Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimizi hayatımızın her noktasında kendimize örnek edinmeliyiz. O nu örnek almak: O nun getirdiği inanç sistemine sahip çıkmak ve hayatımıza tatbik etmemizle mümkün olacaktır. Bildiğiniz gibi O yaşayan bir Kur an-ı Kerim di. O nun getirdiği değerleri tatbik edenler Kur an-ı Kerim in emirlerini yerine getiriyor anlamıyla eşdeğerdir.

İnsanlığın her zaman ve mekânda Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin tebliğ ettiği ilâhî mesaja ve bu mesajın hayata geçirilmiş şekli olan O nun sünnetine ihtiyacı vardır. Çünkü İslâm, sadece Kur an-ı Kerim den ibaret değildir. O, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin şahsında açıklanmış, hayata geçirilmiş ve bizzat O nun öncülüğünde kurumlaşmış bir dindir. ALLAH Resûlü, bir taraftan Kur an-ı Kerim i tebliğ etmiş, bir taraftan O nu açıklamış ve uygulamaya koymuş, diğer taraftan da Kur an-ı Kerim in değinmediği konularda tamamlayıcı rol üstlenmiştir. Bu açıdan, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin ve dolayısıyla sünnetin dinde önemli bir yeri vardır. O nun bu konumu, Kur an-ı Kerim de çeşitli açılardan dile getirilmiştir. Buna göre; bazen Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimize mutlak itaat etmeyi, O na karşı çıkmamayı, O nun verdiği hükümlere boyun eğmeyi emreden, bazen O nun Kur an-ı Kerim i açıklamakla yükümlü olduğunu bildiren, bazen haram ve helâl kılma yetkisine sahip olduğunu belirten, bazen de müslümanların uyması gereken güzel bir örnek olduğunu gösteren âyet-i kerimelerin Kur an-ı Kerim de yer aldığı görülür.

Kur an-ı Kerim de yer alan bu âyet-i kerimeler açıkça gösteriyor ki, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz olmadan, Kur an-ı Kerim i anlamak, dini tam olarak uygulamak mümkün değildir. Ayrıca, Kur an-ı Kerim i açıklama ve yürürlüğe koyma yetkisini Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimize tanımak ya da tanımamak, insanlara değil, yalnızca ALLAH a ait bir yetkidir. Bu yetkiyi, Peygamberine bizzat Cenab-ı Hak tanımıştır.

Bu bakımdan şu veya bu gerekçelerle sünneti reddedip, İslâm ın sadece Kur an-ı Kerim le anlaşılması gerektiğini savunanların iddiası dün olduğu gibi, bugün de önyargılı ve gayrı samîmî bir anlayışın ürünü olmaktan öteye geçemez. Şurası muhakkak ki, bir müslüman için, dînî ve dünyevî ayrımı gözetmeksizin Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin örnekliği kaçınılmazdır. O nun gönderiliş gayesi, kendisine verilmiş olan risâlet görevinin insanlığa ulaştırılması ve bu amaç doğrultusunda bir toplumsal yapının kurulmasıdır. Bu amaçla söylediği sözler ve yaptığı uygulamalar, kimi zaman farz, kimi zaman haram, kimi zaman müstehab, kimi zaman da mübah diye nitelendirilen hükümlere kaynaklık etmektedir. Bu durum, Kur an-ı Kerim in buyrukları doğrultusunda, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimize itaatin ve O nu örnek edinmenin bir gereğidir.

Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin sünnetini bir kenara bırakarak İslâm ı kâmil manada yaşamak mümkün değildir. Sünnet İslâm ın vazgeçilmez bir unsurudur. Eğer sünneti bir kenara bırakırsanız, Kur an-ı Kerim in bir çok ayetini tatbik edemezsiniz. Kur an-ı Kerim i en iyi anlayan ve hayatına tatbik eden Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizdir. O nun fiil ve davranışlarında verilen mesajları bizler hayatımıza şiar edinir ve uygularsak, Kur an-ı Kerim i hayatımıza tatbik etmiş oluruz. Bu sebeple Sünnetin dışında bir İslâm düşünmek mümkün değildir.