- Şeriatta Müçtehitler: Bunlar mutlak müçtehitler olup mezhep sahibidirler. Onlar, meseleleri çözmek için kendilerine göre bir metot oluşturmuş ve içtihatlarını buna göre vermişlerdir.
Hanefilerin Yaptığı Taksime Göre: İbn-i Kemal Hanefi fukehası/müçtehitleri yedi dereceye ayırmıştır. Bu tasnif bazı âlimlerce eleştirilse de elde derli toplu bir tasnif olduğundan itibar edilmektedir.
- Müntesip Müçtehitler: Bu müçtehitler bir mezhebe bağlıdır ve o mezhebin usulünü takip ederler. Sadece füru meselelerde imamlarına muhalefet ederler. Hanefiler arasında Ebu Yusuf, Muhammed ve Züfer’in mutlak müçtehit mi? Yoksa müntesip mi olduğu hep tartışılmıştır. İmamlarına bazı temel meselelerde de muhalefet ettikleri göz önüne alındığında mutlak müçtehit, fakat usulde tabi olduğundan müntesip olarak görülmektedir. Bu konu ihtilaflı olarak kalmıştır. Bu kategoriye şafilerden el-Müzeni’yi dâhil edebiliriz.
- Mezhepte Müçtehitler: Bu tabaka âlimleri de hem usulde ve hem de füruda imamlarına tabidirler. Onların yaptıkları, imamlarının bahsetmediği konularda görüş bildirmek olmuştur. Malikilere göre her çağda bulunması gereken müçtehitler bunlardır.
- Tercih Yapan Müçtehitler: Bu tabakadakiler, yeni görüş ileri sürmemiş mezhep imamlarının ve mezhep müçtehitlerinin içtihatları arasında delilleri inceleyerek en güçlü olanları tercih etmişlerdir.
- İstidlal Yapan Müçtehitler: Bu tasnifi İbn-i Abidin yapmıştır, fakat bu tercih ehlinin yaptığına benzer. Bunlar, içtihatları delil açısından inceleyerek sınıflandırmışlardır.
- Tahric Yapan Müçtehitler: Lügatte çıkarmak manasına olan tahrîc, ıstılahta fakîhlerin kavillerinden ve mezhep imamlarının mezheplerine ait metin ve kaidelerden şer’î hükümleri çıkarmak manasınadır. Tahrîc edene muharric, ehlü’l-tahrîc, sâhib’ut-tahrîcashâbu’l-vücûb denir. Bu tariften anlaşılıyor ki, müçtehit şer’î naslardan, muharric ise mezhebin nas ve kaidelerinden hüküm çıkarır.
Bir fakîhintahric yapabilmesi için şu vasıflara sahip olması gerekir:
- a) Mensup olduğu mezhep imamının ve ona tabi olan diğer müçtehitlerin içtihatlarını, o mezhebin fıkhî kaidelerini, delilleriyle birlikte bilmek.
- b) Deliller üzerinde tefekkür ve inceleme yapmaya muktedir olmak.
- c) İçinde bulunduğu cemiyetin örf ve âdetlerini, bulunduğu asrın ihtiyaçlarını bilmek.
İşte bu üç vasfı şahsında toplayan zata, muharric denir.
- Hafızlar Tabakası: Bunlar, mezhep imamlarının ve mezhep içerisindeki farklı görüşleri ve delilleri en iyi şekilde bilen kişidir.
- Mukallitler Tabakası: Onlar, delilleri ve hükümleri bilmeyen bir müçtehidin görüşüne tabi olan kişilerdir.
Hanefi Şafilere Göre Müçtehidi Tabakaları
- a) Hanefilere Göre
- Dinde müçtehit: Bu kategoride mutlak müçtehit vardır. Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, Malik ve Hanbel gibi.
- Mezhepte müçtehit: Bu müçtehitler aslında kendi başlarına birer müçtehit olmalarına rağmen, bir mezhebin kurallarına bağlı kalarak içtihat ederler. Bunlara örnek imam-ı Ebu Yusuf, Muhammed ve Züfer’dir.
- Mes’elede müçtehit: Mezheplerinde hükmü bulunmayan konular hakkında içtihatta bulunanlardır. Bu kişiler, Tahavi, Kerhi, Pezdevi ve Kadı Han gibi.
- Tahric ashabı: Mutlak müçtehit olmayıp, mezheplerindeki kapalı ifadeleri açıklarlar. Cassas ve Cürcani bunlara örnektir.
- Tercih ashabı: Bunlar, mezheplerindeki farklı görüşler arasında birisini tercih ederler. Kuduri, İbn-i Hummam ve Merğinani buna örnektir.
- Temyiz ashabı: Bunlar, kuvvetli ile zayıf rivayetleri birbirinden ayıran kişilerdir. Nesefi ve Mevsıli bunlardandır.
- Sırf mukallit: Bunlar müçtehit ve diğer grupların vasıflarına sahip olmayan sadece kendi mezhebinde uzman olan kişilerdir. İbn-i Abidin buna örnektir.
