ABD’Lİ meşhur Aktivist Noam Chomsky TV’lerin Kapitalist dünyadaki fonksiyonunu anlatırken şöyle der: “Kapitalist ülkelerdeki medyanın amacı 24 saat propaganda yaparak egemen değerleri halka aşılamaktır.”

En büyük mesaisini AB’nin verdiği ev ödevlerini yapmaya harcayan Türkiye’yi bu değerlendirmenin dışında tutmak mümkün mü Halk, Batı değerlerini enjekte etmeye çalışan TV’lerin bombardımanı altında. Burada, ifsada karşı ıslahı amaçlayan medyanın önemi ortaya çıkıyor. İfsadın ileri seviyede olduğu dikkate alınırsa, ıslah için çalışan medyanın ne kadar güçlü ve etkin olması gerektiği daha iyi anlaşılır.

TV5’in yayın hayatına başlamasının 10. yılı münasebetiyle 27. 5. 2014 tarihli Millî Gazete’de, TV5’in Genel Koordinatörü Mustafa Geçer’in bir röportajı yayınlandı. Sayın Geçer, medyanın önemi ve müspet medyanın önündeki problemler konusunda ilginç bilgiler verdi. “Ailenin vazgeçilmezliği”ni belirterek TV5’in konuyla ilgili hassasiyetini şöyle anlattı:

“Evde Müslüman bir ailenin veya Müslüman olmasa da aile kurumuna önem veren ailelerin çocuklarıyla, utanacağımız görüntü ve sahnelerin gösterilmediği, herkesin çok rahatlıkla çekinmeden izleyebileceği bir ekran oluşturduk. Bu konuda iddialıyız. Bizim kanalımızda buna mugayir bir kare görmeniz mümkün değildir. Aldığımız belgesellerde dahi çok titiz davranıyoruz.”

Diziler, yarışmalar, film ve eğlence programlarıyla Batılı hayat tarzının nasıl dayatıldığını hep birlikte takip ediyoruz. Batı’nın hastalıklı ve pörsümüş hayat anlayışı ışıltılı görsellerle idealize ediliyor. Kendi değerlerine yabancılaşmış olanlar da bunu yutuyor. Hangi ecdadın evlâdı olduğumuzun şuurunda olsak buna aldanır mıydık

MÜSBET MEDYA İHTİYACI

Sayın Geçer, TV5’in ahlâkî ve manevî değerlerimiz konusundaki hassasiyetini şöyle anlatıyor: “Toplumu bozacak; çocukları ve gençleri kötü etkileyecek, ilkelerimiz dışındaki hiçbir reklâmı kesinlikle TV5 ekranlarında bulamazsınız.”

Bazı TV’lerin görünen tahribatına ilâve olarak seyirciye hissettirmeden yapılanları da var. Çizgi filmler gibi. En çok izlenen yapımlarda bile, o masum görüntü altında çocuklarımızın şuur altına siyasî ve dinî semboller yerleştirerek farklı algı oluşturmaya çalışan öyle yapımlar var ki… Allah’a hesap verme sorumluluğu taşımayan insanlar her şeyi yapabiliyor. Şu örnek maksadımızı anlatmaya yeter, sanırım:

Yıllarca çocuklarımıza izletilen Sünger Bob çizgi filmi üzerinde ABD Virginia Üniversitesi bir araştırma yaptı. 4 yaşındaki 60 çocuk 3 gruba ayrılarak farklı çizgi filmler izletildi. Bir gruba da Sünger Bob çizgi filmi 11 dakika gösterildi. Sünger Bob filmini izleyen çocuklar diğer gruplara göre problemleri daha yavaş çözdüğü, dikkatini toplayamadığı ve olaylara geç reaksiyon gösterdiği ortaya çıktı. Uzmanlar, bu tür filmlerin çocuk beyninin sonuca yönelik hareket etme yetisini kontrol eden bölgesine zarar verip konsantrasyonu törpülediği sonucuna ulaştılar. (Anadolu Gençlik Dergisi, Sayı 142, Kasım 2011)

Bir de insanın şuur altını işgal eden subliminal mesajlar var. İnsan, ekrandaki ancak 24 kareyi görebiliyor. 25. kareyi göremiyor; ama algıyı şuur altına gönderiyor. Sorumsuz medyacılar, 25. kareyi nesilleri tahrif ve sömürü amaçlı kullanıyorlar. Cinsel algılar oluşturuyor, sembollerle şuur altına müdahale ediyorlar. Meselâ; ABD Irak’ı işgal ettiğinde 25. kareye “Direnmeyin” yazısı konarak Irak halkının önce zihinleri işgal altına alınmıştı.

Astronomik masraflar yapılarak seyirciye servis edilen programların bir amacı olduğu ortada. Kısaca; medyada ifsat ve ıslah amaçlı iki sınıf yayın var. Islah için yayın yapan medyaya sahip çıkmak bir insanlık görevi.

MÜSBET MEDYAYA SAHİP ÇIK

TV’lerin tek gelir kaynağı reklâmdır. Reklâm veren kardeşlerimiz parasıyla ıslaha mı, ifsada mı hizmet ettiklerini iyi düşünmeli. Hayat yalnız dünyadan ibaret değil. Hesap günü de var. Parayla ölçülemeyecek değerlerin de bulunduğunu unutmayalım.

Sayın Geçer, bu konudaki engelleri şöyle anlatıyor: “Belli bir ilke doğrultusunda yayın yapıyorsanız, dünyadaki egemen güçlere karşıysanız bu sektörde pek çok zorlukla karşılaşıyorsunuz. Bu zorluk ve sıkıntılarla mücadeleye hazır olmalısınız. Bugün Türkiye’de 4 milyar dolarlık bir reklâm pastası var. Biz, bu pastanın ancak on binde birini alabiliyoruz.”

Müspet medyanın önemini çok iyi bilen Erbakan Hoca, 1973’te Millî Gazete’nin, daha sonra Kanal 7’nin kuruluşuna öncülük etti. Kanal 7’nin kuruluş amacından sapmasıyla 2004 yılında TV5’i kurmak için bir ekip oluşturdu.

Müslümanlar olarak evrensel bir mesajımız var. Kitabımız bütün hayatı kuşatarak insanın her alandaki problemlerine çözümler sunuyor: “Kuru ve yaş ne varsa hepsi bu kitabın içindedir.” (En’am, 59) Bu hakikatlerin insanlara ulaştırılması önemli bir görev.

Biz, başka limanlara demir atamayız. Yabancıların sahte hayat tarzına özenemeyiz. Çünkü; tabiî, insan yapısına uygun bir inanca sahibiz. Yöneticisi ve izleyicisiyle, değerlerimizin mücadelesini veren TV5’e sahip çıkacak; yayınlarını takip ederek maddî ve manevî desteğimizi eksik etmeyeceğiz. Yanlışını fark edersek kardeşçe hatırlatacağız. Erbakan Hoca; “Millî Görüş’ün bir amacı da insanları zorla cennete iteklemektir” derdi.

Dikkat ediyor musunuz İslâm dünyasının nabzı TV5’te atıyor. Uluslararası Müslüman Topluluklar Kongresi’ni, Zalimlere Lânet Mitingleri’ni yalnız bu ekrandan izledik. MGV ve AGD’nin muhteşem İstanbul’un Fethi Kutlamaları yalnız orada canlı olarak yayınlandı. Millî Gazete ve TV5’in olmadığı bir Türkiye’yi düşünmek bile istemiyorum. Bir şeyin kıymeti kaybedince anlaşılıyor. Bu duruma düşmeden her kademede üzerimize düşeni yapmalıyız.