Peker’in art arda yayınladığı videolar gündemi sarstı, siyaseti karıştırdı, zihinleri bulandırdı; mafya-siyaset-medya üçgenindeki kirli ilişkiler sarmalında derin devletin izlerinin silinmediğini gösterdi. Göbek bağı olmasa da geçmişte mitingler düzenleyip iktidarı destekleyen Peker, şimdi Türkiye’yi neden karıştırmaya çalışıyor? Tez elden “temiz eller operasyonu” başlatılmalı. Mafyayla kimler iş tutmuş? Bilelim! Mafya liderine neden koruma verilmiş? Bilelim! Soylu, “Mafyadan 10 bin dolar alan milletvekili”ni açıklasın! Bilelim! Bu ifşalarla kıyısından köşesinden haberdar olduğumuz pisliklerin hepsi açıklansın. Bilelim! Yeter artık... Türkiye bağırsaklarını temizlesin!
***
Ayağımıza pranga olan, bizi cendereye sokan, tek adamlığı getiren, istişareyi rafa kaldıran; otoriterliği besleyen, Meclis’i işlevsizleştiren; ortak akıl, ortak karar, ortak yönetimi rafa kaldıran sistemde, parti kimliği taşıyan Cumhurbaşkanı Erdoğan, tarafsızlığını yitirdi, siyasi polemiklerin göbeğine oturdu. Erdoğan, gerginlikten besleniyor, muhalefetle didişme üslubunu benimsiyor. Aynı üsluptaki diğer siyasetçiler de nezaketi, inceliği unutuyorlar, gerginler ve sinirliler. Oysa cennetmekân Erbakan Hoca’mız, Demirel, Ecevit, zıt fikirlerini bile tartarak nezaketle söyler, kırıcı olmaz, üsluplarını bozmazdı. Atalarımız, “Gırtlak dokuz boğum, sekizini yut birisini söyle” demişler. Siyasetçiler fren yapabilmeli, ağzından çıkanı kulağı duymalı; Yunus Emre’nin, “Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı / Söz ola ağula aşı, yağ ile bal ede bir söz” dizelerini hatırlamalı. Hesap edilmeden söylenen her söz, telafisi imkânsız sonuçlar getirir. Geçtiğimiz günlerde İyi Parti Genel Başkanı Akşener, Erdoğan’ı siyaseten Netenyahu’yla kıyasladı. Yanlış bir benzetmeydi. Rize’ye giden Akşener, protesto edildi, arbede yaşandı. Erdoğan, Akşener’e kızdı, grup toplantısında, “Gelin hanıma ders verdiler. Bu başlangıç, daha neler olacak neler” tehlikeli cümlesini kurdu. Akşener’in benzetmesi ne kadar yanlışsa, Erdoğan’ın sözleri de o kadar yanlış oldu. Ve iki yanlış bir doğru etmez. Bu ülkedeki herkesin emniyetini sağlaması gereken Erdoğan’ın sözleri sorumsuzluk örneğidir. Bundan sonra partisinde göze girmek isteyenlerin Erdoğan’ın canını sıkanları hedef tahtasına koymasının önü tehlikeli şekilde açılmıştır. Akşener’e “geçmiş olsun” dilemesi gereken Erdoğan’ın, “Yapılanlar doğru değildir. Yanlış bir benzetme yapmış olsa da O’nun emniyetini sağlamak benim görevimdir. Ben bu ülkenin herkesi kucaklayan Cumhurbaşkanıyım” demesi gerekirdi. Devlet adamlığı sorumluğu budur. Devlet adamlığı; Mehmet Akif’in, “Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa koyunu / Gelir de adl-i ilahi sorar Ömer’den onu” dizelerindeki adalet timsali Hz. Ömer’in (r.a.), “Dicle kenarındaki koyuna bile sahip çıkan” sorumluluğu omuzlarında taşımaktır. “Daha neler olacak?” ne demek? Tehdit mi, hedef gösterme mi, korkutma mı, sindirme mi, kışkırtma mı? Bu ne aymazlıktır, bu nasıl bir konuşmadır? Bu topluma yazık etmeyin. Gerginlikten, nezaketten uzak, agresif, sivri, iğneleyici dilden, sert ve kırıcı üsluptan artık vazgeçin. Türkiye’yi germeyin! Bunu hak etmiyoruz!..
DİPNOT: İlk çeyrekte Türkiye yüzde 7 büyümüş! On binlerce esnafın kepenk kapattığı, işlerin durduğu, işsizliğin, enflasyonun, faizin arttığı, dövizin uçup TL’nin yerlerde süründüğü, kimsenin cebinde beş kuruşun kalmadığı, çalışanların işini-aşını kaybettiği, pandeminin yıkıp geçtiği bu ekonomi nasıl ve nereye doğru büyüdü?! Biz Mars’ta değil bu ülkede yaşıyoruz yahu?! Bu veriler neye göre hazırlanıyor? Büyüyorsak, bizim de cebimize para girmesi gerekmiyor mu?