Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.
Bilelim ki, dinimizdeki sevaplar, bizim bu günkü muhasebecilerin yaptığı hesaba benzemez. Yüce Rabbimizin hesabı hesabımıza benzemiyor. Yüz milyar lirası olan bir mümin 10 milyarını hak hâkim olsun, ADİL BİR DÜZEN kurulsun diye davasının kuruluşlarına infak etmiş olsa, bir başka mümin de, olan 100 lirasının elli lirasını davası için infak etse, elli lira verenin sevabı diğerinden fazla oluyor. Biri mevcut sermayesinin yarısını, öbürü ise mevcut sermayesinin 10’da birini vermiştir. Sermayesinin yarısını verenin sevabı daha fazla oluyor. Onun için biz, benim bir şeyim yok demeyelim, verdiğim az demeyelim, sermayemize göre, gücümüze göre verelim. Rabbimiz bizi gücümüze göre sorumlu tutacaktır. Peygamberimiz bize mutlaka infakta bulunmamızı emrediyor: “Yarım hurma vermek suretiyle de olsa, cehennem ateşinden, kendinizi koruyun, bunu da bulamayan tatlı sözle kendini ateşten korusun” (Buhari, Müslim) Ümmet ve riyaseti, fakır ve yoksul müminlerin ihtiyaçlarını, yapılan bu infaklardan karşılaması önemli bir görevdir. Bunun en canlı örneğini Peygamberimiz ortaya koymuştur.
Ashaptan Bilâl, Süheyb, Salim, Mehca’ ve Habbab gibi yoksul sahabeler, Peygamberimiz (s.a.v)’in yardımı ile geçinirlerdi. Resulüllah (s.a.v) onlara verilecek bir şeyleri olmadığı zaman, mahcubiyetinden, söyleyecek bir söz bulamaz, yüzünü başka tarafa çevirir, fakat onların ihtiyaçlarını gidermek için Allah’tan kendisine imkân vermesini dilerdi. Rabbimiz buyuruyor, İSRA 28: “Eğer Rabbinden umduğun, beklemek durumunda olduğun bir rahmet için onların yüzlerine bakamıyorsan, hiç olmazsa kendilerine gönül alıcı bir söz söyle.” İhtiyaç sahiplerine güler yüz ve güzel bir söz söylemek de sadaka yerine geçmektedir. Allah, bize de, size de bol rızık versin, Allah, sizleri mesut ve müreffeh kılsın, gibi sözlerle onların gönüllerinin alınması, Utanmıyor musun, niçin dileniyorsun, git çalışsana ve benzeri sözlerle kırıcı olmamak gerekmektedir.
Ayrıca infakta bulunan kişi, onu alıp kabul edenin onurunu zedeleyecek davranışlardan da kaçınmalıdır. İnfak ederken kalp kırılmamalı, kibirlenilmemeli, eziyet edilmemeli ve yapılan infak başa kakılmamalıdır. Aksi halde yapılan infaktan fayda ve sevap yerine, günah ve azap gelir. BAKARA 262-264: “Mallarını Allah yolunda infak edip de arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, onların Allah katında has mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur, üzüntü de çekmeyeceklerdir. Güzel söz ve bağışlama, arkasından incitme gelen sadakadan daha iyidir. Allah zengindir, acelesi de yoktur. Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak pürüzsüz kaya haline getirivermiştir. Bunlar kazandıklarından hiçbir şeye sahip olamazlar. Allah, kâfirleri doğru yola iletmez.” Yapılan infak, sadece Allah için yapılmalı, infak edilen kişilerden herhangi bir karşılık beklenmemelidir. Bu mümin özelliğidir. İNSAN 8-9: “Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.” Ayette yaptıkları iyiliklerden dolayı bir karşılık beklemeyenler övülmektedir.
Allah yolunda infak etmenin sevabı büyüktür BAKAR 261: “Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki, her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah’ın lütfu geniştir, O her şeyi bilir.” Ayette bildirildiğine göre, İNFAK etmenin karşılığı olarak bire yedi yüz sevap verilmesi, bu ibadetin nefse ağır gelen bir ibadet olması sebebiyledir. Allah için vermek gerçekten zordur. Biz, Rabbimizin emirlerini yerine getirmeden, şuurlu bir Milli Görüşçü olup malımızla canımızla Allah yolunda CİHAD edenlerden olmadan cennete giremeyiz. TÖVBE 20: “İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla CİHAD edenler, rütbe bakımından Allah katında daha üstündürler. Kurtuluşa erenler de işte onlardır.” Vesselam.