- b) Şafiilere Göre
- Mutlak müçtehit
- Müstakil müçtehit: Mezhep sahibi müçtehitlerdir.
- Müntesip müçtehit: Bir mezhebin usulünü benimseyen müçtehitler. Gazali ve Harameyn gibi.
- Muayyed müçtehit
- Mezhepte müçtehit: Bu, mensubu bulunduğu mezhep dairesinde içtihat eden fakih bir kişidir. Bunlara ashâb-ı vücûh, muharric, ashab-ı tahric de denir. Bu tabaka, Hanefilerin ashab-ı tahricine muadildir.
- Fetvada müçtehit: Mensubu bulundukları mezhepteki muhtelif kavillerden birini diğerine tercih ederek fetva veren fakihlerdir. Bu tabaka, Hanefilerin tercih ashabına muadildir.
Tarihte İçtihat
ESKİ ÜMMETLERDE TEK GÖRÜŞ VARDI VE YORUM YOKTU
İslam öncesindeki kavimlerde görüşler ve kurallar katıydı. Tek bir görüş vardı. Yoruma açık değildi. Ruhsatlar yoktu. Örneğin sidik vücutlarına değince orayı kesmeleri gerekiyordu. Günah işlediklerinde tövbe etmelerinin yolu nefislerine kıymaktı. Bu durum dinlerinin zor olmasına ve sıkıntıya neden oldu. Ama Allah bu ümmet üzerinde zorluğu kaldırdı. Bu Muhammed ümmetine verilen en büyük hediyedir.
Görüş ayrılıkları, yorumlar, içtihatlar bizim için rahmettir, sıkıntı değil. Herkes görüş ayrılıklarından korkuyor, bunu fitne olarak yorumluyor ve herkes ayetleri/hadisleri delil getirerek kişileri kendi görüşüne getirmek için mücadele ediyor. Hâlbuki böyle yapacaklarına çeşitli meseleler üzerindeki görüş ayrılıklarını, âlimlerin yorumlarını, içtihatlarını, delillerini öğrenseler daha faydalı olmuş olur ve kendilerinin de ufukları açılmış olur...
Peygamber Devrinde İçtihat
Peygamber (S.A.)’in asrında içtihat vardı. Fakat sınırları çok dardı. Çünkü vahiy devam ettiği için içtihada geniş çapta lüzum yoktu. Sahabeler bu devirde Peygamberden uzak oldukları zaman içtihatlarda bulunuyorlardı. Meselâ; AmrÎbn’ülÂs’ın da bulunduğu sefere çıkmış olan bir müfrezede bir kısım sahabelerin gusül etmesi gerekmişti. Su çok soğuktu, kullanılması imkânsızdı. Suyu ısıtma imkânını da bulamamışlardı. Bunun üzerine teyemmüm ederek namazlarını kıldılar. Müfrezede bulunanlardan bir kısmı teyemmümle namazlarını kıldıkları halde gusletme imkânına kavuştuktan sonra namazlarını iade ettiler. Bazıları da iade etmediler. Peygamber (S.A.V.) bu içtihadın her ikisini de kabul etti.
Peygamberimiz (S.A.V.) de içtihatta bulunuyordu. Dini veya sosyal konularda kendisine gelen soruları veya sorunları çözüyordu. Yalnız Peygamberin içtihadı başkalarının içtihadına benzemezdi. Eğer hata yaparsa doğrudan uyarılır veya düzeltilirdi. Çünkü onun yapacağı yanlışlık din haline gelebilirdi.
Peygamberin yaptığı içtihatlardan bazıları şunlardır:
- Bedir esirlerinin durumu hakkında yaptığı içtihat ve bu içtihada Kur’an’ın muhalefet etmesi. Cenabı Allah şöyle buyurur: “Hiç bir peygamberin yeryüzünde ağır basıp zaferler kazanıncaya kadar esirler alması vaki olmamıştır. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz. Hâlbuki Allah ahireti istiyor, Allah azizdir, hâkimdir. Eğer Allah’ın geçmiş bir yazısı olmasa idi aldığınızda (fidye) size herhalde büyük bir azap dokunurdu. Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl - hoş olarak yiyin. Allah’tan korkun. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir. Ey Peygamber, ellerinizdeki esirlere de ki: Eğer Allah’ın ezelî ilmine göre yüreklerinizde bir hayır varsa O, size sizden alınandan daha hayırlısını verir ve sizi yargılar. Allah çok esirgeyicidir.”
- Dişi hurma ağacının çiçeklerine erkek hurmanın tohumlarından sun’î bir şekilde aşılanması hususunda bir kısım sahabeler Hz. Peygambere başvurdular; O da, aşılamamalarını söyledi. Bunun üzerine o yıl hurma bol ürün vermedi. Bu vesile ile birisi Peygambere başvurarak durumu anlattı. Peygamber Efendimiz de, “Siz dünya işlerini daha iyi bilirsiniz” buyurdu. (M. Ebu Zehra-Mezhepler Tarihi)