Peygamberlerin çağrısını, uyarısını kulak ardı etmiş, ilkel kalmış toplumlarda, işler sözlü ve emir komuta ile yürür.

Azmış, yolu yitirmiş, zulme aracılık etmiş insanların oluşturduğu toplumlara, uyarıcı, yol gösterici, huzura ermeleri için yüce Allah peygamberler göndermiş.

Adalet çizgisinden sapmayın. Kendi ellerinizle yonttuklarınıza tapmayın… Hemcinslerinizi kutsamayın, onları göğün yedi katına çıkarmayın, sadece Allah’a secde edin… Kazancı yaratandan dileyin, diye yüksek sesle ikaz etmişler.

Gelin görün ki, kimileri bu uyarıları kulak ardı ederek, insan eti yemeye başlamış, kendini güçlü kılmak için komşusunu zayıf bırakmış, onu sömürmüş, onu insan yerine koymamış, hayatı yaşanmaz hale getirmiş…

Adaletsizlik kol gezmiş. Gücü olanlar kural koymaya başlamışlar. Feodal yapı bütün renkleriyle hayatı şekillendirmiş.

Cehaletin miladı yoktur.

Cahilliye dönemi geçmişte vardı, insanlar idraklerini kaybedince, heva ve heveslerine uyunca, bu karanlık süreç hemen hortlayıveriyor.

Birçok toplumun ızdırap yaşaması, peygamberlerin çağrısını unutmuş olmalarındandır.

Firavunlar, karunlar öldüler… Lakin ideolojileri, hayat tarzları, birçok coğrafyada, değişik hallerle devam ediyor.

İnsanın yaşamını, haysiyetini, namusunu temel kabul eden yaklaşımlar yerine, malı, mülkü ve makamı koyarsanız, işlerin varacağı yer bataklıktır.

Bugün… En çok bize lazım olan peygamberi metodu yakalamak, o çağrıları diri tutmaktır.

O çağrıların özünde kardeşlik vardır, barış vardır, huzur vardır, kurtuluş vardır… İnsaniyet, vicdan, adaletli bölüşüm vardır.

İnsanlar yukarılara doğru tırmanınca oksijenden ötürü başları döner… Siyasette, sosyal hayatta da bu durum değişmiyor… Yukarıya doğru çıkınca, alttakilerin, toplumun sesini az duyuyor elitler.

Böyle olunca da kopukluk başlıyor… Sanal bir dünyada yaşamaya başlıyor yöneticiler… Bu zinciri bir türlü kıramadık. Dün kınadıklarımızı yapar olduk.

Bunu yönetim için, sorumluluk alanlar için söylüyorum… Yani kendimiz için… Ülkeyi yönetenler için, huzura, adalete, insani ve İslami bir sisteme talip toplulukların için sarf ediyorum.

Kardeşlikte huzur var… Huzuru çoğaltan ise adalet duygusu ve yaptırımıdır.

Allah’ın kardeş kıldıklarının bugün kavga ediyor olmaları, birbirini boğazlamaları… birbirlerine karşı cihad ettiklerini iddia etmeleri tuhaf değil mi?

Bunca cedelin... Bunca teşvişin… Karmaşanın, karanlığın doğuracağı sonuç huzur ve adalet olabilir mi?

Adalet, kardeşliği de, huzuru da, ahiret yurdunu da garantiye alır, düşünenler için…

Günlük yaşayıp günlük ölenler… Davası, insanların şerefli yaşamaları olmayanlar, elbet, pislik çukurunda, kötülüğü yayarlar.

İktidarların, Müslümanların… Adaletli bir yaşam kurma sevdalıların bu durumda yapacakları şey, önce aynayı kendilerine tutarak kendilerini düzeltmeleri, sonra çevrelerini… Sonra mahallelerini, sonra ülkeyi, sonra dünyayı yaşanılır kılmalarıdır.

Bu, peygamberi metottur.

Bu metodun varacağı yer kurtululuştur beyler, kurtulmaktır, mutlu olmaktır…