Soru: Bir kimseye Ramazan orucunun edasının farz olmasının şartları nelerdir

Cevab: Bismillâhirrahmanirrahim.

Bir kimseye, Ramazan orucunun edasının farz olmasının şartları:

1- Sıhhatli olmak. Hasta olanlara da oruç farzdır. Fakat hastalıkları oruç tutmalarına mani ise, iyileştikten sonra gününe gün kaza ederler.

2- Kadınlar hayız yani aybaşı, adet veya nifas yani loğusa halinde olmamalıdırlar. Bu halde olan kadınlar oruç tutamaz, namaz da kılamaz. Temizlendikten sonra sadece oruçlarını kaza ederler, namazlarını kaza etmezler.

3- Mukîm olmak. Ramazan ayında seferî olan kimselere de oruç farzdır. Fakat Ramazan da her halükârda oruç tutmaları gerekmez. İmkân bulurlarsa tutarlar, bulamazlarsa Ramazan dan sonra kaza ederler.

Orucun edasının sahih olmasının şartları

 Soru: Orucun edasının sahih, yani tutulan orucun kabul olunmasının şartları nelerdir

Cevab: Bismillâhirrahmanirrahim.

Orucun edasının sahih, yani tutulan orucun kabul olunmasının şartları:

1- Niyet etmek. Çünkü oruç, bir ibadettir. Niyetsiz ibadet olmaz. Ramazan orucuna niyet, hemen iftardan sonra veya ertesi gün kuşluk vaktine kadar herhangi bir anda yapılabilir. Oruç tutmak üzere sahura kalkmak da bir niyettir. Asıl niyet, insanın kalbindedir. Ancak diliyle de: Niyet ettim, Ramazan-ı Şerifin yarınki orucuna derse, daha iyi olur. Zamanı tayin edilmiş olan adak oruçları ile nafile yani farz veya vacib olmayarak ALLAH Teâlâ nın rızası için tutulan oruçlarının niyeti de böyledir. Fakat Ramazan orucunun kazasına, keffaret oruçlarına, nafile olarak başlanıp bozulan orucun kazasına ve zamanı tayin edilmemiş olan adak oruçlarına ise ancak, akşam iftardan itibaren sabah tan yeri ağarıncaya yani imsak vaktine kadar niyet edilir. Ondan sonra edilmez.

2- Orucu bozan ve oruca aykırı olan meselâ kadınlar için hayız veya nifas hâli şeylerden uzak durmak. Cünüblük hali, oruca mani değildir.

Oruç, iftar ve rükün

 Soru: Oruç ve iftar ne demektir ve rüknü yani temel esası nedir

Cevab: Bismillâhirrahmanirrahim.

Savm, sıyam yani oruç lügatta: İmsak, tutmak manasına gelir. Dini ıstılahta ise: Niyetlenip tan yeri ağarmaya başladığı zaman yani imsak vaktinden itibaren akşam güneş batıncaya kadar hiçbir şey yememek, içmemek ve cinsî münasebette bulunmamak demektir. İftar kelimesi de, oruç açmak, bozmak anlamındadır.

Orucun rüknü ise: Yeme, içme, cinsî vb. arzulardan, diğer bir ifadeyle orucu bozan şeylerden kaçınmaktır.

Şu hususu da önemle belirtelim ki: Oruç, belirli bir süre sadece yemeyi içmeyi bırakmak değil, aynı zamanda haramlardan ve her türlü kötülüklerden de uzaklaşmaktır. Bize helal olan yiyecek ve içeceklerden uzak durduğumuz gibi; dilimiz yalandan-gıybetten, ellerimiz haram işlerden, midemiz haram lokmadan, gözlerimiz harama bakmaktan, kulaklarımız yalan ve dedikodu dinlemekten, ayaklarımız haram-mekruh işler peşinde koşmaktan uzaklaşarak oruçtan nasibini almalı ve ömür boyu böyle devam etmelidir. Oruçludan beklenen budur.

Oruç tutan bir Müslüman çeşitli yemeklerle donatılmış sofranın başında iftar vaktine bir dakika kalsa bile, kendisine helâl olan yiyecek ve içeceklere elini sürmez. Çok acıkmış ve susamış olsa bile, sabırla iftar vaktini bekler. Oruç tutan bir mü minin, ALLAH Teâlâ nın emri karşısındaki bu teslimiyeti, ne ulvî bir manzaradır. Orucun Müslümana kazandırdığı bu nefis terbiyesi ve irade hakimiyeti, insanı nefsanî arzuların esaretinden kurtarıp adeta melekleştiren gerçek bir eğitimdir. Şimdi insafla düşünelim: Helâl olan şeylere bile elini sürmeyen bu oruçlu, nasıl olur da harama el uzatabilir. Vücûdunun ihtiyacı olan faydalı yiyecek ve içecekleri istediği zaman bırakabilen bir mü min, nasıl olur da haram içkileri kullanmaktan vazgeçmez, sigarayı bırakmaz.

Oruç, bize belirli bir süre helâl olan şeylerden uzaklaşmakla haramlardan sakınmayı öğretir.