Süphe yok ki bu dünya bir imtihan yeridir. Kimimiz dar rızıktan imtihan olur, ne kadar uğraşırsa uğraşsın, ne kadar çabalarsa çabalasın rızık temin edemez ve ona sabredip etmeyeceğine bakılır. Kimimize hesabı tutulamayacak kadar rızık verilip onun şükrünü eda edip edemeyeceğine ve o rızkı doğru şekilde doğru yerde kullanıp kullanamayacağına. Kimimiz mal mülk yokluğundan, başını sokacak bir evi olmadığı, evine götürecek bir ekmeği bulunmadığı, çalışacak bir işe sahip olamadığı için imtihan olur. Kimimiz kat kat evleri, son model arabaları, bir giydiğini bir daha görmediği kıyafetleri içinde, bunları Hakk uğruna kullanıp kullanmadığı, kendi refahı yanında ihtiyaç sahiplerini gözetip gözetmediğinden imtihan olur ve elbette tüm sahip olduklarını helal mi haram mı yollarla kazandığından hesaba çekilecektir.

Kimimiz evlenmez, bekâr hayatını doğru yerlerde doğru şekillerde değerlendirip değerlendiremediğinden, hayatının en verimli gençlik çağlarında insanlığa ve ümmete ne derece faydalı adımlar attığından hesaba çekilir. Kimimiz nikâhını sabır kalesi yapıp, kıblegâh evler ile evliliğini bir cihada dönüştürüp dönüştürmediğinden. Bazılarımızın çocuğu yoktur, ne kadar uğraşırsa uğraşsın evlat sahibi olamamıştır ve bu durum onun hayatının en büyük imtihanlarından biri olur. Bazılarımızın boy boy çocuğu vardır ve bu çocuklarla hakkını vererek ilgilenmek, onları Allah yolunda yetiştirmek en büyük imtihanıdır. Bazılarımız öğrencidir ve her gün okul çilesi, bitmeyen sınavlar, dolmayan ders saatleri ve anlaşılamayan hocalar ile sınanır. Bazılarımız meslek hayatının zorlukları, çalışma arkadaşları veya işverenlerinin çekilmezliği ile…

Toplumumuzda oturmuş olan, yalnızca fakir olanın, evi olmayanın, çocuğu olmayanın, işi olmayanın, bedenen birtakım eksiklikler içinde olanın imtihan içinde olduğu, bunun aksine varlıklı olan, işi olan, evli olup çocuk sahibi olan, alışılmış tabirle hali vakti yerinde olanın ise imtihandan muaf olduğu düşüncesi vardır. Oysa durum böyle değildir. Herkes her an, hayatının her aşamasında imtihan içindedir. Çünkü hayat başlı başına bir imtihandır.

Rabbimiz, maddeten sıkıntı çektirdiği kulundan, bir yandan o sıkıntılardan kurtulmak için sebeplere sarılmasını, bir yandan ise isyan etmeden sabretmesini beklerken, mal mülk verdiği, rahat içinde yaşattığı kulundan ise hem o refahına şükretmesini ve hem de o malını Allah yolunda kullanmasını bekler. Rabbimiz, evlat nasip etmediği kulundan, o haline sabretmesini ve Rabbinin vermediğinden de en az verdiği kadar razı olmasını beklerken, evlat nasip ettiği kulundan da hem kavli hem fiili olarak o yavrunun şükrünü eda etmesini ve o emanete gözü gibi bakmasını bekler. Aynı şekilde sağlık sorunları olan örneğin hep yatalak olan bir çocuğa sahip ebeveynden o çocuğa sabrederek bakmasını beklerken, sağlıklı çocuğa sahip anne babanın da o çocuğunun sağlığının hakkını vermesini bekler. Ayakları tutmayan, gözleri görmeyen, kulakları işitmeyen, zihinsel olarak eksikliği olan insanlar zaten o sıkıntıları ile yaşamaya ancak güç yetirirken, gözleri, kulakları, ayakları, zihin ve tüm organları tıkır tıkır işleyen insanlardan her bir organının hakkını vermesini bekler.

Elhamdülillah pek çoğumuz ufak tefek sağlık problemleri dışında sağlıklı bir bedene ve zihne sahibiz. Hepimizin başını sokacak güzel bir evi, kışın yakacak ateşi, giyecek kıyafetleri, evine neşe dolduran çocuk sesleri var. Eli kalem tutan, okuyan, okuduğunu anlayan insanlarız. Fakat şöyle garip durum var ki çoğumuzda, içten içe, bunlar zaten hakkımızmış gibi, olması gereken buymuş gibi, sahip olduğumuz bu nimetler için herhangi bir şey yapmamıza gerek yokmuş ve beş vakit namaz kılıp Ramazan’da oruç tutmak yeterliymiş gibi davranırız. Sağlıklı bedenlerimiz, sağlıklı evlatlarımız sanki bize tapuluymuşçasına keyfini sürer ve o nimetleri bize bahşedene minnet duymaz, “Acaba bunları bana veren benden ne istiyor?” diye düşünmeyiz.

Oysa “Her nimetin tasadduku kendi cinsinden olur” derler. Malın varsa malından vererek, sağlığın varsa Allah yolunda harcayarak, çocuğun varsa ümmete yetiştirerek, bekârsan evlilerden daha fazla koşturarak, evliysen evliliğini cihad edinerek, yazma kabiliyeti verilmişse Hakkı yazarak, hitabet yeteneğin varsa Hakkı konuşarak, vaktin elverişli ise boş vakit bırakmayacak derecede çalışarak verilen nimetlerin karşılığını ödememiz gerekiyor.

Hakkını ödeyemeyip şükrünü eda edemediğimiz her nimetin, aslında bizimmiş gibi görünen ama bize emanet olan her lütfun, daha dünyadayken, ansızın elimizden alınabileceğini ve ahirette, “Ben sana sağlıklı bir beden, göz nuru evlatlar, maddi imkânlar ve manevi uyarılar göndermedim mi” diyerek hesabının sorulacağını bilmemiz, bilmekle kalmayıp sürekli akılda ve kalpte tutmamız gerekiyor.