Bizim inancımızda hataları ve kusurları ifşa etmek değil, görmezden gelmek ve gizlemek esastır. İnsanların yanlışlarını gündeme getirmek, üzerine konuşmalar yapmak ve hatta bunu alay konusu haline getirmek Müslüman’a yakışmaz. Maalesef bugün popülizm uğruna her türlü değerimizi ayaklar altına alabiliyoruz, yeter ki biz paylaşımlarımızla etkileşim kazanalım, yeter ki biz de gündemde olalım, bizi de görsünler, bizden de bahsetsinler. Kaldı ki sosyal medya dünyasındaki paylaşımların çoğu taklit ve kötü birer kopyadan ibaret. Bir gündem üzerine tarihten önemli bir şahsın sözünü binlerce kişinin paylaşmasının ne gibi bir değeri olabilir ki. Dikkat ederseniz, aşırı paylaşım hastalığı sözün itibarını da tüketmeye başladı. Doğru olan, her konuda bir şeyler yazmak ya da konuşmaktan ziyade belli konularda ve hatta uzmanlık alanınız olan konularda bir şeyler dile getirmektir. Önüne gelen her paylaşıma laf yapıştırmaya çalışanları gündeme bile almıyorum. Müslüman, her türlü hareketi ile tutarlı ve disiplinli olmalıdır.

Oturup çay içmediğimiz, göz göze gelmediğimiz insanları sosyal medya üzerinden rahatsız etmek yanlış. Bizler inançlı insanlarız, düşmanımıza bile bize yakışır şekilde yaklaşmalıyız. Yüce kitabımız Kur’an'da Rabbimiz Hz. Musa'ya, Firavun'a karşı bile yumuşak dilli olması gerektiğini emrediyor. Peygamberimiz (sav) kendi mahallesindeki ölüm döşeğinde olan Yahudi çocuğa ziyarete gidiyor, Ebu Cehil'in çadırına defalarca gidiyor. İnsanlara karşı en zor zamanlarda bile "Allah'ım bilmiyorlar, onları affet, onlara hidayet ver" diye dua ediyor. Bizler yaşadığımız dönemin peygamber ve sahabe kıssaları anlatanları değil onların hayatlarını yaşayan ve yaşantıları ile örnek olan şahsiyetleri olmak zorundayız. Özellikle kardeşlerimize karşı yumuşak huylu, tatlı dilli ve çok daha sabırlı davranmalıyız. Elbette hepimiz hata yapıyoruz. Elbette hepimizin kızdığı kardeşleri var. Araya mesafe koyabiliriz, belki görüşmeyiz, arayıp sormayız ama biz yine de onları severiz, sevmek zorundayız. Çünkü biz inanıyoruz ki iman etmedikçe cennete gidemeyiz ve birbirimizi gerçekten sevmedikçe de iman etmiş olmayız. Müslüman, canının istediğini yapan değil, inancının gereği olarak Rabbimizin emir ve yasaklarına uygun hareket edendir. Son olarak şunu iyi bilmek gerekir ki; içinde yaşadığımız dünyada böyle boş işlerle kardeşlerinin kalbini kıranlar gerçekten hesap veremez. Yeni bir dünya kurma idealinin yolcuları, hedeflerine uygun bir karaktere sahip olmak zorundadırlar. Bu bir tercih değil, zarurettir.

Yukarıdaki iki paragrafı farklı zamanlarda sosyal medya hesaplarımdan paylaşmıştım. Eskiden beri söylerim. Bilinçli bir Müslüman’ın, her zaman ve her bulunduğu ortamda Allah rızası için ne yapabilirim, insanların kurtuluşu için elimden ne gelir diye düşünmesi lazım. Birtakım güncel popülist politikaların peşine takılarak kendimizi tehlikeye atmanın hiçbir anlamı yoktur. İyi, güzel, doğru ve adil olanın peşinden gitmek hepimizin bir numaralı vazifesi olmalı. Kendi aleyhimize dahi olsa hak olanın peşinden gitmeli ve hak olanı savunmalıyız. Hoşumuza gitmese de, canımız istemese de Rabbimizin emir ve yasaklarına uygun yaşamalıyız. Elbette hepimizin hataları var, hepimiz günahkârız. İnsanların birer melek olmadığını bilerek çok daha yüce gönüllü ve kapsayıcı olmak durumundayız. “Allah’ım sen affedicisin, affetmeyi seversin, bizi de affet” diye dua ediyoruz, aynı şekilde biz de insanları affetmeyi bilmeli ve becerebilmeliyiz. Yaşadığımız dünyayı güzelleştirmek bizim elimizde.