Bezm-i Elest te yani Kalû Belâda Allah, Adem (a.s) ı

yaratıp, kıyamete kadar gelecek olan insanları, onun sırtından veya sülbünden

zerreler halinde yaratıp, bu zerrelere ruh ve şekil verdi. Sonra bu ruhları

toplayıp, onlara Ben sizin Rabbiniz değil miyim dedi. Bunu söylerken de

Adem i ve onların kendilerini ve bütün evreni şahit tuttu ki kıyamet gününde bu

verdikleri sözden habersiz olduklarını iddia etmesinler, inkâr etmesinler...

Ruhlar da Evet, Rabbimizsin. diye O nu tasdik ettiler İşte ezelde yapılan bu

Evet Rabbimizsin diye tasdik etmemizin tanığı dünyada Allah a yaptığımız

ibadetlerdir. Ezeldeki bu sözümüze, yani Evet Rabbimizsin deyişimize sadık

kaldığımızı yahut sadık kalmayıp, inkâr ettiğimizi bu dünyadaki işlerimiz ispat

edecektir Sıdk ve ihlasla Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resûlullah dersek ve

bunu namazla, oruçla tamamlayıp, gücümüz yeterse zekât ve Hac gibi ibadetlerle

süslersek, o vakit Hakk ın ilâhi adalet mahkemesinde ezeldeki ikrarımıza yani

evet deyişimize sadık kaldığımıza hükmedilecektir...

Ezelde (Elestü Âleminde) Evet (Belâ) demiştin.

Buradaki (dünyadaki) sözümüz ve işimiz (yani bizim

dünyada yaptığımız işler, hareket ve sözlerimiz, dertlerimiz, keder ve

sabırlarımız ) imtihan için, ezel davasına getirdiğimiz şahitlerdir. (Mesnevi,

V, 174-175/16381)

Neden ezel hâkiminin mahkeme koridorunda susup

duruyoruz,

Biz buraya tanıklık etmek için gelmedik mi ( Neden

Allah ın bize emrettiklerine uyarak, insan gibi yaşayarak, tanıklığımızı yani

şahitliğimizi yerine getirmiyoruz ) (Mesnevi, V, 176-177/16382)

  Kıldığımız namaz,

tuttuğumuz oruç, verdiğimiz sadaka ve zekatlar, yaptığımız cihat (Allah yolunda

savaş) , dostlara hediyeler vermek, hasetten vazgeçmek, bizim ezelde verdiğimiz

sözün tanıklarından birkaçıdır.

Misafir davet etmek, doyurmak ve ihsanda bulunmak:

`Ey büyükler; biz de sizin gibi doğru dürüst müslümanız

demeyi göstermek içindir.

Hediyeler armağanlar ve bir şey sunuşlar (kime veriliyor

ve sunuluyorsa, ona

`Ben seninleyim, seni seviyorum diye şahitlikten

ibarettir. (Mesnevi, V, 185-186/16391-19392)

Böyle mal veya hediyeler vererek hayra çalışan bir

insanın içinde takva, cömertlik ve hayırseverlik cevheri var demektir. Bu

cevherin varlığının ispatı da tuttuğumuz oruç ve verdiğimiz zekatlardır. Onlar

Allah ın mahkemesinde yani Hakk ın ilâhi adalet mahkemesinde bize şahitlik

edeceklerdir. Oruç ve zekat şöyle diyecektir:

O oruç der ki: `Allah ım, bu kişi helâlden bile perhiz

etti (yani helâl lokmayı bile senin emrine uyarak yemedi oruç tuttu. )

Bu kişi nasıl olur da harama el atar (böyle oruç tutup,

aç kalışı onun harama meyli olmadığının delilidir.)

 Verdiği zekât der

ki: O çok sevdiği kendi malından ayırarak yoksula verdi.

Bu adam nasıl olur da din ehlinin, kendisiyle aynı dinde

aynı yolda olanların malını çalar ( Mesnevi, V, , 189-190/ 16395 16396)

Fakat biz orucu gösteriş için, oruçlu desinler, takva

sahibi desinler diye tutarsak, zekatı gösteriş için, insanları aldatmak için,

cömert desinler diye verirsek, ya da bu ibadetlerimize yalan karıştırırsak,

şuursuzca ibadet edip veya cimrilik edip vermemiz gerekenden daha az zekat

verirsek işte o zaman yandık. Yandık ki ne yandık. Çünkü İlahi adalet önünde bu

iki şahidin şahitliği kabul edilmeyecektir. Şunu unutmayalım:

Eğer avcı, kuşlara yem saçarsa bu onun cömertliğinden ,

merhametli olmasından dolayı değil, kuşları avlamak içindir.

Kedi de Ramazan ayında oruç tutar ama onun orucu gaflete

dalmış bir kuşu avlamak içindir. Bu yüzden kedi kendini uyur gösterir.

(Mesnevi, V, 192-193/16398, 16399)

Kedi mecburen aç kalır. Çünkü ev sahipleri oruçludur.

Gündüz yemek yemedikleri için kediye de bir şey vermezler. Aç olan kedi

avlanmak için pusuya yatar, kendini uyur gösterir. İşte riyakar insanlar da

böyledir. Halkı aldatmak için, bir köşeye çekilip, halvette ve itikafta gibi

gösterirler kendilerini.

Böyle gösteriş sahibi riyakar kişiler; yüzlerce kimseyi

hakiki takva ehli, gerçek Müslümanlar hakkında kötü zanna düşürüp, cömert

kişilerle oruç tutanların adını da kötüye çıkarırlar. (Mesnevi, V, 194/16400)

O halde orucu şöyle tutalım ki bu riyakar kişilerin

tuttuğu oruçtan ayrılsın ve orucumuzun kabul olsun şahitliği:

Oruç ayını bahane edip, yeme ve içmeyi azaltmaya

çalışmalı, vücudun midesini aç bırakıp, ruhun midesini beslemeliyiz. Hem de

tıka basa.

Küçük bir çocuk gibi, sana da ağlayan bir göz lazımdır.

Şerefini ve manevî zevkini yok eden ekmeği az ye.

Beden, gece gündüz ekmekle gelişmekte, dallanıp

yapraklanmada. Ama can dalı da yani ruh ve maneviyat da ekmekle karnını doyuran

bu beden yüzünden, yapraklarını dökmekte, hazana uğrayıp, sararıp solmaktadır.

Beden azığı canın yani ruhun azığını keser. Bunun için

ilkini , beden azığını azaltmak, diğerini yani canın, ruhun azığını çoğaltmak

ruhun zevkini artırmak gerek.

`Allah a borç verin buyrulmuştur, Ahzâb Sûresi nde. .

Sen de bu beden azığından borç ver. Yani yiyeceğini mümkün mertebe azalt ki

karşılığında gönlünde hakikat çimenleri yetişsin.

Borç ver, şu beden lokmasını azalt da, sana hiçbir gözün

görmediği yüz belirsin, görünsün. Yani bu fakirlere zekât ve sadaka ver, az ye

demektir.