ABD bunu asla kaybetmek istemez. ABD, İngiltere yi
kaybettiği takdirde büyük tampon bölgeyi de kaybedeceğini bilir. Ara ara
yaptığı hatırlatmalar ve ince ayarlar da bundan ötürüdür. Obama nın giderayak
İngiltere ye gerçekleştirdiği ziyarette yaptığı tavsiye niteliğindeki uyarı da
farklı bir şekilde değerlendirilmedi.
Dolayısıyla, De Gaulle sonrası ancak bu topluluğa girme
imkânı bulabilen İngiltere nin AB den ayrılma gibi bir lüksü söz konusu bile
olamaz. Eğer bunu yapar ise, o zaman ABD ile de yolları ayırmaya ve kendi
politikalarını uygulamaya başlamış olan yeni bir İngiltere ile karşı karşıyayız
demektir ki o zaman bu durum çok şeyin değiştiğini gösterir.
Bu değişimden tüm Avrupa gibi, Ortadoğu ve Türkiye nin de
etkilenmesi kaçınılmaz olur. Ve bu olasılık birçok sorunun da cevabını
kendiliğinden beraberinde getirir.
AB den Firar Hazırlıkları mı
Soğuk Savaş ın bitişinden 25 yıl sonra Avrupalılar şimdi
birlikten ayrılmayı düşünüyor ve bu konuda İngilizler yalnız değil. Bu kapsamda
Edinbourgh Üniversitesi tarafından Almanya, Fransa, Polonya, İrlanda, İspanya
ve İsveç te gerçekleştirilen anket çalışmaları çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor.
En dikkat çekici husus, İngilizler gibi Fransızların da
AB üyeliğinden çıkmak için referandum istemesi. İsveçliler de bu anlamda
sıradaki yerini alıyor. Diğer ülkelerdeki oranlar da az değil. Örneğin,
İspanyolların yüzde 47 si, Almanların yüzde 45 i ve Polonyalıların yüzde 39 u
birlikten çıkmak için referandum istiyor.
Bu mevzuyu daha önce Yunan halkının gündeme taşıdığını
biliyoruz. Paralar suyunu çekince, Yunan halkı AB ye bye bye moduna
geçmişti...
Peki, AB bu duruma nasıl düştü Aslında cevabı çok basit.
AB, düne kadar gerçek krizlerle yüzleşmemişti. Şimdi dalgalar halinde gelen bir
seri bunalımla karşı karşıyalar ve bugüne kadar ortaya koydukları hiç bir
tedbir bu krizleri engelleyebilmiş değil.
Bu krizler neler mi Hemen bir kaçını sıralayalım: 1)
2008 Ekonomik Krizi, 2) 2008 Rusya-Gürcistan Savaşı, 3) Arap Baharı/Suriye
Krizi ve bunun mülteciler/göçmen boyutu, 4) Ukrayna-Kırım krizi, 5) Avrupa ya
yönelik IŞİD saldırıları/terör. İsterseniz buna bir de Türkiye krizini
ekleyin...
Sonuçta, tüm bu krizler AB nin aslında kağıttan bir
kaplan ve Nasreddin Hoca nın türbesi gibi bir kale olduğunu bizlere göstermiş
durumda. Meğer öküz ölünce ortaklık sadece bizde değil, Avrupalılarda da
bitiyormuş...