Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer

Bu konuyu yazmaya karar verdiğim gün (06.09.2007), yazarımız Mehmet Bozgeyik "Ara dayağını sade vatandaş yiyor!" başlıklı makalesinin daha başlangıcında önemli hatırlatmalar yapmış: Bu halk yaklaşık dört buçuk yıl ustaca oyalandı. "Size neler neler yapacağız ama görüyorsunuz Çankaya izin vermiyor! Hep bize köstek oluyor!" denildi. Cumhurbaşkanlığı seçimi esnasındaki malum "kriz" de iktidardaki partinin işine yaradı. Yeniden yapılan seçimde halk zımnî bir öfke ile, "Al sana, al sana, gözün doysun!" dercesine ve Aziz Nesinvâri târizleri bile göze alırcasına mevcut iktidarı âdeta reye boğdu. "Yap bakalım yapacağını!" dedi.

Yine aynı gün (06.09.2007) bir diğer yazarımız Yusuf Genç "Cumhurbaşkanı, emek ve sermayenin neresinde duruyor " başlıklı yazısını şöyle bitirmiş: Cumhurbaşkanının babasının sakallı olması, sanırım benim gibi sizi de ilgilendirmiyor. Öyleyse sorular şunlar: Cumhurbaşkanı, emek ve sermayenin neresinde duruyor Çokuluslu şirketleri, gücü, parayı ve yoksulluğu nereye koyuyor Medyadaki dikey ve yatay tekelleşmenin sahibi Doğan Holding ve türleri hakkında ne düşünüyor Milyonlarca yoksul hakkında, ekmek bulamayan binlerce insan hakkında, ırkından dolayı kovulan, dışlanan yüz binlerce işsiz hakkında ne yapmayı planlıyor Medeniyetlerle ilgili yeni düşüncesi nedir Savaşlarla ilgili, işgalle ilgili, Siyonizm ile ilgili ne düşünüyor Henüz üniversite öğrencisiyken hayranlıkla takip ettiği Nurettin Topçu yu hâlâ tanıyor mu Bu soruları ve daha fazlasını aynen ben de soruyorum.

*

Bu konu hassas ve önemli. Önemine binaen üzerinde biraz daha duralım. Öncelikle önceki cumhurbaşkanımızı bir kere daha, seçiliş şekli ve yaptıklarıyla kısaca hatırlayalım.

Ahmet Necdet Sezer cumhurbaşkanı seçilirken, bazı çalışma arkadaşlarımızla Ankara ya gittik ve yapılması gereken tavsiyeleri yaptık. Tavsiyelerimize rağmen, birilerinin istediği kimse devlet başkanı oldu. Ahmet Necdet Sezer i destekleyenler sonra hep nadim oldular. Önce Ecevit nankör diye hitap etti. Başörtüsü ve kamu alanı hikâyeleri ile vatandaşlarımızı yedi yıl ağlattı. İş bununla kalmadı; sonunda askerler de ona karşı tavır koymak zorunda kaldılar...

Ahmet Necdet Sezer in iyi tarafları da olmuştur.

 Ahmet Necdet Sezer, kendisini seçenlerin değil, kendi ideolojisinin uygulayıcısı olmuştur. Kukla bir devlet başkanı olmamıştır.

 Ahmet Necdet Sezer her ne kadar kendisi kan kusturmuşsa da, askeri müdahalelere sebebiyet vermemiştir. Kazasız belasız AK Parti ye ikinci/üçüncü defa iktidarı teslim etmiştir.

 Ahmet Necdet Sezer, cumhurbaşkanı olarak yeni başkana koltuğunu devretmiştir. İsteseydi yerinde kalabilirdi. [Mesela, Demirel in yaptığını yapar, bir başkasına başbakanlık görevi verebilirdi. Meclis seçime gitmemek için onun istediği hükümeti kurar, o hükümet de Gül ü değil, başkasını cumhurbaşkanı yapabilirdi. Bu gibi oyunlara girmemiştir.]

 Ahmet Necdet Sezer in Türk milletine yaptığı en büyük iyilik, 1 Mart Tezkeresi nin çıkmasını önlemek olmuştur. Bu o kadar büyük bir olaydır ki, onu en başarılı başkanlarından bir yapabilirdi.

*

Ahmet Necdet Sezer başarılı bir başkan olamadı, çünkü çok büyük hatalar yapmıştır.

 Her şeyden önce, baskı ile Meclis i korkutarak seçilmiş; hem de hukuk dışı kurallarla seçilmiştir. Seçilme yeterliliği olmadığı halde başkan olmuş ve itiraz edilmeden orada yedi yıldan fazla kalmıştır. Bunu hem de bir hukukçunun yapmasını kesinlikle makul göremeyiz.

 "Başörtüsü" ve "kamu alanı" gibi ne anlamı ne de tanımı olan ifadelerle hukukun kurallarını payimal etmiştir. Bir defa "kamu alanı" kavramı Türk mevzuatında yoktur. Hiçbir kanunda böyle bir tâbir geçmez. "Kamu görevi" vardır, "kamu malları" vardır ama "kamu alanı" olsa olsa meralar ve yollar olabilir. Bu yetmemiş gibi; Sezer anayasayı yasa koyucu yapmakla yetinmedi, hukukun temel kaidesini de çiğner beyanda bulundu; "Başörtüsü meselesini Anayasa çözmüştür!" dedi! Yargı geçmişte cereyan eden bir olay hakkında sadece o olayla ilgili karar alır; bu karar da sadece davacı ve davalıyı bağlar. Aldığı karar bozulamaz. Siz bunu genişletir de mahkemenin aldığı kararlar değiştirilmez şekline sokarsanız, ilkelden de geri olan düşüncelere dalarsınız. Devlet başkanı iken bu beyanlar -yanlış olmanın ötesinde- son derece sakıncalı olmuştur.

 Ahmet Necdet Sezer, Meclis toplantı sayısının üzerine çıkmaz gibi beyanlarda bulundu, Meclis i çalışmaz hâle getirdi. Bu idamlık suçtur. Bu yetmedi; bu eksikliği düzeltecek anayasayı da halk oylamasına götürdü, yani Meclis i tatil edecek tavırlar takındı. Halkımız bu yapılanlara karşı tavır alarak tehlikeyi atlattı, yoksa Cumhuriyet yıkılmaya doğru gidiyordu.

 Ahmet Necdet Sezer görevinin sonunda da yine kanunsuz iş yaptı; yedi yılını doldurduğu halde, geçmiştekilerin yaptığını yapmadı, görevi Meclis Başkanı na devretmeden orada oturdu! Yani, bir konuda açıklık yoksa teamül esastır. Burada teamülü çiğneyerek birkaç ay daha orada oturdu.

İşte, Ahmet Necdet Sezer i başarısız kılan sebepler bunlardır.