Dershane tartışmaları öylesine gündemimize gelip oturdu ki, giderek neyin doğru neyin yanlış olduğunu toplum anlayamaz oldu. Her konuda olduğu gibi gene ‘evetçiler’ ile ‘hayırcılar’ olarak toplum ikiye ayrıldı. Her iki taraf da kendisinin doğru söylediğine toplumu buna inandırmaya çalışıyor. Dershanelerin fayda ve zararları ortaya konulsa da toplum bunu tartarak tartışmada yerini alabilmiş olsa sanıyorum ülke ve toplum açısından daha yararlı bir tartışma yapılıyor olurdu.

Şimdi de yapılıyor mu bilmiyorum, geçmişte okullarda münazaralar yapılırdı. Bir konu belirlenir, öğrenciler iki gruba ayrılarak belirlenen konu tartışılırdı. Söz gelimi dershaneler tartışma konusu olarak seçilmiş olsaydı bir taraf dershanelerin faydalı, diğer grup da zararlı olduğunu savunurdu. Münazaralarda esas olan hakikatin araştırılması ve bulunması değildi. Tartışmada galip gelmek, karşı tarafı mağlup etmek esastı. Hatta gruplar belirlenirken öğrenciler doğru olduğuna inanmadıkları tarafta bile yer alabilirlerdi. Mantık oyunlarına güvenenler ortaya çıkardı. Tezlerini savunmak için çeşitli mantık oyunlarına başvurulur, deliller getirilirdi.

Sanki dershane tartışmaları da böyle bir münazara tartışmasına döndürülmüş görünüyor. Söylediklerimi son günlerde medyaya yansıyan bazı haberlere dayanarak izah etmek istiyorum. Söz gelimi, manşet olmuş haberde, “Halk lüks otellere de gidemiyor, kapatalım” sözleri bana geçmişteki münazaraları hatırlattı. Söz, mana itibariyle doğru olmakla birlikte savunulacak bir yanı yok. Bir defa tartışılan konu lüks otele gidip gidememekle savunulacak bir konu değil, çocuklarımızın geleceğini tartışırken, gidilse de olur gidilmese de mesabesindeki lüks otellerle konuyu savunmak elma ile armudu toplamak gibi bir şey. Öte yandan dershaneleri savunanlar öğrencilerin başarısını dershanelere bağlarken, karşı cevap bu yaklaşımın öğretmenlere saygısızlık olduğu tezini ileri sürüyor. Karşılıklı yanlışlarla tezlerine destek arayışı sürüp gidiyor. Öğrencilerin başarısını tek başına dershanelere bağlamak ne kadar yanlış ise başarısızlığın sebebini öğretmenlerde aramak da o kadar yanlış. Bir öğretmen 35–40 kişilik sınıflarda ders yapmak zorunda kalıyorsa o öğretmenden 16 kişilik sınıflarda ders yapan öğretmenin başarısını beklemek doğru olur mu Bu arada tartışma sırasında benim de sürekli olarak savunduğum gibi “Çocuklarımızın yarış atı olmaktan kurtarılması” gerektiği söyleniyor ki, doğru bir yaklaşım. Ama çocuklarımızı yarış atı haline getiren dershaneler değil, orta öğretime bile sınavla geçilen eğitim sisteminin bir sonucu olarak dershaneler gelişti. Bu sistemin ortaya çıkardığı boşluğu dershaneler doldurmaya başlamıştır. Elbette bu işe girişenler para da kazanmışlardır. Bu sebeple ikide bir dershanelere yılda ne kadar para ödendiğini gündeme getirmenin de anlamı yoktur. Elbette, verilen bir hizmet karşılığı para alınacaktır.

Bu arada dershanelerin kaldırılması ile test sistemi arasında bağlantı kurulması da doğru değil. Çünkü test sistemini de dershaneler icat etmedi. Eğitim sisteminde testler vazgeçilemez olunca ister itemez dershaneler de test çözdürme merkezlerine dönüştü. Ayrıca bir test üretim ve basım merkezleri de oluştu. Bu da velilere ayrı bir külfet yükledi. Yani, test sisteminin eğitimden çıkartılması gerekli ama bunun dershanelerle izah edilmesi yanlış. Bir başka husus ise dershaneleri savunmak için buralara en çok dar gelirlilerin çocuklarının geldiğini söylemek de doğru bir yaklaşım değil. Bu bakımdan dershane meselesini bir münazara konusu halinde tartışmanın anlamı yok. Eğitim sistemi üzerine teklifi olanlar bunları söylemeli ve tartışılmalıdır. Çünkü sorun tamamen eğitim sistemi ile ilgidir. Dershaneler sistemdeki yanlışlardan dolayı ortaya çıkmıştır.